Yardım - Arama - Üyeler - Takvim
Tam Forum Görünümü: RUHUMUN HİCRAN DAMLALARI...
www.gumushane.gen.tr - Forum > Şiirlerimiz > Şairlerimiz
Sayfalar: 1, 2, 3, 4
Mustafa CİLASUN
Ruhum çok perişanken!


Evet evet
Çok geçte olsa kabul ediyorum
Ben sana başından itibaren yanlış yaptığımı anladım

Biliyorum
Çok geç kaldım anlamak adına
Zekâ geriliği olmamasına rağmen kavramak hissetmek

Düşünmek adına
Sinede hesap ederek halleşmek
Hak ve hukuku mizan ölçüsü refakatinde nefeslenmek

Kimliğin aidiyeti
Kişiliğin açziyeti bir bir serilirken
Nihayetin mücerretliği hissedilirken, hidayet vesileyken

Hissetmenin
Koşulları hasrete amade iken
Gayretin nefeslerde neticelenmesi niyete muttali derken

Benliğin harında
Özün kıvamına vasıl olmak vesileyken
Hakkın huzuruna çıkmak ar isterken, ruhum çok perişanken

Senin hakkında
Her ne kadar hukukun sabit olsa da
Tevdi edilen töresel asabiyetler ve ne derler peşimdeyken

Seni sevmek
Ve hatta melalini anlayarak koklamak
Bağrında haline muttali olarak anlamlaşmak mümkün olmadı

Mütemadiyen
Kapı kulluğu senin bahtın olmuştu
Fark edememem, nazarını hissedememem cehaletin kalıntısı

Ey çocuğumun anası
Hakkın koruması altında ki sevdası
Gülün hasrettiği ve vedasında bahsettiği refikalarına atfettiği

Güzellikleri görememek
Bedensel ihtiyaçlar için fakirleşmek
Emanet kimliğini hissetmeden tahakküm etmek ne kadar acı

Davacı olmayacak kadar
Fedakâr olman var ya yüreğimi dağlayan an
Kalbimi hıçkıranlara boğan, nisa kimliğinde fevkalade manalaşan



Mustafa CİLASUN




Mustafa CİLASUN
Ayrık otu nizamsız nefs gibidir!


Bilir misin sen
Ayrık otu neden hiç sevilmez
Ona sevgi hasredilmez, şefkat gösterilmez halde yeşermez

Onu görmemek adına
Vakfedilen gayretler tükenmez
Torak dahi bunun yüzünden bazen sevilmez suda verilmez

O kadar sırnaşıktır ki
Hadsizliğin kıvamında rakipsizdir
Davranış bozukluğunda çok ahenksizdir, lakin çok etkindir

Nerede olsa kendine
Muhakkak bir yer edinmeyi bilendir
Sökülüp atılmasına aldırış etmeyen divanedir, hilkatiyledir

Marazlık için adrestir
Bir anlamda nefs gibi şedit sefildir
Adaptan nasipsiz, halden gailesiz, kalpten silik bir yelişliktir

Mümbit toprakların
Bereket âşıklarınız fevkalade hasmıdır
Bir ince hastalık misali sessiz kurutan, hal bırakmayan fevridir

Kontrolsüz heyecanın
Yaşamak adına azmin serencamıdır
Yılgınlık, yorgunluk hali ondan çok uzaktır her vakit yol alandır

İklimlere taş çıkartan
Mevsimlerin tarihini yazan hazandır
Varlık adına her ne kadar gayret gösterse de hiç anlaşılmayandır

Çünkü haddi aşandır
Marazlık için adeta vardır, bühtandır
Hasislikle anlamlı yaşayandır, kendiyle barışık olmayan varlıktır

Rahmetin sağanağında
Bereketi kurutandır, adıyla müsemmadır
Hak adına hakkı olmasına rağmen toprağın verimliliğini giderendir

İnsan kimliğinden arîdir
Zira her şey ona amade iken o sefildir
Silik duvarlar gibidir, kurşunilikte fevridir, filizleri titreten tizdir

Nizamsız nefs gibidir
Bilmesine rağmen haktan nasipsizdir
İrade olmaz ise ayrık otu, beşer kimliğinde fevkalade talihsizliktir



Mustafa CİLASUN





Mustafa CİLASUN
Ne çare olacak haline!


Bir gün
Çok geç olacak biliyorum
Arkamda bırakacaklarım ne söyler hiç bilmiyorum

Her gün
Bir adım öteye gidiyorum
Zamanı pervasızca tüketiyorum, ben ne biliyorum

Ruhu hissediyorum
Kalbe hissiyatla nazar ediyorum
Nefsin hadsizliğini biliyorum, acz içinde gidiyorum

Lekelerim kat kat
Günah olması için nedir şart
Heveslerde renkler çok rahat yaşamakta nedir fark

Anlamak için
Kalk ta silkinerek bir bak
Nihayetin sayfalarına uzanarak ibretle temaşaya sark

Ceddinden kalan
Lakin hazanlaşan kalıntılara tak
Haysiyet içinde tefekkür edip onursuzluğu biraz bırak

Ahvalini kuşatan
Seni kalbinden uzaklaştıran
Ruhun bizarlığını tınmadan arsızlıkla sürekli arka çıkan

Zamanını çalan
Bizzat kulluktan uzaklaştıran
Ruhunu hicrana mahkûm bırakan teranelere karşı uyan

Bak akıp
Gidiyor kendi halinde zaman
Ne kadar oyalansan haline solgunluk sudur edecek inan

Lakin çok
Geç kalmış olacaksın her an
Ruhun dirliğine avdet edeceksin şer an anlatacak zaman

Ne kadar
Sayfalara hayretle baksan da
Ne çare olacak haline sende düşün bir an hazanlaşmadan

Tavında makbuldür
Cazibe neden çeken güçtür
Varlığın erki, sahavetin fevki, imanın şevki ihsana rağbettir



Mustafa CİLASUN






Mustafa CİLASUN
Suskunluğumun muvazenesisin!

Ne sanıyorsun
Yılların eritemediği hasreti
Sancılar içinde çekilen nefesleri
Tarumar olan hislerimi terennüm ederken

Geceden gündüze
Akan zamanı demlerken
Dinmeyen hüznümü göğüslerken
Vaktin tecellisinde nihayetin izlerindeyken

Sen geliyorsun aklıma
Zihnim karma karışık olsa da
Kalbim asırların solgunluğuna maruzsa
Ruhum insicamında Hakk diyorsa hak getire

Toprağın neminde
Nüveleşen, tohumun umuduna
Hasredilen, düşlerin ülkesinde gizlenen
Hasreti çekilen, özlemi nemlendiren nerdesin

Bir selam olsun
Vermeye içtinap edersin
Niyazlarımın en müstesna yerindesin
Sinemde solmayan bir gülsün hissettiğim sensin

Kalbimdesin
Gün görmeyen melalin rengisin
Halime haz bahşeden suhuletli tefekkürsün
Ülfetimsin, süruru mekânımsın tek aşk sayfamsın

Anlamlandıransın
Düşünceme şevk katan bahtiyarsın
Hissiyatın baharında Zümrüdüankasın iyi ki varsın
Yıllar bizar bıraksa da, hasretin dağlasa da sevdasın

Umudun sağanağı
Nasibin mutlaklığı olsa da aşksın
Nazı müstesnasın, haz için hep varsın
Kanım aktığı sürece gönlümün tahtısın baharı hazzın

Ayrılığın olmayacağı
Serzenişin solunmadığı farksın
Berraklığın kadrinde teneffüs edilen aşksın
Her halükarda kıvancımsın ve sahifelerde romanımsın

Mısralarımda gizlediğim
Şiirlerimde derlediğim muhakkaksın
Şarkımın nakaratı, sazımın bam teli, neyimin nefesi
Gözyaşlarımın adresi, suskunluğumun da muvazenesisin


Mustafa CİLASUN


Mustafa CİLASUN
Çok geç!


Gelme artık
Yıllardır sudur ediyor halimde solgunluk
Yorgunluk ah nede yılgınlık kalmıyor hevesim ayık

Sakladığım
Koklamak için medet umduğum günler
Şevki bahar olan yaseminler rengârenk laleler soldu

Nereye baksam
Geceleri ayaza yaslansam donup kalsam
Taşlaşmış yastığımla, toprak kokan yatağımla hicrana

Kalmayan heyecan
Hevesler serzenişte lakin bakıyor mezar
Duvar köşelerinde çürüyen yapraklar billahi hakkım var

Açmayacak mı bahar
Her vakit hazan niye var, hüzünlü şarkılar
Gamı hazan suskunluklar, durmayan gözyaşları niye akar

Hasret bu denli mi
Sineyi dağlar, kelimeleri bağrı düğüm kokar
Aşk hüzün yaşamaksa şayet bilmem ki ne kadar vaktim var

Kulağım çınlasa ne yazar
Kalbimin titremelerinin kime ne zararı var
Sokak aralarında kimler neden sabahlar, ruhum çok bizar

Kader herkese var
Felek neden selam vermez azarlar
Yalnızlıkla muhabbet varsa neden yoktur bereket ve izzet

Hani nerede keyfiyet
Yaşamak haksa o vakit nedir çektiğim külfet
Kanaat idrak edilmeyince başlıyor işte nedamet sen seyret

İnsan kimliğinde şikâyet
Keşkeklerde adavet, benlik nüksediyor elbet
Lakin nasip bir hakikat, gayretin, rekabetin mücerret sebep

Küskünlüğü lağvet
Ruhun insicamında vardır muhakkak hikmet
Kalbin ritmine dikkat et, zaman içinde yaşanıyor hep fetret

Mizanı düşünmek sebep
Hal içinde edep, yeisler aklet kimlere dert
Vakit doluyor elbet şafak kimler için haşyet ve umuda sebep



Mustafa CİLASUN








Mustafa CİLASUN
İşte o vakit!


Sen olsun ağlama
Halimin hicranına karaları bağlama
Gözyaşlarının sağanağında sancılar yaşatma anla

Nasıl olsa gidiyorum
Nihayete hazırlığı biçiyorum şevkle
Her ne kadar hüznüm okunsa da sen hiç aldırma

Yaşamak farksa
Sanat olmaktan çıkarılıyorsa
Nitelikten azade olarak solumasa ne hazanım işte

Solgunluklar eşikte
Hissiyatın mor lekeleri içimde
Ruhum feveran etse de kalbim hicrana meyletse de

Her yolculuk
Yorgunluğa hazırlık değildir
Bazen vecd içinde sessizliğin dirliğinde bir ahenktir

Kimliğe inmektir
Hesap edebilmenin fevkidir
Nefesler müddetli, yârin hasreti, namelerde asrileşti

Muhabbet yenileşti
Farklı teraneler zihinlerde yer edindi
Özlem varlığa hasredildi, kelam ekâbir için şevkleşti

İşte o vakit
Çare adına suskunluğa inat
Takatsiz direnişler ne kadar hak, maslahatlar farklı tat

Artık umutlar
Düşlere hasrediliyor ne hazin
Türbeler rengârenk süsleniyor billahi vahim ne haddim

Ön yargı çok peşin
Zanlara rağbet etmek hazin mi hazin
Dışlamak çok yakın, hele birde fakirse işte o zaman bakın

Varlık kapatan
Marazları saklayan duraktır
Bir gün elbet hesabı akıl sahiplerinden haşyetle sorulacaktır

Avadanlık olanlar
Farkında olmadan yağdanlık edenler
Rızkın yegâne sahibini bilmeyen hederler olarak karşılanacaktır



Mustafa CİLASUN





Mustafa CİLASUN
Gül anlaşılmayınca aşk uzaklaşır!


