Yardım - Arama - Üyeler - Takvim
Tam Forum Görünümü: MUSTAFA CİLASUN' A AİT ŞİİRLER
www.gumushane.gen.tr - Forum > Şiirlerimiz > Şairlerimiz
Sayfalar: 1, 2, 3, 4
Mustafa CİLASUN
Ne kadar muhtedirdim, sanki yitik olan nefestim!












Kaptırmamalıdır insan kendini, sine-i payesinde ki eşkali bakirliği
Günün her saatinde durmayan koşturmalar hasretindeki sefilliğini
Lades dedirten nefesini bin hüzün içinde buruklaşan umut gailesini
Durmak bilmeyen o serzenişlerini ahu figan ettiren hicrani hallerini








Bazen la havle çektiren bezginliğini, bazen sürur bahşeden ülfet hali
Öğreneceksin ne oldum dememeyi adam ve kul olmak için bin bir hali
Devren mülkler misaki ve ikamet edilen ne varsa yadedilecektir belki
Nasip telakkisi kalbin latif halinde muhafaza edildiği aşikardır sanki








Bir güzele asla gönlünü hasretmemeli, ruhu esarete tevdi etmemelidir
Ölüm anının, vicdan sadasının, muhasara altında kalan tüm anıların
Hüznüyle erişip nefesi dillenen bir aşkı efsun hale getirip gitmemelidir
Ne kadar gözlerin içi gülse ruhun bizarlık içindeyse yakar avuntuların








Dil ne kadar anlatır ki meskun mahallerin suskunlaşan o badirelerini
Bahtım tanzim edilmiş zaten, kalbimde şehre muhtaç olan şevk hani
“Rızkın onda dokuzu ticarette” derken, kalpazanlık hali kuşattı sanki
Nefsin tezkiyesinde cihat ilan edilen azim, elalemin derdi oldu billahi








Belki de yazmamalıydım, umutları karanlığın kollarına mı atmalıydım
Cehdi, bağnazlık için mi ruhumun didarında mahzunluğa bırakmalıydım
Neden ne derleri kalbimin en mukayyetli ve muteberli vaazı saymalıydım
Niçin suskun kalmış nefeslerin derdi gamıyla ruhumu ferahlatmalıydım






Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Bir sala sesiyle uyandım, o an pek çok utandım!











Kimbilir ne kadar uykum vardı, elbette ki çok ağır basıyordu
Ne kadar bir kaybolmuşluk yaşasamda hilkatim durmuyordu
Ne kadar garipsem ve bir o kadarda yetimsem, sahibim arardı
Can çıkmadan, vicdan kararmadan, nefs bizarlıktan korkardı








Gözlerimi açtım, saba sesiyle irkilerek bir perişanlık yaşadım
Yüreğime hüznü sefk ediyordu, unutulmuş ne varsa hatırladım
Ne yapmalıydım lekelerimden arınarak secdeye kapanmalıydım
Biten nefesin, manasını kaybeden tenin manasını anlamalıydım








Neden bu kadar dokunmuştu kalbime, hicran akseden haliyle
Her ne kadar halimden emin olduğumu bu anda ifade etsemde
Haşyet ve gamı ve sine-i efkarımı gereğinden fazla gizlesemde
Zamanın sahibini, teslim edilen nefesin ulviyetini yitirsemde








Akşamdan sabaha ne kaldı, derin uykular ruhum için hicrandı
Kalbin inşiraha erişmesi için bilmem ki ne kadar gayretim ardı
Şu suskunluk yine içimi titreten bir hal aldı, kopmalar başlattı
Ve kendimi tutmak istiyorum ama ne mümkün gözyaşlarım aktı








Niçin bu hallere düşmüştüm ve mütemadiyen koşan bir nefestim
Neden şevk ve süruru sahibimin bizzat feyzinden nefeslenmedim
Gülü hakkıyla şehredemedim laleyi sadece uzaklardan seyrettim
Ezan okunurken cenaze kalkarken kalbimde boşluğu hissetmedim






Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Ağlıyordu kalbim, suskundu bu dilim!





Ne meyyitin lal olmuş bu hazin hali, ruhumun bizarlığına kefil
Ne derdimin izmihlali, tarihimi reddi miras etmem için kafidir
Ne akmayan bir su ve nede ufku kararmış nefsi korku aşka erişir
Ne dillenen sevda hevesin bendinde aklı selimlik için bir ülfettir




Ney aslında hilkatiyle ve aidetiyle müreffehliğe eriştiren manadır
Onun vecdinde dile gelmiş suskun çığlıklar kalbin hicran ağrısıdır
Yüreğimde dinmeyen bir hüzün, hazanın sancısından aşkı nidadır
Şimdi ağlamak ve hıçkırmak zamanıdır, akıl için düşünmek kardır




Sanki yitik bir nefes gibiyim, derinlerin akseden vecdinde miyim
Neden her vakit sine-i sevdadan emin olmayan bir zavallı abidim
Niçin seherleri bekleyen, onun feyziyle ruhunu ram eden değilim
İhsan için nefsiyle bedelleşen, hesabı nakit ödemeyen bir afiyetim




Yolun kenarında yatanları gördüm ve fakat kalbimden haya ettim
Hani ecrin, vefayı hakikatin dedim, nazarlarımı utanarak gizledim
Temaşa eden o hazin sahneyi görünce, nedense kendimden geçtim
Birden titredim ve burukluğun feryadıyla sessizliğe çekilip inledim




Sualler hucum ediyordu, muhakemem unutulmuş bir sandık dosttu
Neden aklı evvellik, gereksiz ve gerekçesiz kepazelik ruhumu boğdu
Hani gönül bekareti, vicdanın eminlik hali, iradem için aşkı soluktu
Niçin kaybolmuşluk hali önyargılar mecali, aklı ve sevdayı korkuttu



Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Firkatin aldı götürdü süruru neyleyim!