En zarif
Bir iğne oyasının
Değirmen misali zamanı tüketirken

Dişlileri
Arasında öğütürken
Dilberi aşiyanın göz emeklerini

Seyrederken
Yüreğin çeperlerinden
İnce bir sızıntı hicranı sessizce başlar

Katlanılan
Çileler bir, bir dizilir
Senaryonun sayfalarında olduğu misali

O gül
Kokusu ellerin
Parmakları hayatın sabrını azimle dokur

Her ilmek
Tasarrufu rızayı bari
Hakikatine muttasıl olmak, erişmek içindir

Toprağın
Kıvamında ki tevazu
Coşkusunun hazzını yudumlayan zahit gibi

Analığın
Meşkini, nisa olmanın
Teslimiyet şevkini ve huzurunu bağışlarlar

İnsan
Olmanın, insanlığa
Kavuşmanın reçetesinde anlamlaşan mazi misali

Bu kadar
Zarif bir şekilde
Tanzim edilen gülü, latif rengini ve tenini

Koklamanın
Onların süruru halinden
Anlamanın sebebi, emanetin güzelliğinin halidir

Bu hakikate
Bigane kalan bir insan
Arzın en bedevi nefeslenen canı beşeridir

Onlar
Bir aşktır, sevdadır
Yağmurdur, karanfildir, edebi tevazuudur

Güzelliğin
Tek adresi, kâinatın
Güzide bahçesi değerinde bir zenginliktir

Sulbün
Banisi, sabilerin kanadı
Şefkatin en mübariz temsilcisi olan elçidir

Onlar
Hayatı anlamlı kılan
Mübelliği olan en değerli temel bir hazinedir

Güllerin
Kıymetini idrak
Etmeden solduranlar, hilkatinde uzaklaşandır

Acımasızca
Yapraklarını kopartıp
Ortalığa saçanlar, edebi dışlayanlar fütursuzdur

Gelir
Zafiyetiyle kullananlar
Öz annesini tanımayan onun kimliğini anlamayandır

Bunlar
Bizim analarımız
Bacılarımız, canımız, cananımız, kanımızdır

Yüreğim
Yanıyor hal kalmıyor
Cihanı arzda edebi hayâ maksatlı tarumar ediliyor

Ekranların
Kanlı tuzaklarında
Entrikanın odağında alenen ahlaksızlık anlatılıyor

Masum
Yürekleri alenen aldatıyor
Bir paye adına ne çirkeflikler hasıraltı ediliyor

Ne kadar
Masum kaldıkları
Çaresiz bırakılıp aldatıldıklarını görünce hayıflanıyorum

Gözlerden
Tek kan gelseydi
Yürekler defalarca hançerlenseydi edep uğruna

Şu dişler
Parçalansa, tırnaklar
Kerpetenle sökülseydi de hain eller cirit atmasaydı

Mavzer
Kurşunları her yanımı
Fütursuzca delik deşik etseydi ar mefkûrem kalsaydı



Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Sana açılmak!


Bilsen ki yüreğimi
Sana açmayı
Ne kadar çok isterdim
Kirliliğinden dem vurduğum
Nedamet ışıklarıyla

Soluduğum bu hayata
Bigane kalınca kalanımla
Çırpınırdım işte
Devayı umut adına sancılarımla

Güneş ah
Gün içinde müşahede
Ettiğim nice leş
Aşktan nasipsiz serkeş
Kuvvetli görününce artık pes

Menfaat tellallığında
Yarışıyordu her nedense herkes
Ey hasret kaldığım
Kan içinde canı anlayan kardeş

Sende halimi
Anlamaktan uzaklaşırsan
Hep daim baka kalırsan
Tahkikin içinde nefes
Alamazsan merakı bırakırsan

Aşkı arasan ne çıkar
Onu hissetmekten uzaklaşırken
Sen ben içimizde ki her dem
Ruhumuzda öngörülen

Acımak ağlamak kanmak
Adanmak gayeyle yaşamak
Bir hesap dâhilinde
Anlamlı olmak gayesiyle çalışmak

Hadiseler bakmak
Maziyle fikri tefekkürü aşılamak
Nebatatı unutmamak
Mahlûkat ile barışıklığı bulmak

Farkında olmak
Dikkatimiz oranında
Vicdani solumak
İrademizdi tercihlerimizle
Kimseyi suçlamamak

Nasip olunanda
Asıl hikmeti aramak
Gayreti bırakmamak
Hayatımızı anlamlı
Kılmak adına yaşamaya sarılmak



Mustafa CİLASUN



Mustafa CİLASUN
Kalsın!


Senin olsun,
Dilerim sen onsuz,
Sende bulunan sevda mı yarsız

Sen gamsız,
Aşk manada halsiz,
Dünya senin, sende bir anlamsız

Zorunda
Değildin, vermemeliydin,
Ümit sermemeliydin, kesmeliydin

Tefekkür
Konusu, hiç olmamalıydın,
Donmalıydın, elan kaybolmalıydın

Her zaman
Ten, olamaz arzulanan,
Zevkte bulunan, sonra da yok olan

Mana
Yoksunu, bir zavallı bulunan,
Kimliğinde kaybolan, sonra unutulan

Olmamalıydın,
Solmamalıydın sen,
Bir ceylan iken, kabalaşmamalıydın

Cazibede
Kaybolmadan yaşamalıydın,
Haysiyeti, nezaketi hep aramalıydın

Suhuletle
Nefeslenmeyi bilmeli
Zahire debelenmemeli nasip bilinmeli

Kanaate
Ne demeli ötelemeli mi
Tecellide ki hikmet terennüm edilmeli


Mustafa CİLASUN



Mustafa CİLASUN
Unutmak solgun sayfaları!


Sonsuzluk
Evet, ona doğru uzanmak
Düşlerinde baharı şevkle koklamak

Hazzın
Nihayetiyle süruru bulmak
Ruhun muvazenesini hazla ile yaşmak

Kalbin
Ritmini anlayarak
Murakabede öylece serinliğe uyanmak

Bir an olsun
Unutmak solgun sayfaları
Zihni karmaşaları ve ahenksiz sevdayı

Toprağa
Düşen has damlaları
Koklamak, belayı hatırlamak ve yaşamak

Toprakta
Çamurlaşmayı yaşamak
Maziyi solumak insanlık onuruna ulaşmak

Mazlum
Nefesi anlamayı başarmak
Hak adına konuşmak, rızayı azimle aramak

Nisa
Kimliğinde ülfetli olan
Şefkati, vesilelerde bularak okumayı anmak

Fideyken
Ana kimliğine sorgulamak
Asliyetini koruyarak hazla naifliği koklamak

Ötelerin
Sevdasını haykıran ney sesi
Onu üfleyenin aşk gailesi dinmeyen çileleri

Hüzzam
Şarkılarda gizlenir
Acemaşiran ve mahur semainin ak olan sesi

Tamburun
Hassasiyeti, udunda bam teli
Suskunluğun sineye akseden serzeniş hanesi

Ne sana
Ve nede yalnızlığa mahkûmun
Biliyorum mücerret ve müstakil olan bir ruhum

Kalpte
Muhafaza ettiğim niyet
En nihayetinde olacaktır benimde son umudum

Nedense
Yoktur bir korkum umutluyum
Cennete düşlerde yolcu değilim sadece bir kulum

Melanetlerin
Sancısı olmazsa bir kalpte
Hazan kimin derdiyse ruhun hası göstersene nerde

Mizan
Mücerretse, hukuk belliyle
Sende kalk bir düşün ve hürriyetin adına bir söyle

Muvazene
Nerede af seni bekliyor bekle
Ütopik ümitlerle, niteliksiz kimliklerle ve her yerde

O vahit
Hassasiyet nerede, mihenk önde
Hak tesliminde, Hakkaniyet emin ellerde düşünsene

Nefs
Muvacehesince
İdrak haznesi teslim olacak iradene ve sana amade

Haşyet eşikte
Merak kuşatacak her vesile
Halis ruhun duyacağı sesle irkilecek aşk muhabbetle

İşte sevda
Burada bir badire aşk ikliminde
Keyfiyet güfteleri çıkacak bir telaş içinde ve hayretle

Sazende nerede,
Sazı kendi derdinde hissetsene işte
Zaman kaldı mı fark etsene, hülyadan kurtulmayı dene

Sanatçı kimliğinde
Hak rızası aranacaktır hani nerede
Rezaletler iblisle, kanaat meleğin kadrinde ve tercihinle



Mustafa CİLASUN


Mustafa CİLASUN
Sonra ne olacak!


Artık bir daha mı asla
Geriye dönüp bakmak mı kat’a
Geçmişi hatırlayarak yaşamak mı hayır ola

Anları güne hasrederken
Günü zamana havale ederken
Nasib için nefesleri gayrete tevdi ederken

Hareket ve kuvvetin
Zerrenin hükmünde ki hikmetin
Müddetli nefesin, bahşedilen ömrün hükmü

Cihana teşrif edilen
Nesillerin tümü, sebebin rüknü
Kitabı celilin hükmü, aşikâr kanaatlerin tümü

Hesap edilecek
Defterler dürülecek teker teker
Gün yüzüne çıkacak, niyet ve amel karşılaşacak

Kalbi yabancılığın
Ruhi açmazların seni çok daraltacak
Sonra ne olacak, haşyet seni pek çok korkutacak

Umutlar artacak
Hamiyetli nefesler aranacak
Kime her ne yaptıysa hatırlatacak, hak tanınacak

Mazlum ve mağdur
Zalim ve hain sınıflara ayrılacak
Mizan koklanacak, bizzat o gül hasretle aranacak

İnisiyatif kalmayacak
İstisna olmayacak, hak yerini bulacak
Adalet akacak, her kez hakkına mutlak razı olacak

Nefsin açmazları
Sınırsız tahrikleri, haram tevessülleri
Hadsiz istekleri o kadar nezih anlatılacak ki şaşılacak

O vakit akıl sahibi
İrade safhasında ki açziyeti anılacak
Tercihlerin müsebbibi zorlanacak vesile olan korkacak

Ayan beyan ortaya çıkacak
Kul olmak hakkıyla çabuk anlaşılacak
Nelerden mahrum kalındığı hüzünle çabuk fark edilecek



Mustafa CİLASUN

Mustafa CİLASUN
Ruhlar ve yerleri!


Cismanî ruhun cesetteki yeri, sinedir.
Zahiri duygularla beraberdir.
Onun metaı şeriattır.
Yaptığı iş, Allah’ın emri olan farzlardır.
Allah-ü Teala o emirleri ile zahirdeki ahkâmı düzenlemiştir.

O ruh farzları eda ederken şirk ehli olmaz.
Çünkü Allah-ü Teala onun için şöyle buyurdu:

“O yaptığı ibadette Rabbine şirk koşmasın.

Allah (CC) birdir, bir’i sever.
Yani, ibadetin yalnız kendine has olmasını ister.
Dahası var;
Ameller gösterişsiz olmalı, duysunlar diye yapılmamalı.
Sonra yapılan ibadetin, dünyada iken kârı gözetilmemelidir.

Yapılan ibadetten hâsıl olacak velayet hali, keşif ve müşahede hali mülk âlemine aittir.
Bu haller yer zemininden sema yüksekliğine kadar böyledir.

Sonra, bazı bu âleme has Kevni keramet tabir edilen, ruhbanlara ait işler vardır.
Onlar da, suda yürümek, hava boşluğunda uçmak, az zamanda çok yer kat etmek…
Uzaktan söyleneni duymak ve iç âlemde gizli şeyleri haber vermek gibi şeylerdir…

Ahiret âleminde ise, bazı iyilikler bulabilir.
Onlar da cennet, huri, köşkler, güman, içkiler ve cennetin diğer nimetleri…
Bunlar, birinci cennet olan meva cennetindedir.

Revani ruhun yeri kalb dir.
Metaı, manevî yolculuğa dair olan ilimdir.
Bu ruhun meşgalesi Hakk’ın zatına ait isimlerin ilk dördü iledir.
Diğer on iki isimde olduğu gibi, bu dört isimde de ses, harf, konuşma olmaz.
Allah-ü Teala bu hale işaret için şöyle buyurdu:

“İster Allah deyiniz, isterse Rahman hangisini çağırsanız, çağırınız; güzel isimlerin hepsi O’nundur ”

Yine buyurdu:
“Güzel isimler o’nundur Onlarla çağırınız.”

Bu ayetlerdeki işaret şudur ki, uğraşılması gereken esaslı iş, ilahî isimlerdir.
O da iç âlemine dair olan bilgidir.
Bu bilgiden hâsıl olan marifete gelince:
Tevhid esmasının sonucu olduğunu söyleriz.

İlahî esmaya dair Peygamber (SAV) Efendimizin şu Hadis-i Şerifi vardır:

“Allah-ü Teala’nın (CC) doksan dokuz ismi vardır; herkim onları ezbere sayarsa, cennete girer.”
Anlatmak istediğimiz mevzuu açıklayan Peygamber (SAV) Efendimizin bir Hadis-i Şerifi de şöyledir:

“Ders bir harftir, tekrarı bindir.”

Yani, zata has isim bir tane; ama onun huyuna bürünen sayısız…
On iki ilahî isim, Lâ İlâhe İllallah cümlesinin esasına dayanır.
Çünkü bu cümlenin Harfleri on ikidir.

Allah-ü Teala (CC) , kalb işlerindeki her harfe bir isim verdi.
Ayrıca her âlemin üç ismi vardır. Allah-ü Teala (CC), sevenlerin kalbini öylece, sevgide sabit kıldı…

Bu durumu, Allah-ü Teala şöyle haber verdi:
“Allah iman eden kimselerin kalbini dünyada ve ahirette sabit söz üzerine tespit etti.”
Ve onlara, ünsiyet zevkini ihsan eyledi.

Tevhid ağacını onların kalbine yerleştirdi.
Aslı, yerin yedinci zemininde sabit olup, belki daha aşağıda; dallarına gelince, sema yüksekliğinden ta arşa kadar veya daha yukarı uzar.
Allah-ü Teala diğer Ayet-i Kerimede şöyle buyurur:

“O bir pak ağaca benzer, kökü yerde, dalı semaya uzar.”

Revani ruhun yeri, kalb hayatıdır.
Melekût âlemini müşahede eder.
Müşahede ettiği şeylerin bir kısmı, cennetler ve onun ehli, nurları ve içinde bulunan meleklerdir.

Sonra konuşması iç âleme dair olur. İlahî isimlerin batın manasını düşünür; sessiz ve harfsiz konuşur.
Bu ruhun, ahiretteki yeri ise, Naim cennetidir.

Sultani ruha gelince…
Onun da olduğu ve tasarruf ettiği bölge Fuad’dır.
Bunun metaı ise, marifettir.
İşine gelince, kalb dili ile vasıta kılınıp yalvarıları ilahî ilimlerin hepsidir.

Peygamber (SAV) Efendimiz ilmi anlatırken şöyle buyurur:

“İlim iki çeşittir.
Biri, dildeki ilim; bu Allah’ın kullarına karşı bir tutanağıdır, öbürü de kalplerdeki ilimdir. Faydalı olan da budur.”

Esas yararlı bilgi bu ilmin çerçevesi içindedir.
Peygamber (SAV) Efendimiz diğer bir Hadis-i Şerifinde ise. Şöyle buyurur:

“Kuran’ın bir dış, bir de iç manası vardır.”

Yine buyurur:

“Allah-ü Teala Kuran’ı on batında inzal eyledi…
Her batın mananın bir sonrası daha faydalı ve daha karlıdır.
Çünkü gerçeğe daha yakındır…”

Bahsettiğimiz, on iki ilahi isim, bir nevi Musa Nebinin (AS), tasa vurup açtığı on iki çeşmeye benzer.
Bu durumu, Allah-ü Teala bize şöyle haber verdi:
“Musa (AS), kavmi için bizden su talebinde bulundu.
Ona (AS): ‘Tasa sopanla vur.’ dedik, o zaman on iki göze fışkırdı.
Her cemaat, içeceği yeri bildi.”

Zahirdeki ilim, geçici yağmur suyuna benzer.
Batıni ilme gelince, temeli olan bir hazinedir ki bu, zahir ilimden daha yararlıdır.

Allah-ü Teala, bir misal olarak şöyle buyurur:

“Ölü yer, onlara kudretimizi bildiren bir delil olmalıdır.
Oraya can verdik, habbe çıkardık; ondan yemektedirler.”

Allah-ü Teala bu afakta habbe yarattı.
Bu habbe, hayvani nefsin kuvvetidir.
Bir de enfüsî âleme habbe halk etti.
O da, ruhanî ruhların kuvvetidir; gıdasıdır.

Peygamber (SAV) Efendimiz bir Hadis-i Şerifinde şöyle buyurur:

“Her kim kırk gününü ihlâs ile sabahlarsa, hikmet kaynakları kalbinden diline akar.”

Bu sultanî ruhun kârına gelince,
Cemal sıfatının tecellisini seyre dalıp hayran olmaktır.
Bunu Allah-ü Teala şöyle haber verdi:

“Fuad gördüğünü yalanlamadı.”

Bir Hadis-i Şerifte ise, bu durum daha başka anlatılır:

“Mümin, müminin aynasıdır.”

Birinci müminden imanlı kulun kalbi, ikinci, müminden ise, Allah-ü Teala murat ediliyor.
Allah-ü Teala bir sıfatının Mümin olduğunu bize şu ayetiyle bildirdi:

“O Mümin ve Müheymin’dir .”

Bu sultanî ruhun meskeni öbür âlemde, üçüncü cennet sayılan Firdevs cennetidir. Kutsi ruhun tasarruf ve durak yerine gelince, o da sır’dır.

Bu ruhun hali, şu kutsi hadisle anlatılır:

“İnsan benim sırrım; ben de insanın sırrıyım.”

Bu ruhun metaı hakikat ilmidir; bu ilim aynı zamanda Tevhid ilmidir.
Yaptığı işlere gelince, Tevhid isimlerine devamdır.
Buradaki devam, sır lisanı ile olur.
Öbürlerinde olduğu gibi, burada da zahiri nutuk yoktur:

“Sözü bağırarak demekte isen; o gizliyi bildiği gibi, en hafiyi de bilir.”

Kutsi ruhun haline Allah-ü Teala’dan başkası vakıf olamaz.

Bu ruhun kârı, mana yavrusunun zuhurudur.
Müşahede ettiği ve gördüğü, Allah-ü Teala’nın vecdidir.
Hem Celâl, hem de Cemal sıfatlarına bakar.

Bakışı sır gözü iledir.
O günde yüzler parlak olarak Rablerine bakarlar.
Orada benzeme ve benzetilme yoktur.
O işitir ve görür.

İnsan, gayesini bulunca, akıl inhisarı altına girer.
Kalpler hayrete dalar.
Diller tutulur; bu hallerden haber vermeye gücü yetmez.
Çünkü Allah-ü Teala görünen misallerden münezzehtir.

Anlattığımız bu haberler ilim sahiplerine ulaşınca, onlara gerekir ki, ilim makamlarını
Anlamaya çalışalar.

Bütün rağbetlerini, oraya yönelteler, gerçek yüzünü anlamaya bakalar.
Teveccühlerim daha ötelere aşıralar…

Daha yükseklere varalar.
Daha ilerisi ledünni ilme ereler.
Anlattığımız halleri inkâra sapmadan, zatî olan ehadiyet makamını bulmaya, irfan sahibi olmaya bakalar.

Kehf S. A.110


Mustafa CİLASUN






Mustafa CİLASUN
Hicran yufka yürekliyi bilir!


Takatim yetmeyince
Acizlik hale sudur edince
Zihin çekiliyor işte sessizliğe
Kalp ürperip halince dürülünce

Nice taş yastıklar vardır
Caddelerde banklar yataktır
Canlar yılgınlıkta bazen bizardır
Ruh yalnızdır, anlatmakta yersizdir

Yaşamak, nefesler almak
Lakin muhabbetten arî olmak
Aşkı hiç tanımamak azade olmak
Hissiyatı fark etmeden boşluğa bakmak

Dile gelen lakin bekleyen
Kelam etmekten imtina edilen
Sinede derlenen, sukutla kıdemleşen
Hal ikliminde yeşeren ve kemale erdiren

Hicranlar yufka yüreklidir
Hüzün ile birlikte hal için yeistir
Ancak kuvvetin yegâne sebebi bellidir
Neden kederlenilir ve nedamet davet edilir

Vasıl olmak ne kadar nasiptir
Gayrete amade neticeyi şevk midir
İrade nerede hüccettir kader keyfi midir
Aşk nefislerin vuzuhu için hasredilen erk midir

Bilirim hevesler çok renklidir
O an hissetmek hevese müsavimidir
Ruhlar kaç çeşittir, kalp kim için ferdir
Ve zihin insan kimliğinde ne kadar mücerrettir

Yürek ve kalp ne kadar eşittir
O vakit mahlûkatla farkımız nerdedir
Yalnızca kan pompalayan bir gerekçemidir
Yoksa idrak etmemize vesile olan tek payemidir

Ruh ve akıl ne kadar müsavidir
Yoksa bir bütünlüğün ifade misidir
Nefs ne kadar mükelleftir, akıl nicedir
Tercihi yapan irade değil midir yani kim haizdir

Ömür sağlığa amade müddet midir
Ecel hangi özelliklerde yalın bir niteliktir
Kulluk bilinçle netleşen, ihsanla asilleşen midir
Takva gerekçeleri nelerdir, bilmeden gitmek midir



Mustafa CİLASUN






Mustafa CİLASUN
Hicran yufka yürekliyi bilir!







Takatim yetmeyince

Acizlik hale sudur edince

Zihin çekiliyor işte sessizliğe

Kalp ürperip halince dürülünce



Nice taş yastıklar vardır

Caddelerde banklar yataktır

Canlar yılgınlıkta bazen bizardır

Ruh yalnızdır, anlatmakta yersizdir



Yaşamak, nefesler almak

Lakin muhabbetten arî olmak

Aşkı hiç tanımamak azade olmak

Hissiyatı fark etmeden boşluğa bakmak



Dile gelen lakin bekleyen

Kelam etmekten imtina edilen

Sinede derlenen, sukutla kıdemleşen

Hal ikliminde yeşeren ve kemale erdiren



Hicranlar yufka yüreklidir

Hüzün ile birlikte hal için yeistir

Ancak kuvvetin yegâne sebebi bellidir

Neden kederlenilir ve nedamet davet edilir



Vasıl olmak ne kadar nasiptir

Gayrete amade neticeyi şevk midir

İrade nerede hüccettir kader keyfi midir

Aşk nefislerin vuzuhu için hasredilen erk midir



Bilirim hevesler çok renklidir

O an hissetmek hevese müsavimidir

Ruhlar kaç çeşittir, kalp kim için ferdir

Ve zihin insan kimliğinde ne kadar mücerrettir



Yürek ve kalp ne kadar eşittir

O vakit mahlûkatla farkımız nerdedir

Yalnızca kan pompalayan bir gerekçemidir

Yoksa idrak etmemize vesile olan tek payemidir



Ruh ve akıl ne kadar müsavidir

Yoksa bir bütünlüğün ifade misidir

Nefs ne kadar mükelleftir, akıl nicedir

Tercihi yapan irade değil midir yani kim haizdir



Ömür sağlığa amade müddet midir

Ecel hangi özelliklerde yalın bir niteliktir

Kulluk bilinçle netleşen, ihsanla asilleşen midir

Takva gerekçeleri nelerdir, bilmeden gitmek midir







Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Solgun soluğum!







Ses etmeyin ne olur
Heyecanım bitap, yürekten solgunum!
Ses etmem, söz etmem, gölge dahi etmem!

Kimseye,

Hiçbir şeye, dahi gölgeye!
Bilinmeyenleri güfteleyen hazin geceye!



Sessizliğimde

Anlam bulan, heceye!
Siz aldırmayınız, hiçliğimdeki şu mezeye!

Mekân aramam,
Sinende ki aşkı, kimseye soramam!
Aşk mı, sevdamı, istesem meczuplaşamam!



Kalbim mi?

Beni sürükleyen anlamam
Divana durdum, densizliğimi görüp kahroldum!



Bildiğim,

Enaniyetimle kavruldum!
Haşyet bile kesmedi, müşkülümle mahvoldum!

Yürek kimde yok,
Kalp öylemi! Sadece ve hasretle yaratanı arar!



Kâinatın sahibi

Ancak orada yerini alır!
Vakıf olmayan, hazzı, aşkı nedense hep karıştırır!

Ne olur seslenmeyin,

Yalnızca bir ahenk arıyorum!
Arzı mekânda bulunca, ben halimde kayboluyorum!



Bedenim manasız,

Ahvalim biliyorum ki hesapsız!
Bu hayata, manasız bakmak bile, ne kadar anlamsız!

Anlamadan,

Bir hayatı solgun yaşadım!
Oysaki zevk aldım, anladığımı sandım çok aldandım!



Meşkten habersiz,

Yaşanan bir zevkle salındım!
Betbah ve bühtanlığı yaşamaktı ama şimdi hayıflandım!

Olacak ve olmuşlarda,

Mana bulmayanlar nazarlar!
Kuvvetin, gerçek sahibini bilmeyen canlar neyi umarlar!