Açılan ellerimle yine hüzün içindeyim
Boynu bükülmüş bir seyyah misali nefesin ülfetiyle gezinirim
Halin efkârını, derdin ummana akan hicranını nasıl söylerim, hakkı bilirim
Sabrın rahlesinde, hasretin terennüm ettirdiği çillerle içime çekilir aşkınla irkilirim


Dervişin çilesinde, aşkın elemli iksirinde
Kalbin inşiraha tabi olduğu hallerde, gönlün serdettiği biçimde
Asanın bekleyen halinde, dilin meftun olduğu hakikatin kadrindeki vecdiyle
Suskunluğun duçar bıraktığı her halin vaktinde, umudun senasında firkatin diliyle


Asabiyeti neyleyim, aidiyetim kim için
Hiziplere bölünmek, şekli yet bürünmek, ne derleri takip etmek
İhsan perdesinden yüz çevirerek, heveslerin girdabında nefeslenip yürümek
Dil ile söyleneni, nazar ile ifşa edileni görmeyip kalbin latif halini örseleyip ditmek


Onca bölünmüşlük içinde yine bölmek
Muhabbeti esirgeyip buğuz etmeyi yüceltmek, nüfusa eklemek
Teraneler içinde aziz nefesi tüketerek, yeni sahneler için desiseler icra etmek
Kitabı celilin ruhuna aykırı olarak maslahatlara bürünüp sahnelerde boy göstermek


Yönetmek için zafiyeti geçmek gerekir
Nefsin şubesinde ve nizama hasret sesinde illet edepten arîdir
Hakikatin efkârını hissetmeyen gönül bühtandır, cazibe hani koşulda tavdır
Kul olmak, gerekçesiyle yol almak ve akideyi sulandırmadan yaşamak ihlâsa hasır


Sosyolojik olarak ölçüler çok değişti
İnsanın hilkati, ruhi hali, kalbi ilmihali hiç değişmedi, kavaidi
Göreceli olarak, tedrisat dışlanarak, ekranlar boyanarak, nefsanîlik icbar edildi
Ne babam, ne annem geçim derdinden bu hıza erişti ve bizarlık içinde oturup seyretti


Dünyanın her hali gözler önündeydi
Mahremiyetin her hali çarçur edilerek piyasalarda sergilendi
Kandırılan gençler, meraka matlup olan niyetler sınırsızlığın illetiyle nefeslendi
Kalbura dönmüş nesil, edebi dışlayan cemil, yaşadığı hale gerekçe bulan sefiller erdi


Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Bu hal ve ahval üzre şimdi nasıl yalvarayım!











Ağrıyan başım, kuruyan bir bağrım var
Yıllardır ne gözyaşım akar, ne gül kokar
Ne kadar kaçsamda hayli bizarım ey yar
Akşam sabah hazan, kar yüreğime yağar






Ne kadar sefil olsam kepazeliğimi ansam
Nefsin kibirini bir bir acıyla yudumlasam
Sızlayan gönlümü suskun dilimi bıraksam
Umman elinde ruhumu yıkayıp arındırsam






Ey Allahım mühlet verirsin ve beklersin
Sen mağfiretin ve rahmetin tek adresisin
Ne kadar mahcubiyetim varsa da bilirsin
Rabsin, sahibsin, meliksin, hakikatimsin






Yıllar nasıl geçti, ruhum esaret içindeydi
Bir ömür sahnesi anbean aşksız sahnelendi
Sevdan nasıl bilinmedi, aşk nur-u rahmetti
Nefes müddettliydi, kalbim bunu farketmedi






Güç ve derman senindir, manalar esinindir
Dilegelen ne varsa imtihan için vadedilendir
Aşk neden ruhumu cezbeden irfanı taksişmdir
İnsan farkı aşk ile farkeden sanatçının nefesidir






Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Ne müthiş bir çığlıktı işittiğim meyan!