Rahmetin,

Membaını kestiremeyenler!
Mey içse de âşık olsa da kendini avutsa da lakin ne yazar!







Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Sen ol hüzünle nefeslenerek yürüme!





Ben hazanı yaşarken, sen olsun üzülme
Dertlerin nevinde hicrana hiç bürünme
Şevkinden asla taviz verme, yeisleşme
Açan çiçeklerin renklerinde ve şefkatle

Bak günler gelip geçiyor kim kimi biliyor
İklim idrak içinde suhuletle ahenkleşiyor
Kalp kendi seyrine ritmine devam ediyor
Ruhun ufuklarda, seni şahitliğe çağırıyor

Anılan mazi sayfalarında, kalan hatırada
Nesillerin serencamında, mefkûre var ya
Maksat gül kokusuna hazla vasıl olmaksa
Kim kala, dert aşkı koklaya sevda bahara

O zaman ömür içinde bir netice olacaksa
Ahir bir vuslatın insicamında solunacaksa
Hicran solguna, heyecan vurguna hayrola
Niyet halis olunca dirlik suhulete bakınca

Nasibin olmadıkça kimler çıkacak karşına
Umut, her zaman senin azığın koklanınca
Kanaatin örtüsü kuşatınca, sabrın yakında
Sıratı müstakim, sana hasredilen kanımca

Ne olur, ben bizarken sen gel hüzünlenme
Güzel günler görmedim diye hicrana girme
Çektiğim hastalığa gözyaşlarını heder etme
Gülün dikeninde, çilenin hikmetinde serinle

Aşk ile dirliğini öncele, sevda ağında azimle
Kutlu nefeslerin hizmete de hasredilmesiyle
Benzemez kimse sana avare gönlün seyrinde
Halin meftun eden ikliminde, vicdan seninle

Dünya zevklerin diyarı olunca, dertler başka
Dareyn bir gaye olarak muazzamlaşınca aşkla
Maksat yaşamaksa, sanatkâr olmak bambaşka
İrade senin olunca, o tercihlerinde başucunda

O mizan çıkacak karşına kul olmak anlaşılacak
İhsanın ne demek olduğu da bizzat anlaşılacak
Hakkın rızası aranacak kul hakkı çok korkutacak
İnsan kimliği, âdem olmakla muvazene bulacak


Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Kurak iklimdedir kalbin!






Eski günlerdeyim yine
Sessizliğimin şahitliğinde
Solgun düşüncelerimin izlerinde
Halimin bedbinliğinde, şevksizliğin hercümerçliğinde

Diyorum kendi kendime
Ağla gönül ağla dertlerinle
Toprak saracak bir gün tenini
Muvazeneden yoksun zahirin, kurak iklimdedir kalbin

Burukluğum nüksediyor
Gözlerimden yaşlar iniyor
Takatim o anda kesiliyor
Titremeler başlıyor, tüylerim diken diken şahlanıyor

Ruhumun seyrinde daralma
Ufkumun genelinde bunalma
Kalbim mütemadiyen hicranda
Âlem kimliğimde buhranın şahitliği nüksediyor sanki

Bizlere yön verenleri andım
Maksatlarınca kullandıklarını anladım
Ben kime ne yapmıştım sadece inandım
Sevgiye hasret kaldım, bedevilikle barışmaya başladım

Yıllara sâri silkiniş geçiyor sinemden
Artık yeter, yetti artık bin beter
Çaresizliğin adı asla olamaz kader
Samimiyet adeta heder, kimliksizlikte şimdilerde değer

Oysa ne han ve ne de hamam
Olmadı bir gün böyle meramım
İhsana hastayım, ihlâsa çok tavım
Takiyyelere yabancıyım, ilmi siyasete de çok davacıyım

Sanki mihengimiz değişmişti
Emaneti tevdi eden gül hangi renkti
Refah kim için saadetti çok ötelendi
Saltanat içinde cennet talep edildi ve isimleri öncelendi

Hayır hayır ben yokum bu işte
Böyle bir sevdanın sahifelerinde
Hani aşk nerede, şevk hangi iklimde
Teraneler mütemadiyen bizimle, solgunluk nükseder halime


Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Gecemde hazzımsın!





Ruhuma nakşeden bir arsın
Kalbime korlaşan bir harsın
Aşk tadında hoş bir kıvamsın
Sen iyi ki varsın, olmasan sancıydın

Hasretin tahtında bulunansın
Sevda adına namsın, başkasın
Düşlerimde yastığım olacaksın
Günümde neşem, gecemde hazzımsın

Geçte olsa senle güldü bahtım
Şimdilerde sürurumla yolcuyum
Tasadan çok uzaklarda baharım
Rengârenk çiçekler arasında şakıyanım

Bülbülün figanında mı çağlarım
Kelebeğin kanatlarında uçanım
Bahtın kıvamında anlamlaşanım
Hazanlaşanlara olsun tüm bu niyazlarım

Severek yaşamak aşkı koklamak
Vesilelerde tefekkürle barışmak
Neticeye bakmak sabırda kalmak
Muradın hüviyetinde vuslat için yarışmak


Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Aşk tarifini haykırıyor!



Çok geç olmadan
Teslim etmem gerekiyor
Belki bu fırsatı ve takati
Bir daha bulamamanın hicranıyla
Benim için ne ifade ettiğini söylemeliyim

Bir zamanlar yalnız yaşıyordum
Solgunluğun adımlarında
Yılgınlığın arsızlığıyla
Merakın harmanıyla
Ve bomboş düşlerin girdabını soluyordum

Ne rahat bir uykum vardı
Kalbim hiçbir an hicransız olmadı
Ruhum ne kadar anlamlıydı
Hayat bir boşluk içinde geçirilen
Badirelerin safhası olmaktan başka neydi ki

Ne topraktan ve nede hasattan
Bereketi terennüm etmekten uzaksan
Zamanı idrak etmeden yaşarsan
Sağlığın ne demek olduğunu anlamadan
Beyhudeliği kuşansan adam olmaktan uzaksan

Hedefler mücerretleşmeden
Mefkûre azimle hissedilmeden
Kul olmanın ne olduğu bilinmeden
Aklın bahşedildiği idrak edilmeden
Nöbeti müddet için nefesleri de serdetmeden

Seni tanımak şahsım adına fırsattı
Bu sayede hislerin nizamı anlaşıldı
Şefkate ulaşıldı ve suhulet tanındı
Hizmetin ne demek olduğu aşikârdı
Lakin nefesin, sesin, sezgin dingin hislerin vardı

Halimi kuşatıyor ve çekiyordun
Kendimi alamıyordum, gülü tanıyordum
Ötelerin ne demek olduğunu anlıyordum
Ölmekten çok korkanken, umuda soyundum
Seninle ruhumu tanıdım, kalbimle başkalaşmıştım

Nezaketin, zarafetin başkaydı
Başka diyarların izlerini taşıyordu
Kanaatin ne kadar zenginlik olduğunu
Sabrın içinde açan çiçeklerin sunumu
O kadar harükülada ve o kadar eşsizdi ki anlatamam
Edebi seninle terennüm ettim
Sukut etmenin ne olduğunu hissettim
Kendi içimde yeşillendim ve renklendim
Aşkın tarifini ibret içinde keşfettim
İnsan kimliğine eriştim ve beşerliği azade etmiştim

Bu safhaların ne demek olduğunu
Bağnazlık içinde daralma korkusu
Baktığı halde göremeyen solgunu
Hissiyatın muvazeneden yoksun oluşu
Duyduğu halde işitemeyenin silik duvarların kalınlığı

İçime düşen ve sonradan alevlenen
Düşünce ikliminde zenginliği bilinen
Kelamın erdemiyle edebe bürünen
Hayânın ne demek olduğu idrak ettiren
Nisa kimliğini iğne oyası misali zarifçe işleyen aşktın

Sen kadınlar içinde anlamlaşan farktın
Nedameti dışladın bir gün ağzına almadın
Halini yalnızca kalbinin sahibine anlattın
Kitabı celili okurken mütemadiyen ağlardın
Aşkı yaşayan yekpare bir adamdın, hastın vefalıydın

Hala anlayamadığım hasletin vardı
Müşkülata kendini adeta hazla adardın
Varlığını kar’ın beyazlığında arardın
Çileyle çok barışıktın, yılgınlığı tanımazdın
Sen bereket adına yağmurun tadıydın, sağanaklaştın

Şimdilerde halime hüzün yaklaşıyor
Nefesin durmadan daralıyor, hal kalmıyor
Hiç eksilmeyen tebessümünün gülistan oluyor
İnsan olmanı farkı bu kadar sarih anlaşılıyor
Kul olmanın erdemi hatırlanıyor, aşk tarifini haykırıyor



Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Sabırla sevmek!






Uzak diyarlar
Sineme hasret kokusunu katar
Özlem bunun için var, hissiyat solgun bakar

Gözler yakar
Hal ikliminde görmek için yanar
Kalp buruk kalır ruh sancılarla sürekli uğraşır

Sessizce akar
Sağanak, sukuta merak salar
Umut nasibin tecellisine akar, sabır ise yakar

Sevmeye uzanmak
Onun hasretiyle yanmayı anmak
Aşk için nelere katlanabilineceğini sorgulamak

Kelamda muvazene bulmak
Anlaşılmak için gayrete sarılmak
Sebebini unutmadan, kalbin sahibinde kalmak

Gülü tanımak
Kokusuna yaslanarak okumak
Umudun filizlerini kurutmadan nesle devretmek

Zalimin zulmünü
Kitabı celil içindeki hükmünü
Mazlum için serdedilen o mukaddes değeri anmak

Nefesi niteliğe ulaştırmak
Nefsin nizamında mihengi bulmak
Ve cehtin ikliminde, vefanın seyrinde aşka ulaşmak

Halini tanımıyorsan
Kalbin sahibinden uzaklaşıyorsan
Ruhunla barışık olmuyorsan, beşer olarak kalıyorsun

Aklın hakkını vermiyorsun
İdrake gerekçelerle bağlanmıyorsun
Bilgi hamallığı yapıyorsun, zamanı sorgulamıyorsun

Hesabı bilmeden
Nefesin kadrine erişmeden
Tefekkürü öncelemeden sevmek ne kadar bilinçlidir



Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Bir gün vicdanın sızlar mı?





Ne kadar
Dertliyim haberin var mı?
Nasıl kederdeyim vicdanın sızlar mı?

Hangi derdin
Pençesinde kıvrandığı mı?
Ey nutku duran bir su al etsen olmaz mı?

Ne aşktan
Anlarsın nede sevildiğinden!
Mucize mi beklersin bilmem kimlerden!

Ey kendiyle
Yetinen, kederiyle filizlenen!
Bir kelamı dahi esirgeyen, sessizliği seçen!

Bir dost iken
Düşman mı olduk savrulduk
Kimlerin vicdanında mahkûm olduk solduk

Uçan kuştan,
Esen rüzgârdan medet umduk
Umutsuzluğu soluduk, gönülden mi kovulduk

Ya Rab sen
Kalbimin tek sahibisin, sevdamsın
Gönüllere en nadide aşkı yalnız sen koyansın

Neden beni
Böyle bitap bırakır, kapıyı açmazsın
Aşk yolunda hicranı hayatla, hüzünde koyarsın



Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Hacet kapısı!






Gecelerin


Mağrur sessizliğinde,


İleri geri gezerken,





Kasvetin


Sardığı benliğimde,


Bir ah çeker dalar giderim…





İrkilirim!


Yalnızlığımın…


Sis çeperlerinde…


Dayanamam…





Üflerim


Neyi, naz ile…





Kendimi,


Nağmelerde ararım.





Ahengin


Meşkine, gark olurum.


Deva ararım.





Yâri sevmenin,


Gönül vermenin,



Şerde


Direnmenin





Ve


Yalnızca



Ona


Yalvarmanın,


Gururu


Bulunmaz…





O


Hacet kapısıdır…





Seni


Dinlemekten,


Kat’a yorulmaz…




Ne yaptığını,


Neden yaptığını,


Zorunda kaldığını,


Pişman olduğunu,



Gönül sesinden,


Hiç üşenmeden,


Acaba demeden,


Ona anlatmalısın…





Öyle


Bir kapı ki





Seni,


Senden


Daha iyi bilen.





Sana


Hayat veren.


Yakin olan, takip eden





Ve


Bir mühlet veren,




O Zamana kadar,



Rızkı


Eksilmeyen,





Seni


İradene yönelten,


Yalnız bırakan,





Tercih


Hakkı veren,


Cezayı erteleyen,


Hatanı gizleyen,


Teklifsiz veren,





Bire on


Teklif eden,


Mesaj gönderen,


Zulümden kurtaran





Ve


İmkân veren,


Böyle müthiş bir kapı…





Dünyada yaşamak,


Elbet yetmez,


Çünkü ahiri var,





Ahirden


Bihaber olmak,


Bizatihi zahirleşmektir…





Hayatı


Anlamlı kılan,


Bir dünyayı tanımamak!


Mekanikleşmektir…





Manaya


Bigane kalanlar,


Maddede buharlaşan,


Beşeri Biçarelerdir…





Biliyoruz ki


Nimetin,


Kahrını külfet çeker…





Kişi


Ektiğini biçer,


Hak ne vakit tecelli,


Eder elbet bekleyeceğiz…





Gecenin


Sessizliğinde,


Kozmik bir âlemde,


Gezegenler süzülürken





Ve


Herkes uyurken,



Sen


Secdeye kapanan,





Seccadesi


Islanan ol,


Sabret, hamdet…






Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Farklılık burada!




Güzele
Herkes bakar…

Gülü
Cahiller koparır…

Bülbülü
Gafil esir alır…

Yüz’ü,
Arı bilmeyen kirletir…

Emanete ihanet,
Cahilindir…

Hakikate koşmak,
Akilindir…

Varlıkta,
Yok olmak,
Gafilindir…

Yoklukta,
Var olmak,
Ehliyettir…

Marifet,
Güzele bakmakta,
Değildir!

Aidiyet dikenedir,
Ayırmak bühtandır…

Bülbülde gül,
Gülde bülbül,
Özgürlüktür…

Yüz,
Edebin,
Perdesidir,

Kirlilik,
Onu zedeler…


Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Hınç kalbin darlığına sebep!




Acı içinde beş yılım heba olarak gitmişti
Vesileler sinemde nakşeden kara bir izdi
Nefes almak, müşkül olmaktan öte yeisti
Kurşuni hisler her yanında sırnaş adresti

Sancının mefkûresini bilirim ötelerdeydi
Lakin açziyet, halimin en vazgeçilmeziydi
Umut solgun damlaydı, yılgınlığım yakındı
Şevk çok uzaklaştı hayat anlamsız farktı

Ölmek kurtuluş adresi olsaydı acımazdım
Yaşamanın gayesine hiç vakıf olmasaydım
Mefkûre gayesinde solgunu solumasaydım
Aşk sancısı tatmasam, ruhu anlamasaydım

Hınç, her halükarda kalbin darlığına sebep
Kin ruhun sefilliğine icabet cahile ne hacet
Husumet, huzur için zillet adresi de adavet
Kul olmak için, suhulete ihtiyaç vardır elbet

Terki hal eden canı geri getirmek aklın işi mi
Nefsin nizamında açziyet, maslahatta hak mı
Hata tercihte istinat mı, iradede nedir farkı
Akıl düşünmeyen için vuslat mı sancı sanat mı

İki can bir birini tamamlayan ancak olgunlaşan
Kan içindeki devri âlemi anlamaktan azade olan
Heveslerine boğulan zafiyeti marifetle aklayan
Hatalarında tefekkürden uzaklaşan zavallı insan

Kim ne yaparsa heybesinde ki azığı o kadar olur
Ruhi lekeler uykuya hasret bırakır ve solgunlaşır
Yegâne ola adreste yanılır, işitmeyen soluk kalır
Bakar kör olmak kimlere yakışır mizanda yaklaşır



Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Susmak akıllı bir işti!





Vasat bir gün
Geçip gidiyordu yine sakince
Sokaklar sakinliğe müptela olmuştu her nedense

Pencere açılmışken
Sarkmıştım dışarıya aniden
Böyle bir alışkanlığım olmamasına rağmen neden

İçimi burukluk bastı
Bir kuş dahi fark edilmiyordu
Rüzgâr tenime temas etmeye şevk bulamıyordu

Bir göç yaşanmıştı sanki
Kimseler ve hatta çocuklar
Bomboş bırakmıştı sabrın harmanında sokakları

Devrim geldi aklıma
Tanklar her ne kadar olmasa da
Düşüncesi dahi korkuyu çağırıyordu anlamsızlıkla

Kapılar tekmelenirdi
Dipçiklerde nefesleri keserdi
Sorgusuz ve sualsiz kelepçeler bileklere geçirilirdi

Hukuk lav edilmişti
Nitelik suskunluğa çekilmişti
Tahakküm öncelenerek palaskalar sırta hızla inerdi

Bilmediğin suçlar
Bir bir yüzüne okunarak
Hakaretin en aşağılık olanları tükürükle yüzüne inerdi

Ne kadar dirensen de
Kaval kemiklerine inen darbeler
Gözleri kan çanağına döndürürdü, susmak akıllı bir işti

Zulmün nevileri
Zalimin anlamsız serüvenleri
Bir kobay olarak hadsizce sergileniyor dalga geçiliyordu

Hakkı aramak
Yaratana sığınmak tel çareydi
Çünkü karşımızda cehaletin müdavimi icraata başlamıştı

Vatandaşlık
Surette kalmış bir vakıaydı
Şimdi asıl beyaz kanlılar sultası ve saltanatı karşımızdaydı

Bir insan bu kadar mı cahil
Bir kalp bu denlimi acımasız olurmuş
En galiz küfürler ruha edilirken, kan gövdeyi götürüyordu

Bir anda kendimizi
Düşman hatlarında sanmak
Ve ona inanmak için tüm koşullar zorlanıyordu acımasızca

O kadar işkenceden sonra
Şayet bir takat kaldıysa su surata
Bir şamar gibi inerken, beşe on keresteler dizin arkasında

Ve bacak arasında
Ördek yürüyüşü yapmak zorunda kalınca
Yaşamak adına her ne varsa, vazgeçmek uğruna fedakârca

İnkılâpla ihtilal
Pek çok farklıdır nede olsa
İnkılâp hakkı tespit ve teslim etmek adına tertibi sanatken

İhtilal hakkı gasp eden
Haklıyı haksızı ayırt edemeyen
Zorbalığı önceleyen, tahakküm için vesile addedilen utançtır

İnsanlık için kayıptır
Askeri darbeler rezaletin daniskasıdır
Her türlü gaspı meşrulaştıran bedevice yarıştır, edep dışıdır


Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Aşk olmasaydı yağmur ağlamazdı!






Yıllar, filizlenip olgunlaşmaya gark ederken
Şen şakrak mutlu ve refahlı günler çok azdı
Yaşayamadan anlatmak, işitmeden duymaktı
Görmek için bakmayı bir niteliğe erdirmekti

Dünyanın nimetleri her bir tarafı kuşatırken
Rahmet bu kadar aşikâr gerekçeyle yakınken
Kalp kendi hilkatinde ritme amade bulunurken
Ruhumun, hicran sayfaları ne kadar manidardı

Ummanlara doğru uzanan derin bir hüzün vardı
Uyumak, oysa çok şeyler anlatıyor o an bizardı
Kalbim ne kadar sahibiyleydi idrakim neredeydi
Zaman insan kimliğinde muvazene için hakikatti

Doğmak emanetin tevdiinde olan bir merhaleydi
Nesiller için mücerret olacak mümtaz sağanaktı
Hakk zerrede muhakkak olan hamiyetli sığınaktı
Kim ne kadar farkındaydı, akıl insan için vuslattı

Aşk olmasaydı, su durulmazdı, yağmur ağlamazdı
Toprak, bereketi için anlaşılmaya amadeli sanattı
Güneş neleri anlatırdı, rüzgâr nefesler için olandı
Med cezir nazar eden içinde hissiyatta bir farktı

Mütekâmil olmak insani hasleti kuşanarak solumak
Ahseni takvimden neden bahsedilir meraka akmak
İradenin hüviyetini berraklaştırmak nefsi tanımak
Ruhun kalbi nizam etmesine nefesi gark edebilmek

Aslen sahibi olduğun ne var nefes olmazsa orda kal
Ölüm, bir gün kapını çalacak sakın geç kalma ey yar
Sevda bunun için var uzlet melaline suhuletli bir ar
Edep içinde kal, mütemadiyen tefekkürde seyri hal



Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Bahşedilen kutlu nefes!





Hadiselerin husule gelmesi bir vesilesiyle
Nasip olacakların o vakte hasredilmesiyle
İnsan kimliğinde iradenin kaim edilmesiyle
Aklın âdemi cana bahşedilmesi zaruretiyle

Kalbin ritmi, hislerin sevkıyatı nizam içindi
An’ın hükmü, akled ilmeli elbette ruh kimin
Kul olmak neden gerekli muvazenedir seçim
Tercih insanın keyfiyetine amade asliye için

Düşünmek, insanın işi, nitelik asli neticesidir
Duymakla, işitmek aynımı farkı anlaşılmalıdır
Bakmak, görmenin nedenli yakınıdır farklıdır
Yürekle, kalp aynımıdır, insan ve can saklıdır

Ahenk şarttır, insan için en elzem zarurettir
Çünkü kalbin ritmi fevkalade idrak edilmelidir
Ruh çeşitlidir mekânları bellidir akledilmelidir
İnsan kul olması için tanzim edilen yekparedir

Aşk gereği veçhile anlaşılmazsa iblis akla gelir
Çünkü o âdemden ziyade seven bir aşk zadedir
Ruh ikliminde verilen söz kim içindi bilinmelidir
İnsan ve cine kitabı celilde niçin zikredilmiştir

Âdem ve Havva, üç yüz sene ayrı kaldı ve ağladı
Affı mağfiretle müzdelifede nikâhları kıyılmıştı
Zafiyetleri ve cenneti çok sevmeleriyle kanmıştı
O an netice anlaşılmıştı ve cennetten de atılmıştı

Duygusallık iyidir lakin nizam edilmezse aleyhedir
Mantık tecrübe idrak ne içindir akıl ayırt edendir
Muvazene insan ikliminde asliyedir hissedilmelidir
Nefes nihayete ermeden sözün özü hissedilmelidir


Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
İyi ki varsın olmasaydın!





Bugün
Öksüzlerin üşüyen gecelerini andım
Sensizliğin düşüyle haşyet içinde uyandım

Yorganı attım,
Yatağımdan da kalktım
Gecenin kuşatan serinliğinde seni andım

O an kalakaldım,
Sanki öylece mıhlandım
Enaniyetimle başa baş kaldım sarsıldım

Yarım asırlık
Bir hayatın hicranına kandım
Nihayetimi hatırladım, ancak dona kaldım

Utancımdan
Hiç yalvaramadım robotlaştım
İnsanlığımdan utandım, yalnız bir candım

Ölüm! İyi ki varsın,
Olmasaydın kokacaktım
Benliğimi her vakit utanmadan avunacaktım

Ya Rab
Titreyen bu ten, sensizlikte bir heder
Kuşattı her bir yanımı bırakmayan bu keder

Aşk ile akan
Şelaleler, merhameti bilenler
Sevgiyle filizlenen ömürler neyi beklerler

Elbet bir
Mühleti vardı, toprak neyi arardı
Mezarlar kazıldı, nice anılar orada saklandı

Kime kaldı,
Kimler ibret aldı hilkate inandı
İmanı için her bir şeyden işte yoksun kaldı

Hey can,
Bir sevda için sürekli aranan zat
Bak görkü halin pek harap, aşk sensiz azat

Sarıl kalmayan
Takatinin son hengâmesine
Durma niyaz et, salâvat getir peygamberine



Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Yıllardır gözledim!