Serpiliyordu güneş dilediği nispette
Toprağın enginleşen dirliğine, sabır haznesine, kanaat gerekçesine
Hiçbir ses duyulmuyordu, sanki herkez uyuyordu, lakin gün anbean ışıyordu
Mühlet ve emanet içime hüzün bırakarak, tefekkür için ilmi muhtaçlığını nefesleniyordu






Temaşe ettiğim ne varsa haykırıyordu
Nasıl bir ahenk içinde aşka itaat ediyorlardı, lisanı ne kadar biliniyordu
Hakikatin ilgası kimleri bekliyordu, ecir ve ihsan niye sessizce kalplerden uzaklaşıyordu
Neden tahkik etmek, akıl ve ilim nimetini aşkla terennüm etmemek o anda işime geliyordu






Yıllar adeta kayıp olmuş melallerdi
Hangi anım aklıma gelse bir sızı yüreğimi burkardı, keşke deme zamanıy mıydı
İnsan zafiyetleriyle nefes alan bir candı, şayet rızgı devam ediyorsa elhak muhataptı
Suallerin esararında ne saklıydı, düşünmek için ruhun, kalbin didarında nefeslenmek şarttı






Gecenin kuşatan lahzasında ne vardı
Meşk etmeyi bilmeyen ve sevda ile nefeslenmeyen bir gönül ne kadar anlamlıydı
İş, aş kaygısı tüm vaktimi gasp eden bir hınç olmamalıydı, o zaman aşk çok anlamsızdı
Hak ve hakikat ruhumun sevdası ve sultası olmalıydı, yoksa nice mefkureler yolda kalmazdı






Bir edip olmak isterdim kalbim için
Ruhumun derinliklerinden sineme şevk veren esinin hakkıyla ifade edilmesi için
Akmıyor şimdi gözyaşlarım, nefsi avuntularım vecdime pranga vuruyor haydi söyle niçin
Mezarlarda neler saklı, ecrin aşka ram olan hakikatinde ihsan ve takva çok farklı idrak-i ilim






Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
İşte o an, sanki durmuştu akan zaman!












Gecenin bir vaktiydi, bedenler serilmişken
Gözler kapanmış, nefesler sadece yeganesinde ki müddetine adnmıştı
Düşlerin sırasıydı, ardı ardına bin bir kapılar esararıyla zihinlerede açılmıştı
Çılgınca bir ses işitilinde, yüreğin ağza geldiği o an, bin hüzün içinde başkalaşmıştı






Peki, neydi bu vakitte dile gelen hicran
Soluk soluğa kapıya koşulduğu an, zihinlerin tarumar olduğu pürtelaş vicdan
O çılgınca dilegelen sese herkez şahit olmuş ve gözlerini aralayarak merakla kalkmışlardı
Kim o diye seslenirken, bir paniğin içine sürüklenirken, iflas ediyor, sinede ki aşk-ı hüsran






Polis açın emri kulakları dağlamıştı
Ne kadar korku ve titreyiş varsa şahitlerin yanındaydı, kapı açılmıştı
Nihayet polisler kapıdan nazar ederken bir zanlıyı arıyorlardı, şikayetler bir manaydı
İnsan denen varlık, suçu delillenmemiş sanık, kamu vicdanı diye mesaisini yapmaktaydı






Yıl 1978 bir perşembe gecesiydi
Kavga ve gürültüler zaten icbar edilen sanattı, kitaplar toplatılıyordu
Suç delili sayılara davalar açılıyor ve bin bir şikayetle yargıçların önüne çıkartılıyordu
Zavallılık saf ve temiz olan vatandaşların teslimiyet-i icrasıydı, bu hak nekadar anlaşıldı






Gece yarısı bir suç isnat edilerek alınmıştı
Hele bir karakol vardı, ne kadar rezalet varsa içinden çıkılamaz bir zanlıydı
Ne kadar figan etsem, elimden geleni hasredip insanlık adına hukukum nerde desem azdı
Nihayet doktiloyla birşeyler yazıldı ve imzala şunu diyerek jopun acısı yeniden hatırlatıldı






Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Sen ağladıkça, içim sızlar gözlerim ağlar!




Ne olur bırakma o suskun yaşlarını
Nazarlarında bin bir hüzün içinde ki yakarışınlarını ve çığlıklarını
İlla ki her kulağın işitmesi mi lazım, hissediş gönül lahzasında bir aşk-ı adım
Dil ne kadar lal olsa da temaşa eden o gözlerin feryadı elbette ki sevdaya uzanan bir tadım



Belki yıllar anlattı ve fakat ben anlayamadım halini
Sanki sızlanışların günyüzüne çıkıyor şimdi, sabır ve kanaat hangi itikadın vecdi
Dikeni her yanıma batıyor sende yakınen biliyorsun sanki, gül-i nihal bitiyor içimde belki
Dertler sahipsiz değil inanki, nasibin rahlesinde kısmet kimi bekliyor şükrederim o anki gibi



Su semadan akınca, ruhum ferahlar kuşlar misali
Hangi çığlığımı bıraksam ummana, her nefes melalimi işişiyor sanki umutlar filizlendi
Hangi toprağa baksam beraket ilzam ediyor içime inanki, sabır bir direniştir aşkta billahi
Haydi umudunla koş, yılgın ruhunun prangalarını çöz ve sürurla çoş, bahtın açıktır vallahi



Hiç Rahmetin sahibi acı çektirir mi kalbine
Lakin gönül hasredilir hakikatin şevkine, ifsanlaşır ruhlar sevda çilesiyle, aşk niyetiyle
Bilmede ve anlamadığın çektiğin tespihatlar kabul olur inşaal temennisiyle kimin kısmetine
Yoksa anlamak ve tahkike ulaşmak için bu kadar yorgunluk niye nefsanilik vardı elan içimde



Nar, hesapsız değildir, aşk maksattızsa nefsidir
Tensellik zafiyetin içinde gizlenen bahanedir, kalbi süruru tyerennüm etmek ihsan işidir
Bir sual et kendine, takva neden bu kadar müşkil bir iştir, akıl ve iradi olmak aşkın dilidir
Ne kadar kaçsam, mühletin gereğini anlamaktan uzaklaşsam nefsanilik kalbim ile ilintilidir



Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Git artık sende yokluğun sahilinde ki belirsizliğe!