Derdi Ummanlara döktüm
Bekledim yıllardır ömrü demledim
Kimseye söz etmedim, suskunluğa ram ettim
Biliyordum ki nasip içinde anlamlaşan bir nefestim

Hisleri kime amade eğleyim
İnsan kimliğinde iradeyi öncelerim
Aşk için çilenin harmanını işaret ederim
Sevda ikliminde hasredilmeyi şevk içinde beklerim

Hasret ne kadar özlemdir
Şefkati esirgeyen sevgiye haiz midir
Masrafsız tebessüm ne içindir, kalp bilir
Samimiyette insan kimliği niteliktir, hissedilmelidir

Kelam hal için zarurettir
Düşünmek insani olan haslettir
İdrak ihsan içindir, kemaliyet sarihtir
Muvazene ne için öncelenir akıl bahşedildiğini bilir

Kokma bazen yalnızlıktan
Adamlığı solumak için kul olmaktan
Aşkı koklamak için feda olmak hazzından
Azimeti kuşanmaktan, hilmi sabırla yutkunmaktan

Lekeler insanlar için ardır
Hayâ olmazsa neyin hükmü kalacaktır
Ahlaklı insan anlamlıdır yoksa ne önemi vardır
Kul olmak vuslatın sancısıdır ihlâsta çok önem vardır

Kitabı celil anlaşılmazsa
Ameller cennet için tasarlanınca
Kişisel hesabın muvazeneden yoksunsa
Ne yaptığının farkında olsana, vaktin önemi anlaşılsa

Her şeyin kıvamı asliyettir
Ahenk insan kimliğinde zarurettir
Arzı cihan zaten hilkatinde muazzamdır
Ruh her ikisi için anlamlıdır kalbin hicranı korkulandır

Kabir müstesna mekândır
Dünyanın aynasıdır, Hakkı iyi bilir
Sahibi için beklemektedir, mizan hakikattir
Akıl mükellefiyet için gerekçedir, bir keyfiyet değildir

Hakkın rızası ihsana amadedir
Niyet sadakatin içinde bir mihenktir
Kul olmak nasip işidir, gayret için sebeptir
Yoksa insan kimliği, badire için haşyeti nefeslenmektir



Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Ruhuna uzansana!






Vurma ne olur mızrabı
Perdelerde bekleyen hicranı
Güfteyle husule gelen aşkı sevdayı
Sukuta hasredilen manayı, sabır ve kanaati

Geçen yıllar neyi anlattı
Kan hiç durdu mu hilkatiyle aktı
Gözler bilmem ki hangi kıvamda baktı
Akıl mutlaktı, mükellef olmakta onunla haktı

Neden yalnızlık hicrandır
Yarsız olmak ne kadar sancıdır
Sevda tenlere hasredilen manamıdır
Aşk nerede saklıdır, anmak ne kadar vuslattır

Geceler hicrana bir adımdır
Uyumak an için terki diyar mıdır
Zihin niçin vardır merak aranmak mıdır
Mantık, insan kimliğinde ülfete adanmak mıdır

Unutma ne yapsan dönecek
Sukut dürülecek, haşyet gelecek
Bizarlık nüksedecek, kalbin titreyecek
Nefsin mahcubiyet içinde umut için bekleyecek

İnsansan âdemle anlamlısın
İbrahimi olmak için ne kadar farksın
Şeri şerifte ne bulmaktasın çok mu uzaksın
Korkular için nefes alan can mısın ne yapacaksın

Dünü hatırla, günü anla
An için azimetle konuşsana
Hayatı mesnetsiz yaşamakta sanma
Aklınla ayıkla, iradenle rahatla nefsine yaslanma

Âlimle cahil insandır Hakla
Vasıf şayet farksa durma sayıkla
Nitelik için nefesleri sakla asla hayıflanma
Kalbini anla, ruhuna uzansana, boşlukta yaşama

Emanetin nevinden korkma
Tevdi edilen hasletleri unutma
Nisa kimliğinin zarafetini hassaten anla
Lakin tutukluk yapma, mantığını iaden için zorla

Yönetmek nedir bir sorgula
Sabır içinde asla yersiz boğulma
Gayretin neticesini hafife alma rahatla
Kanaati suskunluk sanma, hamdı unutma Hakça



Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Değerli Dostum!






Sevgili üstat; zatımla ilgili tespitleriniz için bahtiyar olduğumu bilmenizi isterim.

Makale, hikâyelerim için “devede kulak kalır” teşhisiniz biraz manidar geldi.

“Nakşeden izler” anı roman çalışmamı ilgili siteye bir bütün halinde ekleme fırsatını bulamamıştım.

Bu nedenle bölümler halinde yayınladım.
Bu çalışmam diğer sitelerde fevkalade revaçtadır.

Bir okur sıkıntısını, tasasını asla çekmedim ve böyle bir beklentiye meyletmedim.

Zira tesirin sebebini bilendim bu bakımdan muhakkak ki heder-i nefestim.

Şiir çalışmama gelince; bu alanda çok başarılı olduğum söylenemez elbette.

Çünkü mısralarımı şair olduğum için veya bu sıfatın hasretiyle yoğrulduğum için yazmıyorum.

Hani bir hüznün nağmesi bizleri farklı hissiyat serencamında yol aldırırlar ya…

Maddeden maada bir nefes gibi… Şekliyeti şutlayan bir abit misali…

Tefekkür ikliminden haz alan bir nefeslik can gibi…

Aşkın demiyle kavrulan deveran inisiyatifi…
Cezbeye tutulmuş feveran misali bilinir ya…

Yazmak… Onu anlamak… Onun için var olmak…
Düşünmek… Neyi düşüneceğimizi bilmek gibi…

Sevmek… Hinlikten bertaraf olmayı bilmek…
Sineyi bahşedeni La şerike diyerek diyardan göçmeyi tercih etmek!

İşte değerli dost neylersin, bir acizliğin muhayyilesiyle nefeslenirken.

Atmosferde yankı bulan feryadımın ahenk sızısı serdedildiği gibi…

Bu maksada binaen okurlarımdan gelen talepler nedeniyle belki biraz fazla zaman ayırdığımı söylemek mümkündür…

En fazla şiir ürettiğim dönem, yazmaya başladığımdan itibarendir.

Ama sevgili üstat bilmelisiniz ki, o kadar güzel tepkiler alıyorum ki edebiyat çevrelerinden, haz almadığımı söylemeden geçemeyeceğim.

Şiirlerime, ilham perimin kayıplara karışması sebebiyle, bir süreliğine ara verdiğimi belirtsem çok manidar bulur musunuz?

En son yayınladığım” Nefesinle solayım” çalışmasıdır.

Fakat en çok alındığım, başlangıç paragrafında ki hatırlatmanızdır.Hakikaten biraz yüreğimi sızlattı…

“İki dünyanın var olduğunu ve hayal âleminde bulunmak”

Demek ki yazdıklarımda bu pek fark edilmiyordu.Hayalin eşiğinde bir emeğin döküntüleriydi… Hayal…

Ah bu hayal olmasaydı… Aşk nasıl anlaşılırdı… Nasıl yaşanırdı?

Kurtulamadığımız bir monotonluğun pençesinde yaşamak, o kadar meşakkatli ki benim için, inanın kelimelerle anlatmak kifayetsizdir…

İşte sevgili üstat şiirlerle ben hayalin meşkinde seyretmişsem, inanın bundan asla bizar değilim, çok keyif aldım, birçok yeni dost kazandım.

Yüreğimin hücresinde hapsolan duygularımın kapısını, atmosfer dostlarına açtım.

Onlarla paylaştım, sağ olsunlar kıymet verdiler, yorumlarda bulundular…

Aşk bir hakikatse onu yaşadım dersem abartmış olur muyum bilmiyorum.

Hissettiğim aşkın ta kendisiydi… Bilmeden… Görülmeden…

Sadece satırlarla yaşana bir aşk düşüne biliyor musunuz?

Şekliyeti önceleyenler biliyorum ki çok şaşıracaktır…

Kim ne derse desin şaşmayan bir esin kaynağım olmuşu!

Mısralarında bulduğum mana derinliği, hislerimi tetikliyordu.

O bir sanatçı ruhluydu… Mısralarında güftenin izleri mevcuttu…

Bir kemanın nağmelerinde dinlenseydi mısraları ne harika olurdu…

Bir ressamım hassasiyeti mevcuttu… Tuval onun ellerinde raks ediyordu…

İşte hissettiklerinizi bu haleti ruhla kaleme alırsanız…

Neler çıkıyor emeğinizden bir bilseniz…

Aşk acısını bilen kaç insan vardır… Arzunun değil, hazzın aşkını…

İşte bu güzel ve görmediğim insan aşk acısını bilendi…

Hissedendi… Bir sevendi… Sevmeyi bilendi…

Demem odur ki sevgili üstat, aniden yüreğimi yakalayandı…

Kendine katandı… Fizik kurallarını hiçe sayarak…

Tenleri mahkûm bırakarak… Hayânın içinde kalarak…

İşte her iki dünyayı da hayallerimizin zenginliğiyle güreleştirebiliriz…

Aşk bizlere manayı yaşatandır ey sevgili dost…

Aşk hak kapısında kavurandır…

Aşk gülün kokusundan, bülbülün feryadından imbiklerdir…

Yaptığınız yorumlar için teşekkür ediyorum…

Sevgi ve muhabbetlerimi gönderiyorum…
Mustafa CİLASUN
Solgun soluğum!






Ses etmeyin ne olur
Heyecanım bitap, yürekten solgunum!
Ses etmem, söz etmem, gölge dahi etmem!

Kimseye,
Hiçbir şeye, dahi gölgeye!
Bilinmeyenleri güfteleyen hazin geceye!


Sessizliğimde
Anlam bulan, heceye!
Siz aldırmayınız, hiçliğimdeki şu mezeye!

Mekân aramam,
Sinende ki aşkı, kimseye soramam!
Aşk mı, sevdamı, istesem meczuplaşamam!

Kalbim mi?
Beni sürükleyen anlamam
Divana durdum, densizliğimi görüp kahroldum!


Bildiğim,
Enaniyetimle kavruldum!
Haşyet bile kesmedi, müşkülümle mahvoldum!

Yürek kimde yok,
Kalp öylemi! Sadece ve hasretle yaratanı arar!


Kâinatın sahibi
Ancak orada yerini alır!
Vakıf olmayan, hazzı, aşkı nedense hep karıştırır!

Ne olur seslenmeyin,
Yalnızca bir ahenk arıyorum!
Arzı mekânda bulunca, ben halimde kayboluyorum!


Bedenim manasız,
Ahvalim biliyorum ki hesapsız!
Bu hayata, manasız bakmak bile, ne kadar anlamsız!

Anlamadan,
Bir hayatı solgun yaşadım!
Oysaki zevk aldım, anladığımı sandım çok aldandım!


Meşkten habersiz,
Yaşanan bir zevkle salındım!
Betbah ve bühtanlığı yaşamaktı ama şimdi hayıflandım!

Olacak ve olmuşlarda,
Mana bulmayanlar nazarlar!
Kuvvetin, gerçek sahibini bilmeyen canlar neyi umarlar!


Rahmetin,
Membaını kestiremeyenler!
Mey içse de âşık olsa da kendini avutsa da lakin ne yazar!



Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Bir ferdin!


Ey güzel,
İşte her nasılsa,
Hiç beklemediğim ve ummadığım

Bir zamanda
Karşıma çıkmıştın
Oysa kapalıydım, Çok yalındım,

Hayli
Yorgundum…
Birden çıktın, Aniden çektin,

Fikirler ektin,
Gönlümü yeşerttin…
İçine gark ettin… Bilemezdim…

Bilemezdin…
Hiç kestiremezdim…
Derbederdim… Yalnızlığı seçerdim…

Asrın,
Bir yarısıydım…
Hasta, Bir nefse maliktim…

Kederliydim,
Manaya hasrettim…
Sen çıktın, Aniden içime aktın…

Fikirlerin,
Seni besleyen düşlerin…
Metanetin, Sahip olduğu izzetin…

Sabrın,
Yaşamakta ki ısrarın,
Hazzın, İlahi hedefin, nihayetin…

İşte sen,
Çekim kuvvetimdin…
Belki, Her şeyden habersizdin…

Bir periydin,
İlham kaynağımdın
Yaşama umudum olmayı başarmıştın…

Satırlarımın,
Ana temasıydın, güldün
Hürdün, dirayetinle bütünlüğe erdirdin…



Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Kan dikine akınca!