Düşünme artık gerek kalmadı
Sinende beklettiğin neler varsa şimdi nedametinle karşıma çıktı
Hani sabır vardı ve sevgi masumluğun sadakatiydi, zanlar neden bu sabrımı bıktırdı
Düşün dedim, sen taraneleri sectin, tahkik et dedim, yargılayayan o gözlerimde yıldırdın




Bana hiç bir şey bırakmadın
Belki birilerine kandın, belki de sabrı ve kanaatı aşk ile yudumlamayı gale almadın
Akıl ve izanımı daralttın, kuytu köşeleri arattın, bir kalbi mutmainlik süruru bırakmadın
Ne yapmalıydım, hangi manada sana yaklaşmalıydım her ne hikmetse o an şaşırdım kaldım




Neden dinlemeyi seçmiyorsun
Kalbin zaten bir sahibi var demiyorsun, ruhuma esaret yaşatmayı hak sanıyorsun
Hesap kimin, mizan kimler için aklın ve idrakin kavlinde derlenen seçim, sen ise ağlıyorsun
Tefekkür ettikçe her vakit vicdanım sızlatıyorsun, neden anlamıyorum nefesini dediriyorsun




Şayet senin tercihlerine inansam
Tahkiki ve iradi olmayı bir yana bıraksam, senin kalbinin dilediğin nispette mi yaşasam
İtaat kültürüne kansam, kul olmayı nefsime bıraksam, aklı ve izanımı bilmem ki ne yapsam
Ağlamak sanki adet oldu, her yanım duygusallık lahzasında vurgun yaşadı, evet yalvarsam




Hani bir kör cahillik kalbe ziyandır
Ne kadar muttali olmadığı ilim varsa, sanki alleme bir candır ve heran dil-i güzardır
Düşünmek ve akletmek ancak kalbi ve ruhu manada ilimle orantılı olursa o an aşk-ı sanattır
Lafazanlık hangi gönlün didarında gamdır, hesapsız olmak aşkı anlamayan için manidardır




Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Sevdasıdır sinenin kalbin aşk-ı ilahisini anlamak!











Kelimeler o an manasıyla ahenkleşiyor
Yazılan ne varsa aşkın lisanından hakikatin lahzasını şehrediyor, kalbe sürur veriyor
Yaşamak nefes almaktır diyor lakin aklın ve izanın mubadelesi kalbin hicranıyla meşk ediyor
Nefsim ne kadar bu minval üzre raks ediyor sazendenin bin hüznünü sahnede aşikar eğliyor








Asa daldır, bir anlamda da odundur
İnsan candır, kandır, ve fakat irfanı ve idraki nispetinde aşk için vardır o bir sınavdır
Sabır iradi olmak, kalbi lekelerden kurtulmak, ruhu esarette bırakmamak için nasib-i evladır
İlim düşünmek ve fikir üretmek için kardır hakikat ve hukukun şahitliği yoksa neden vardır








İnsan yarsız olmaz, gönül kurur
Akıl maksatsız akil olmaz, nefsin payesi için zikrolunmaz, kul olmakta ihsansız olamaz
Kalbin nidası, ruhun feryadı hakikat-i aşk içindir, vesileler içinde zikrolunan esindir solmaz
İnsan sual etmedikçe, tahkiki evvel emirde neferslenmedikçe, ilmi yakın hissetmedikçe olmaz








Hissiyat iyidir, ehli için berekettir
Lakin akıl ve ihsandan nasipsizse nicedir, fikretmek takvay-ı celildir, iradi olmak vecdir
İnşirah kalbi telakkide hasrettir, ecir ve çileyle içiçedir hiçbir dert sahipsiz değilir kul içindir
Neden ehliyet liyakat ister, sabretmek ve fikretmek aşksız bir gönle hüzünle hicranı zerkeder








Öncelikle ne yaptığımız bilmeliyiz
Nedenlerinde nefeslenmeliyiz, hakikat lahzasında gerekçelendirmeliyiz, keşke dememeliyiz
Tesadüf itikadın manasında bulunmaz, şans hezeyandır, nasip lahzasında aşka ram olamaz
Kul hukukunu öğrenmedikçe, merakını takva cihetinde ilime hasretmeyince aşkıda bulamaz








Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Susma konuş dedim, sen kalbini dinledin!




Hangi sabahın farkındaydım, elhak ayarsızdım
Sanki sinemde çöreklenmiş derd-i gamın hülyasındaydım, yılgın ve manasızdım
Hangi koşturmanın galasındaydım, ruhumun figanını dinlerken sessizce niyazdaydım
Farkı fark ettiren tesirin ve esinin inşirahı için gönlümün şadında araftaydım ve yalnızdım



Ne zaman ki ruhum hıçkırıklarıma şahit olsa
O an umutlarım nüveleşerek günyüzüne hasretini ellerini açarak sahibine anlatsa
İçim içime sığmasa, kalbi yanıklığım aşikarsa, niyet-i asliyem bilmem ki hangi cenahta
Nefsim teskiye ve terbiyeye elhak ihtiyaçlı olunca, mahcubiyetim çıkıyor her vakit karşıma



Çok mu duygusalım, aklı selimliği kime bırakırım
Takkike erişmeyen akideyi ne yaparım, şayet bir hukukum var ise elbette ki sahip çıkarım
Mazi sayfalarında gizlenen ibreti anarım, tarihinden habersiz bir nesli şimdi nasıl anlarım
Yine sukut etmek istiyorum, uzletin bağrında esen sedayı işitiyorum, aşk için ne yapıyorum



Vakit nakittir derler lakin akıl ilim içindir bilmezler
Bir kelamı teneffüs ederken sadır olacağı tesiri dert edinmezler, konuşmak için söylerler
Ne derleri öncelerler, kalbin sahibi ne söylüyor hiç merak etmezler, taklit etmeyi becerirler
Sonra gamın telaşına düşerler, muhabbet için didinirler, lafazanlık yaptıklarını hissetmezler



Nisa elhak bahşedilmiş nidadır, şefkattir, manadır
Hasım olmak sanki sünnetullah için vakti zuhurattır, gelin kaynana nakaratı fukaralıktır
Bu bakımdan akletmek fikrin ve zikrin ilgasında mümkündür edebi hiçe saymak ahmahlıktır
Kalp ve ruh insan için vardır, yoksa yürekten bir farkı kalmamaktadır, aşk ise ilm-i sanattır



Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Ne söylesem kifayet etmeyecek, hamaset refakat edecek!




Tefrika niye vardır, kim için kutsallaşmıştır
Hizipler hesabın ilzamında milleti bölmek ve güçten düşürmek için kurulmuştur
Millet kimi zaman devleti ve mefkuresi için feda olan nefes-i ülviyet olarak bulunmuştur
Kimi zaman ve hususen gale alınmayan, hör görülen bir nazarla aşağılık ilgası oluşmuştur



Dil ne birdir, ne tek düzeliktir, anlaşmak içindir
Resmiyet ne tekebür ehlinin, ne mazkum nefesin tekelinde telakki edilemeyen gerçektir
Mazi derinliği ruhların firkatidir, kalbi ve hasbi olmak muhabbetin gereğidir ve elzemdir
Kolluk kuvvetleri siyasi ve yasama erki değildir, milletin ali menfaatleri için nizam-ı cedittir



Neden ordu evleri şehrin merkezindedirler
Milletten saklanan ve bizzat korkan nefesler gibiler, neden tel örgüler, nöbetçidir erler
Subay ve astsubay tefrika içindeler, önyargı ile nazar ederler, Mehmetçik için emir verirler
Ne kadar beleş ve ulufe varsa ta içindeler, millette çok ayrı bir yerde duran azınlıklar gibiler



Bu hakikati nedense evlatlarıma anlatamadım
Garip bir nazarla bakarlar diye suskun kaldım, soğuk savaş kim için yapılıyor'a takıldım
Desise ve tefrika için nizam edilen genarallere, benim milletimden mi diye sualeri sıraladım
Nerde yanılmıştım, su alan gemiye mi çıkıştım ummanın engin çığlığını hiç duyamamıştım



Evet, silbaştandevlet-i aliye tanzim edilmelidir
Ne kadar nakarat varsa silbaştan denmelidir, akıl ve izanın vuslat için olduğu bilinmelidir
Mazlum milletin bizarlaşan nefesi sürurla filizlendirmelidir, yasama için ey hak denmelidir
Şekliyeti ve tekebbürü önceleyenler tenzil-i rutbe edilmelidir, aşk salası ruhta hissedilmelidir




Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Nedeyim, kalbi inşirah için niyaz edeyim!












Al al olmuştu yanakları
İçimi delercesine bakıyor, derin bir temaşa ile nefes nefese birşeyler arıyordu
Gökkuşağına benzer renkler bezenmiş, bakımlı olmayı fevkalade önemsemiş konuşuyordu
Bir şaşkınlık içindeydim, dönüp bir arkamı kontrol ettim, yanılmıyordum niye susuyordum






Neden cezbeden olmak istiyorsun
Zihnimi tarumar ediyorsun, nefsin hergeleliğini mi bilmiyorsun, neden süzülüyorsun
Nazarlarınla içie nüfus ediyorsun, derd-i gamımı hiç bilmiyorsun, neden kalbi aldatıyorsun
Taraneleri önemsiyorsun, keyfiyet için aranıyorsun hala sen kim olduğunu mu bilmiyorsun






Bak güzelim, nefes müklettir o bir edeptir
Aklın ve idrakin için tanzim edilmiş en nadide bir ülviyettir, vaslat için fevktir
Salınırken kimseyi rahatsız etme, gözlerinin içine girer gibi nefesinle hucum etme elemdir
Nasip telakkisi kul içindir, sabır, kanaat sadakati berekettir, keyfiyet aşk-ı ulviyette sefilliktir