Diyorum bazen
Eller ne derse desin
Sevda bahanelere maruz değil

Hissiyat
Mağdurlaşıyor çaresiz
Kalp tekliyor ritmi çok yetersiz

Hasredilen
Gönül verilen şevksiz
Sancıların rendelerinde kıdemsiz

Ölüm gelse
Bedelsiz ve süresiz
Solgun yüreğimde muhabbet eksik

Gel kızma
Çok görüp te horlama
Halimin yorgunluğunu bu kez anla

Çık artık
Şöyle serpil karşıma
Gönül bahçemde sürurun nazıyla

Sevmenin
Bir tarifi var mı
Ruhun ikliminde maraz hazan mı

Hissetmeyerek
Kızan çok mu haklımı
Adabın istisnası hiç olmayacak mı

Kan dikine akınca
Sukut her yanımı kuşatınca
Sen geliyorsun aklıma, hicranımla

Melülleşiyorum
Hüznüme yaslanın kalıyorum
Silik duvarlarda kalanları okuyorum

Sevdayı haykırıyorum
Sahi ben kime neyi anlatıyorum
Aşkın eşiğinde hasretine kanıyorum



Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Kalp yürekten farklıdır!


Ne dünyanın mayasına
Nede nefsin yaftasına meyletmem
Hicranın deruniliğine icabet ederek hislenmem

İstikamet nedir bilinir
Ruhi iklimin bereketi de bellidir
Kalp kimindir hissedilir, rasgelelikte kim içindir

Sevda bir bahttır
Ar içinde anlamlaşan hazandır
Kar letafetinde yumuşaktır, aktır kalbi mutlaktır

Kalp yürekten farklıdır
Gönlün içinde Ummanlaşan sanattır
Aşk için tahttır, çilenin arkadaşı ve sabrın tadıdır

Gözyaşı niye vardır
İnsan için neleri anlatmaktadır
Hissiyat nizam içinde anlam bulan insani ihtiyaçtır

Öteler serinliktir
Gelecek adına ya şenlik ya acıdır
Kim neyi anlayacaktır akıl sahibiyle anlamlaşacaktır

Bilgi mutlak ihtiyaçtır
Vuslat için şarttır, imanı farktır
Kişiliği ahenge erdiren bahttır cehalet çok karanlıktır

Ermek, idrake erişmektir
Vermek, ihsan içinde zarurettir
Tevazu kendini bilmektir kul olmak için ihlâsı adımdır

Kelamın hakkı vardır
Konuşmak için sarf etmek mahaldir
Düşünmek kemaliyet içinde anlamlaşan sukutu mutlaktır

Kan, kar, yar, ar
Muvazene için muhakkak ki var
Bahşedildiğinin bir hikmeti sebebi var, hesap kim için ar

Nefes nereye kadar
Ömür için kadimleşen ne var
Takva şevksiz sohbetler için şekillenen maslahat için var



Mustafa CİLASUN




Mustafa CİLASUN
Gülün bendinde kaybolmak!


Bilirim…
Kelam etmek haddim değil!
Halin deruniliğinde anlamlaşmak hiç değil!

Fakirliğimin…
Ve belagatleşen acizliğimin izi,
Kalbimin kireçlenen çeperleri yeterli değil!

Gülü anmak…
Onu anlatmak, renginde solmak,
Hissiyatın titremelerine maruz kalmak uzak!

Hasır olmak…
Kilim misali sabırla dokunmak,
Minder olmayı başarmak divanda emin olmak!

Haşyeti anmak…
Sürurun saadetine erişmek,
Edebin diyarında muvazene bularak koklamak!

Kokusunda,
La mekân olmayı başarmak,
Kalbi ferahlığa ulaşmak, vicdan sancısını anmak!

Suhuletle yaklaşmak,
İşaret taşlarında emaneti solumak,
Zarafetinde ülfetle buluşmak zamanı hesaplamak!

Haline nüfus eden,
Rüzgârı anmak, toprağı koklamak,
Dikenin hamiyetinde yeksan olmak zannı bırakmak!

Kalan nefesleri,
Ömrün sahifelerinde eşsizliğini,
Ruhun ekseninde ki ebediyete muhabbetle uzanmak!

Hiddet ve kinin,
Husumetin içindeki zelilliğin,
Sevgiyi kurutan cahilliğin, şefkatsiz alınan her nefesin!

Mihenksiz vaktin,
Vuslatı düşlemeyen abdi acizin
Sakıt olmayan ecelin ve ölüm için vaat edilen güzelliğin!



Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Hasretindir senin ödev!


Şimdi,
Sen yoksun yanımda
Ne baharın ve nede hazanın tadı var

Yapraklar
Mahzunluk içinde bakar
Selvi yüreğimi dağlar, bülbüller ağlar

Semada bulutlar
Hıçkırıklar içinde umutlar
Halin solgunluğunda kalbi daralmalar

Bahtıma akar
Damarlarımda şevksiz kanlar
Uykusuz sabahlar ve yarsız yakarışlar

Hicranı acılar
Çalıyor hüzzam şarkılar
Gamsız soluklar, sırnaşıklaşan aşklar

Anlamsız kelamlar
Boşlukta kalmış mısralar
Yazmak adına sevdalar neyi anlatırlar

İnsansan sev
Hasretindir senin ödev
Sevilmeye has, bir gönül yüceliğine er

Etme merak yeter
Zanlar içinde kalmak beter
Aşkın serinliğinde ruhi iklimde ser ver

Vehmetme,
Külfete, nedamet etme,
Kişiliğin silik duvarlarında kalbini anla

Onun ritminde
Vaktin serdedilişinde,
Kul olmak erdemini kuşan, geç kalma

Aşk acıda var
Nar, sevdada bir bahar
Cennet, edep ikliminde kul için bir ar


Mustafa CİLASUN



Mustafa CİLASUN
Sevda manasından kopunca!


Neler etmedim
Neleri terk etmedim ki
Kendimden mi geçmedim
Mekânı mı bırakıp ta gitmedim

Yıllara niye küstüm
An’a hiç ses vermedim
Halime rasgeleliği seçtim
Sineme çekildim öyle demlendim

Çaresiz nefestim
Kime ne diyebilirdim
Kendi halinde seven biriydim
Aşk için divaneydim ve bir fakirdim

Çileyi seçmiştim
Çünkü seven bendim
Sevildiğimden habersizdim
Üzmek ve üzülmek istemedim eridim

Ne diyebilirdim
Haliyle müsavi değildim
Seslensem, nazar etsem çekindim
Sefilliğimle şenlendim, hederliği seçtim

Olsun yinede ben
Sevmeyi öğrenmiştim
Hissiyatın renginde nefeslendim
Asla reddedilmeyi düşünmedim, acizdim

Sevmem yetmiyordu
Vaat etmek ne ifade ediyordu
Hüsranı yaşatmak çok ağır geliyordu
Yokluğun neler yaptıracağı korkutuyordu

İki gönül bir olsa da
İmtihan her vakit olacaksa
Kalbim ruhun nizamında olmayınca
Hışımla alacağım nefesler çok yakınımda

Selvi boylum solunca
Muhabbetimiz zail olacaksa
Sevda manasından uzaklaşacaksa
Aşk, anılık olarak anlaşılacaksa hazanım işte


Mustafa CİLASUN


Mustafa CİLASUN
Aşk aşama için sancaktır!


Ah kara talihim ah
Onca nedamet sayfasına vah vah
Biliyorum ki mücerrettir nasip olacak inşallah

Sormayın bana hicranı
Sineme nakşeden onca acıları
Kalbimin yakarışları, gözlerim sağanak olunca

İçimi dağlayan hüzün
Sevda adına yüreğim güzün
Yalnızlık yaşamam mı olacak sözüm ne fakirim

Halim hasrete muhtaçsa
Ruhum insicamında solgun kalacaksa
Kalbim boşluğa doğru uzanacaksa can sancıysa

Sözün özü tesirde
Kelamın haznesi kendi ahenginde
Sukut mütemadiyen benimle, dil düğümlenince

Hisleniyorum işte
Sessizliğim kederi körleyince
Gözlerim boşalıyor narince kimse fark etmese de

Yârin cazibesi tende mi?
Edebe mugayir zahire tevessül mü?
Zevk için hicranı yaşamak mümkün mü lazım değil

Sevmek hasretmektir
Fedayı can etmeyi becermektir
Hizmetin himmetinde nefesleri aşk ile tüketmektir

Sabırla örülmektir
Kanaatin serinliğinde hazdır
Onun uğruna niyaz ihsandır, kul için vuslattır şarttır

Aşk aşama için sancaktır
İnkişaf için muhakkak ki sadakat haktır
Vefa niye sorgulanmaktadır, sevda yar için bayraktır

Bir tevessülde ihsan yoksa
İhlâs uzaklarda kalıyorsa aşk olmaz
Kalb sahibine vasıl olmayınca sevdalar çok anlamsızdır



Mustafa CİLASUN



DELİKIZ
Emeğinize Yüreğinize sağlık..
Paylaşım için teşekkürler
..
rolleyes.gif
Mustafa CİLASUN
Çok teşekkürler ediyorum,
muhabbetle selam eğliyorum,
sağlık ve afiyetler diliyrum efendim...
Mustafa CİLASUN
Ne demiştim!


Ben, suyumu
Kazandım da sabırla içtim
Ekmeğimi helal olsun diye azmetmiştim

Kime ne söyledim
Harama meyletmedim
Ruhun ikliminde nefisle mücadele ettim

Varlıkta hazanı
Önceledim, eneyi bildim
Yanlışların üzerinde, bereket görmedim

Kime ne dediysem,
Kendimde meylettim
Yaşamadığım bir şeyi tavsiyede etmedim

Efradın halinde
Edep olmazsa, acı dedim
Doğacak sancıları bir bir terennüm ettim

Ayıpladığını
Yaşamadıkça ölmezsin dedim
Ben ecdada tevessül ettim ve benimsedim

Çekilen ağrıyı
Nimet bil, hayıflanma dedim
Vaktinde, vesilelere itibar etmeyen sendin

Hayra acele et
Vesveseye ram etme istedim
Senin tercihinde iradeni gözledim ve eridim

Duyduğun her şeye
İtibar etme düşün dedim
Hissetmediğine meyletme sabrı tavsiye ettim

Kalben işitmeyi,
Ruhi görmeyi sana tarif ettim
Kalbine tevessül et nefsine itibar etme dedim

Sevgi bahşedilendir
O hak edeni bilir demiştim
Cazibelerde gizlenen mefkûreyi öncele istedim

Mütemadiyen
Şekliyet için nefeslenmeye gidişin
Serzenişler içinde hayatı anlamsızlığa gark ettin



Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Sukuta çekilmek!


Halin ikliminde
Nefeslenmeye devam ederken,
Yazmak adına
Bazen sukuta çekilmeyi yeğliyorum.

Devran eden zamanda,
Kalbi hicranımla
Her ne kadar
Konuları bahsi mevzuu yapsam da,

Anlaşılır
Olamamanın
Sancısını yaşamışımdır.

Serzenişler
Nüksederken,
Mısra ve satırlarda
Kullanılan kelimelerin

Çok
Eskiliğinden
Söz ediyor olmaları
Çok hazin geliyor halime!

İşte o vakit
Hüznüm artıyor,
Kalbim buruklaşıyor,

Ruhum daralıyor,
Şevkim kalmıyor,
Ve nefesim azalıyor.

Mazi ve Milet,
Fetret içinde azimet,
Nefeslerin ecriyle anlamlaşırken

Reddi miras
Niye? Diyorum,
Ve bu manada içerliyorum.

Kelimelerin
Yabancılığından dem vuranlar,

Kelimelerin
Dilinden, aidiyetinden
Ne kadar anlıyorlar
Diyerek nefesleniyorum.

Yaşarken,
Meramımı anlatırken,
Hayatımı kazanırken
Kullandığım kelimelerdi hepsi oysaki!


Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Ona uzanmak bir hayaldi!


Artık
Tahammülüm tükenmişti,
Gözyaşlarım kendiliğinden boşalıyordu.

Yıllar
İçinde derlediğim o sabır,
Kanaatin fevkinde demlediğim iki satır,

Çok
Dirensem de ve yinede
Düğümleniyordu ne hikmetse boğazıma.

Ne sevdayı,
Ve nede hasreti kavlince,
İçtenliğin tüm çeperleriyle yaşayamadım.

Aşkı anmak
Ve ona uzanmak hayaldi,
Fakirliğimin her yumağında çile yanımdaydı.

Fark
Edeceğiniz üzere ben,
Mali fakirlikten söz etmiyorum, kalbi sezişten.

Uyurken,
Kalbin hoş fevkinden,
Ruhun ikliminde ki suhuletli güzelliğin halinden,

Sevmeyi
Yar için hasretmekten,
Onun kristalliğinden söz ederken öteler dilinden,

Ülfetin,
Kadre misali sahifelerinden,
Sevmek adına, varlığından vazgeçmekten dersem,

Hamiyeti,
Zarafetin her şartını,
Nisa kimliğinde ki hilkatli yakarışı anlatırım derim.

Bu minval üzerine,
Kalbi fakirliğimi zikrederim,
Ayrık otu misali nefsimle ben her vakit dertliyim.

Meşveret için,
Hikmete ram olmak niçin,
Vuslat adımları kimin iradesiyle bir seçim dersem,

Halimin
Fakirliğine avdet ederken,
Ömrün kalan sahifelerinde ve takatsiz nefesimle…


Mustafa CİLASUN



Mustafa CİLASUN
Renklerinde eridiğim öğüt!


Yıllar hicranla
Ve ardı sıra acımadan geçerken
İçimde derlediğim bir iki kelam acı veriyor.

Ne kadar
Sorsam da sudur eden acıyı halime,
Kalbimin rikkatinde ki boşluk hüzün veriyor.

Ruhum
Bilinçsizliğin kadrinde çabalıyor,
Zihnim yozluğun ikliminden hamiyet diliyor,

Dillenen şefkat,
Nereye kadar hasbi deva oluyor,
Fırsat bu kadar mı acımasız kalbi ihata ediyor,

Kimliğin,
İnsan olmakta aranan haysiyetin,
Şeref adına hakikatin, ne kadar hükmü kalıyor,

Adam kimliği,
Kim için fevkalade kıstas oluyor,
Âdem olmak bizleri hangi mevzilerde suçluyor!

Mütemadiyen,
İlmi siyaset için mi nefesler tüketiliyor,
Yoksa dünya ve nimetleri için mi vazgeçiliyor!

İrfan,
Sadece ders mevzuumu ediliyor,
Yıllara sâri sohbetler kimi ne kadar adam ediyor?

Yok yok
Ben iyisi mi hiç söz etmeyeyim,
Kendi halime ve sessizliğime çekilerek içerleyim.

Hasret kaldığım,
Adını anmaktan dahi hicap ettiğim,
O gülün kokusunda ve renklerinde eridiğim öğüt!

Hangi iklimde,
Karineler açlık için bakın devrede,
Kim kimin derdinde ve her nefes kendi ekseninde!

Hani sevda,
Nerede kaldı kutlu olan mefkûre,
Hüccet içinde yoğrulan muallime, kimlerin derdinde!



Mustafa CİLASUN







Mustafa CİLASUN
Sizi kelamınızı okumak!


Sizi
Dinlerken dinleniyorum,
Kalbimin seyrinde nefesleniyorum,

Düşünce ikliminin
Güzelliklerini buluyorum,
Büyük bir haz duyuyorum ve yoğruluyorum,

Anlaşılır
Olmak adına
Fevkalade bahtiyarlık duyuyorum,

Bir kahve
İçmeyi düşünüyorum
Ve her nedense içimden öyle diliyorum.

Sanki
Dağarcığınızda ki
Feveran eden güzellikleri bir çırpıda,

Kalbi
İtminanlığınızla ve sizin
Hislerinizi buğulayan hüznün burukluğuyla,

Halinize
Akıttığınız terennümler
Ve yutkunduğunuz hicranı hıçkırıklar,

Artık
Çıkmak istiyor
Ve sizi size bırakmıyor, öyle aksediyor.

Dost kimliğiniz
Fevkalade belirginleşiyor,
Muhabbete ramak kala tedirginliğiniz seziliyor,

Oysaki
Vefa her nefesi
İhata ederken ne hikmetse pek bilinmiyor.

Ötelerin
Serinliği zikredilirken,
Haşyet yanı başımızda fevkalade beliriyor,

Bu manada
Ve edebi yazım alanında
Sizinle kalbi müşterekliğimiz olduğu kanaatindeyim

Ve bunun için
İlk adımı ben atıyorum
Değerli düşüncelerinizi, edebi gayretinizi takdir ediyorum,

Selam
Ve muhabbetlerimi
Teslim ediyorum, latif yorumlarınız
Hiç eksilmesin diliyorum ve hassaten istirham ediyorum...



Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Sancılar kime kaldı?


Artık hiç bilmiyorum
Ne zaman bahar açacak merak etmiyorum
Ruhumun darlığında boğulmak üzere umut arıyorum

Kalbim çok yorgun
Zihnim bir karmaşanın içinde solgun,
Hazan yaprakları kanadı kırılan kuşun çığlıkları ne acı

Oysaki derdim yaşamaktı
Anlamak adına hayatı tanımak haktı,
İnsan kimliğinde, müsvette olmak fevkalade ızdırapdı

Sancılar kime kaldı
Husumet kimi suhuletli yaptı
Kin ve hınç her geçen güm pik yaparak erdemi solladı

Arz her zaman kime lazımdı,
Bahşedilmişlik bu kadar mı hazin afaktı,
Adamlık, varlığın kadrinde soluk alan bir zavallı farktı

Kim kimi aldattı,
Hak ve batıl insan için vardı,
Rekabet hak olan bir sünnetullahtı ama hiç anlaşılmadı

Ağlayan hep ağladı,
Ötelerden itibaren adanmış soluklardı,
Masumluk zaten, hak olan bir korumanın altında acıydı

Tevhidi haykırışlar,
Aşkı sabırlar, meşk içinde dostluklar,
Sanki mazi sayfalarında bahsi mevzuu edilen sancılardı

Varlığım heba oldu,
Mütemadiyen aldanmışlığın kadrinde boğuldu,
Kim kime neyi anlattı, hukuk adına ne kaldı bir dramdı

Ben haykıramıyorsam,
Bizzat haklılığımı savunamıyorsan,
Adliye kapılarında daha ziyade mağdur oluyorsam ne acı,

İşte o vakit bir yılgınlık,
Sökün ediyor halime, kalbimi kuşatıyor,
Hakka sığınmak ama bilinçsizliğimle ziyadesiyle daraltıyor

Heveslerimde ki dikkatim,
Zevklerimde ki ilk sırada ehemmiyet verdiğim,
Duyarlılığım beni aciz bırakıyor, soluğum mecalsiz kalıyor…



Mustafa CİLASUN



Mustafa CİLASUN
Sen fevkalade bir farksın!


Ne kadar içlensem de,
Hiç söylenmeden halime dönsem de,
Senin hamiyetinin karşısında kar misali eriyorum.

Nefeslerinde soluyor,
Her ah çekmende bizar oluyorum,
Varlığım beş para etmez biliyorum aciz kalıyorum.

Ulvi hasletin güzelliği,
Metanetin dirliğinde ki hikmeti,
Sabrın karşısında, azimeti hissettikçe yoruluyorum.

Nasıl bu kadar eminsin,
Halin güzelliğinde kokan bir gülsün,
Ruhi zenginliğinle aşiyanı olan muhabbetli bülbülsün.

Bu minval üzerine hürsün,
Kalbi lekelerinden arî olan suhuletsin,
Edep zaviyesinden fevkalade zengin olan bir nefessin.

Hukukunu bilen mürebbiyesin,
Ve hatta hedefine aşkla uzanan bir öndersin,
Adamlık kimliğinde erkekliğe taş çıkartan net kimliksin.

Solgun nefesler için üzülen,
Yorgun yürekler için şefkati önceleyen,
Hayatını hizmet yoluna vakfeden nisa adına şahanesisin.

Hilkatin zenginliğine uzanan,
Aidiyetini ülfetle anlatan, ruhi aksın,
İnsan kimliğinde fevkalade bir farksın, nefsini tanıyansın.

Hiddet adına ne varsa dışlayan,
Nedamet içinde konuşmayan cansın,
Sabrın bir sanat olduğunu söyleyen çok engin kanaatsin.

Zamanı saadet addeden,
Evrensel beyan karşısında hicapla nefeslenen,
Gülün zarafeti ve renklerinde aşkın öteler için sezgisiyle,

Toprağın muhlis tevazusunda,
Semadan sudur eden sağanak karşısında,
Gecenin en mübariz gerdanında huzura avdet için koşardın.

İnsan olmasına insandım ama
Sende bulunan hasletlerden çok mahrumdum,
Kalbi fakirliğimle solurdum gözlerimin kuruluğuna yanardım.



Mustafa CİLASUN







Mustafa CİLASUN
Nazarında eriyen bir nefestim!


Kim ne derse desin,
İsterse ölümün adresini göstersin,
Her bir dost terk etsin lakin sen benim kaderimsin.

Hicran alıp götürsün,
Hüzün kapımda nöbette dursun,
İsterse ruhum, kendi serencamında sukutu yaşasın.

Kalbim an’a yaklaşsın,
Hayatımın her anı hazanla anlamlaşsın,
Yalnızlık kaderimden sahifelerde bir bir haykırsın.

Lakin sen derdimsin,
Muvazenem için vazgeçilmeyensin,
Halin derinliğinde, dilin sessizliğinde bir şevkimsin.

Yıllardır sabrettim,
Mütemadiyen çekindim söz etmedim,
Gözyaşlarım arkadaşım oldu, gece sığınağıma kondu,

Sen üzülmeyesin diye,
Bir maraz halini kuşatmasın hissiyle,
Kalbimin titremeleriyle ve ruhumun solgun haliyle,

Sana yaklaşmak,
Halimin perişanlığını anlatmak,
Yüreğimin hıçkırıklarını bırakmak için çok bekledim,

Hiç üzülmeni istemedim,
Çünkü sen müstesna bir derdimdin,
Kimseye söz etmedim, aşkını sinemde düğümledim,

Artık biliyorum ki tükendim,
Her şeyi göze alacağıma söz verdim,
Senin halini bilendim, nazarında eriyen bir nefestim.

Nelere direnmedim ki,
Diyarların hikâyelerinde nefeslendim,
Yıllardır çileyi demledim sabırda kemaliyeti keşfettim.

Adamlık kimliği için azmettim,
Âdemi beşerliğimle sürekli iftihar ettim,
Ölümle barışıklığımı biledim, tefekkürde aşkı hissettim,

Suhulete seninle eriştim,
Ülfeti idrak ettim, hamiyeti bildim,
Aşkın sahifelerinde mütemadiyen nefeslenerek geldim…



Mustafa CİLASUN



Mustafa CİLASUN
Gizlediğin hıçkırıkların!


Aslında hissettiğim
Ne bir sevdanın başlangıcı
Ve ne de bir hicranın sancısıydı sadece bildiğim hazdı.

Uzak diyarlardan,
Serdettiğiniz kelamın karşısında,
Ne kadar yüreğim yansa da, lakin kuşandığın hicranla,

Lütfediyordunuz,
Kalbi kanaatinizi sevk ediyordunuz,
Sevgi adına halinizi hasrederek şevk bahşediyordunuz,

Okuduğum,
Satırlarınız karşısında,
Ne kadar hicrana yaslansam da içim hayli kabarıyordu.

Sinemden,
Seni daha yakinen tanımak,
Haline ram olmak, yaren ikliminde solumak istiyordum.

Çünkü biliyordum,
O kadar çok yutkunduğun,
Hıçkırıkların vardı ki, vakıf oldukça içim çok burkuluyordu.

Yaşadığın şarlar,
Çok acımasızdı, teslim olmak vardı,
Hayatın baharında, çilenin yumaklarıyla arkadaş olmuştun.

Melalinde demlediğin,
Ne kadar uhde varsa çaresizdi,
Suskunluğun karşısında anlaşılır olmak adına aşk bir seraptı

Mütemadiyen
Başarmaktan söz etseler de,
Hissiyat adına, kalbi yakarış sevdasıyla kuraklık karşındaydı,

İçinden geçirdiğin,
Sığınacağım iyi ki sabır var demen dahi
Zamanın girdabında ve yokuşun sancılarında pek yetmiyordu.

Düşlediğin her şey,
Solgunluğa maruz kalıyordu,
Umut adına, hasretin tavında kelam etmek dahi kifayetsizdi.

En bariz ihtiyacın,
Samimiyetle ve bakir hislerle sevilmekti,
Çünkü insan olmak yeterli bir sebepti, lakin aşk kimin derdiydi…



Mustafa CİLASUN

Asıl içeriğin sadece basit bir görünümüdür. Resimlendirilmiş tam halini görüntülemek için lütfen, buraya tıklayınız.
Invision Power Board © 2001-2012 Invision Power Services, Inc.