Belki masumsun, suallerde nefeslenmiyorsun
Muhakemeyi ihmal ediyorsun, anlık zevk için neden ruhunu ve ecrini heba ediyorsun
Nisa edep halinde gül-i nihaldir, kafey-i barlar için değildir, sual et lafazanlık kim içindir
Manaya hasret kalmış kahkahalar niye fakirliktir, mefkuresi olmayan gönüller hayli sefildir






Şayet akl-ı selimlik kıtsa asla sen aranma
Güvenmek için nefesleri kontrol etmeyi marifet sanma, nefis uyumaz kimseyi aldatma
Her erkeği adam yerine koyma, sadakate ram olmadan anlamadan sırlarını kimseye aktarma
Keşkeler ve nedamet için asla bir kapıyı aralama, emin olmak için idrakini hiçbir an unutma






Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Gönül ummandır, ruhun lahzasında anlamlaşandır!












Sus konuşma, dur düşün ve sonra meramımda ki hicranı anla
Neden kalbin ihmal edilişini, ruhun önemsenmeyişini, nefesin esinleşmeyişini sorgula
An ve nasibi zaman kim içindir, her nefes hesabimidir, şeref ve itibar neden erdemdir'i yaşa
Ne vakit taklitçi olmaktan uzaklaşırsan aklıı selimlikle dost olursan “ne dereleri” umursama






Vicdan sabide olmaz, ehliyet akl-ı evvellikte aşkla buluşturmaz
Firkat hasrete nail olmaz, sevda ruhun mecrasında manasıyla barışmaz, aymazlık uyuşmaz
İnsan olmak neden şandır, en muhterem sanattır, vuslat için adaydır, aşkta sınavdır şaşmaz
Rahmetin lahzasında nefeslendin mi, ahengini hissettin mi vecdine eriştin mi yolda koymaz






Ah çektiren nefsindir, zihni taranelerindir, aşk nefsin değildir
Kalbi olmayan herşey hakikatle ilintili olmayan keyfiyettir, nefesin hesaba ram edilmiştir
Bir düşün gidenlerden kaç nefes vicdanıyla bedelleşmiştir, maverayı kimlere emanet etmiştir
Akıl ve idrak kul olmak içindir, muhakeme izanın lahzasında dirliktir, takva şekliyet değildir






Gün içinde en çok neyi düşünüyor ve ona meylediyorsan
Her anında nefesini ona hasrediyorsan, vicdanın nisasında uyanmıyorsan kimsin sorgula
Kula kul olmak, emeller esaretinde kaybolmak, nefsi telakkilerde yol almak ne ardır, unutma
Bir ağaç iken asanın vecdini, bir kamış iken neyin sedasını yok sayma, mal ile yayıp kalkma






Kahkaha atan insanları bir nazar et, için için ağlarlar
Yalnızlıktan çok korkarlar, muhabbeti hiç anlamadan lafazanlık yaparlar, niye ziyandadırlar
Sazendenin hıçkırışını duy, mızrabın iç yanıklığından işittiğin ahenge uy, hicranı anlatırlar
Mah gecenin karanlığında yıldız resmettiği aşkın marurluğunda yol alırlar ve esin sunarlar






Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Gönül ummandır, ruhun lahzasında anlamlaşandır!












Sus konuşma, dur düşün ve sonra meramımda ki hicranı anla
Neden kalbin ihmal edilişini, ruhun önemsenmeyişini, nefesin esinleşmeyişini sorgula
An ve nasibi zaman kim içindir, her nefes hesabimidir, şeref ve itibar neden erdemdir'i yaşa
Ne vakit taklitçi olmaktan uzaklaşırsan aklıı selimlikle dost olursan “ne dereleri” umursama






Vicdan sabide olmaz, ehliyet akl-ı evvellikte aşkla buluşturmaz
Firkat hasrete nail olmaz, sevda ruhun mecrasında manasıyla barışmaz, aymazlık uyuşmaz
İnsan olmak neden şandır, en muhterem sanattır, vuslat için adaydır, aşkta sınavdır şaşmaz
Rahmetin lahzasında nefeslendin mi, ahengini hissettin mi vecdine eriştin mi yolda koymaz






Ah çektiren nefsindir, zihni taranelerindir, aşk nefsin değildir
Kalbi olmayan herşey hakikatle ilintili olmayan keyfiyettir, nefesin hesaba ram edilmiştir
Bir düşün gidenlerden kaç nefes vicdanıyla bedelleşmiştir, maverayı kimlere emanet etmiştir
Akıl ve idrak kul olmak içindir, muhakeme izanın lahzasında dirliktir, takva şekliyet değildir






Gün içinde en çok neyi düşünüyor ve ona meylediyorsan
Her anında nefesini ona hasrediyorsan, vicdanın nisasında uyanmıyorsan kimsin sorgula
Kula kul olmak, emeller esaretinde kaybolmak, nefsi telakkilerde yol almak ne ardır, unutma
Bir ağaç iken asanın vecdini, bir kamış iken neyin sedasını yok sayma, mal ile yayıp kalkma






Kahkaha atan insanları bir nazar et, için için ağlarlar
Yalnızlıktan çok korkarlar, muhabbeti hiç anlamadan lafazanlık yaparlar, niye ziyandadırlar
Sazendenin hıçkırışını duy, mızrabın iç yanıklığından işittiğin ahenge uy, hicranı anlatırlar
Mah gecenin karanlığında yıldız resmettiği aşkın marurluğunda yol alırlar ve esin sunarlar






Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Ruh ölmez, kalp aşktan asla vazgeçemez!












La mekan olmak hali ruhun hilkatindendir
Devr-i alem için tevdi edilen nefesin sazendesi ve hatta bir mefkurey-i abidesidir
Ömür sanki kumaş gibidir, hangi mananın kadrine vakfedersen antikalaşan ibret-i amildir
Nefes niye sağlık ve afiyet için esenliktir, derde ram olmuş gönüller nasıl bir aşkın firkatidir






Nihayetinde buraya gönderilmiştik
Neyi ne kadar bildik, kalbin sezgisiyle lahzasında bekleyen hakikatlere gönül vermiştik
Hani özümüzle akitleşmiştik, hilkatimizle bir bütündük, aklı ve vicdanı gözmezden geldik
Ne kadar iradi olarak samimiyette kaldık, onun azmiyle cehtin didarında ki manaya inandık






Mütemadiyen ruhsatlara mı sarıldık
Gönlümüzü hangi mihengin terazisinde tarttık, neden nizama muhtaç nefsi gale almadık
Kim ne söylerse inandık, çareler adına aklımıza ne gelirse “inşaallah” diye malayana daldık
Neden gerekçeleri ihmale aldık, okuduğumuz Kuranı hakkıyla anlamadık oldukça uzaklaştık






Düşündükçe içim titriyor, kalbim inliyor
Neden akıl sıı bu kadar duyarsızlığa bir deva zerketmiyor, şehrine muhtaçlığım bilinmiyor
Kanatsız kuşun, saçsız kızın, dilsiz mahzunun, çulsuz mahkumun hissiyatı gale alınmıyor
Bin bir entikalar içinde derlenmiş senaryolar vaktimi ihlal ederek, hakikatten uzaklaştırıyor






Dareyn nedir, hangi mefkurenin vecdidir
Ruhlar bu aşkın lisanında her vakit ayaktalar, çürüse bedenler, sesizleşen ibretli mezarlar
Hangi nazarlar hiç ölmez, aşkın firkatiyle hasreti sinesinde demlemez, ümitleriyle yatarlar
Ne kadar ah etsem, anlaşılmaya muhtaç kelimeleri heceleyip gönüllere hasretsem ki ne yatar






Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Nedir ah çektiren ve halden geçiren meram!




Hiç söz etmemeliyim belki de sinemin sessiz çığlığından
Yüreğimi dağlayan onca sancılardan, halime vehmeden dinmeyen gamdan, feryattan
Sabretmeliyim, nefesin sahibine iltica ederek teslimiyet göstermeliyim, vazgeçmemeliyim
Kim ne söylerse söylesin, aklım dilerse irademe hükmetsin, bir kahır içinde asla inletmesin



Sevmek, sevebilmek cesaret ister, nefsanilik ise ne keder
Ruhun ne kadar özgür, kalbin hangi tercihlerine kefil, neden keyfiyet bu kadar rezil
Yalan olan herşey, manaya muhtaçtır o aziz nefesin ey birader, bak mazlumun o ahına ezil
Niçin gam edersin, nefsini ihta etmek için seferbersin, neden kanaati hiçlersin bak kim sefil



Derdi kalbinden hiç azletme, çileden asla taacüpte etme
Fikretmek için tefekkür esastır, akıl için ilim tertip edilmiş heyacandır, irfandan vazgeçme
Kim ne söylüyorsa, asla yüz çevirme öncelikle edep içinde kalbin enginliğinden hiç arileşme
Tenezzül etmek, gönlü feda olmak için hasretmek, ecri kalbin sahibinden beklemekten, geçme



Tebessüm gül damlasıdır, gönül onun hasretiyle yastadır
Durdurak bilmeyen ruhun hangi kıyasın farkını sana anlatmaktadır, akıl ilimle sanattır
İdrak etmeyen sine, hangi badireler içinde boğulmaktadır, nefsi tezkiye etmemek bühtandır
Yolcu neden hicran içinde nazarlarını akıtmaktadır, an ve o zaman kimler için çetin hesaptır



Gönül lisanını anlamaktan ictinap etme, kalbini hasret
İlimsiz ve akılsız solumak ne büyük gamdır, iradeni hiç durma hakikatin didarına sevket
Neden ruhunda ve yüreğinde dinmiyor hasret, sevmek ne müthiş bir şevktir, nedir o kasvet
Demek gönlünü şehredemiyorsun, bu manada sevdiğini söylüyorsun,peki nedir kalbi şiddet



Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Gönlümü kime açmalıyım, kuşku mu duymalıyım!




Anlatılmıyor halime medfun olan badireler, devaya muhtaç çareler
Hangi suale yönelip deşifre etsem, başlıyor her nedense bin hüzün içinde açılan sahneler
Neden derd-i gamımı anlamıyorlar dinleyen nefesler, muhabbetsiz beklentiler ve bahaneler
Kime yakınlaşmalıyım, kalbimde varolan o kuşkuya bakmalıyım, kendimi mi suçlamalıyım



İnsan neden mahzunlaşır, derdini kime hasretmekten kaçınır
En yakınlarım neden kalbi nidama yakınlaşmaktan sıkılır, bin bir suş atfederek uzaklaşır
Hangi yetkiyle ve erkle merak etmekten de sakınır, en acımasız birşekilde yargıçlığı takınır
Gönül umut içinde anlamlaşmalıdır, kalbi yakarışlar ihsanla buluşmalıdır, utanılmamalıdır



Kimseden bir himmet bekleme, geridönüşüm için zamandır
Sessizliğe çekilen, vecdiyle emanet telakki ederek gönlünü hasredene itibarı sor ummandır
Ceddinden geriye kalan ne vardır, gam içinde nefes almak ne büyük hicrandır, bir vuslattır
Keşkelere sığınma, yeis içinde nefesini bırakma, en yakınlarından gördüğün acı, aşk-ı haktır



Bir sulat et, vakti saatsiz ne var, nasip neyi ve kimi arar
Baht hangi anlamda kalbine inşirah sunar, azim, gayret ancak hukuku bilmende mansı var
Neden yoksulluk insannın tabiyetinde sancılı ar, libassız kalmak söyle kime nasıl zararı kar
Niçin gönül fakirliği itibara ihtiyaç duyar, varlık adına nefsanilik hangi aşkla kalpte ihtiyar



Hasret kalbin lahzasında ümittir, özlem ne latiftir
En yakınımda olan nefesler niye pervasızlıkta, hakir ve horlukta yekparedir, niye sefildir
Öksüzlük sinemi şehreden acı demdir kalbimin sedasını anlamayanlar nasıl bir muhabbettir
Suskunluğum ummana arz edilen ve umutla derlenen nefestir, kim ne yaparsa kalbi kefildir



Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
İçim kan ağlar, nefesim hangi lahzanın abadına akar!




Oysa ne kadar masumdum
Sanki çocukluğun muştusuyla aranan ve emanet-izamanda umutlanan bir kuldum
Ne vakit ruhumdan tebarüz eden korkuyu tanıdım, kalbimi hiç tereddüt etmeden araladım
Hangi sınavın hakikatle tebarüz ettiğine baktım, neden nasibin ne olduğunu hiç anlamadım



Yazmak ağlamaktır, sakın unutma
Kalbi manada hıçkırıktır, hissiyatın dilegelen manasıdır diye hayıflanma, aşkla anla
Hangi yadellerde olursan ol sakın ha korkma, kuşkuları sinende barındırarak harap olma
Lamekan olmak nedir rahmet ve bereket hangi lisanın şehrinden sudur eden asudeliktir yaşa



Hani kimseye ayan etmediğin umutların vardır
Bin hüzünle derlediğin, gelinlik kız misali çeyiz sandığında gizlediğin sırlar ne aladır
Hangi esinin firkatinden seslene sedadır hiç ağlama, umman o kanaatin için ne manadadır
Aşk, sabrın silinmeyen nakışıdır, niyetin asliyetinde nefsi muarızlar hangi gönül için kardır



Bir yudum çay içmelisin, dem nedemektir hissetmelisin
Kalbinin ihtiyaç duyduğu ahengi sinenin her üçrasında besleyip, suskunluğuna vermelisin
Sabır, silkiniz ve umut içinde direniştir fide olmak için gülün şevkiyle naif nefesi vermelisin
Hiç bizarlık hissetmeden, azim ve gayreti ihmal etmeden akıl ve irfanını ilimle şad etmelisin



Mürebbiyelik hal ehlinin vasfıdır, hilm ile alakalıdır
Gönlünü hasretmeyen nefsin sahibi ne kadar aşka ihtiyaç duyacak bir ihsan-ı inşirahtır
Kalbin bir anlamda aklındır, feraset sanatında farktır, takva olmadıkça kuruyan bir figandır
Nesebinden geriye kalan kim vardır, muhabbet ve lütüf feda olundukça aşka açılan kapındır



Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Kim hayran olur söyle, kalbine bigane kalan cana!




Hangi demin hicranıyla istikamet bulmalıyım
Çırpınan şu gönlümü hakikat için koşulsuz aşkın ramına bırakmalıyım, ağlamalıyım
İçimi burkan ne varsa sevdanın firkatleşen şadıyla kurtulmalıyım, bir secdeyle ayılmalıyım
Kalbin nazargah olduğunun farkını anlayan ihsana erişen kul olmalıyım hiç durmamalıyım



Ruhum hangi kafesin pervazlarında inliyor
Yoksa kalbim esareti sadece dört duvar arasında kalmak ve yaşamak mı olarak telakki ediyor
Neden aklım meraka yönelmiyor, tahkik etmek nefsime müşkil geliyor, peki, hak ne söylüyor
Hangi vaktin şafağında dirilmeliyim, niskinleşen bezgin ahvalimden silkinmemi kim istiyor



Zemheri nedir bilir misin, hangi anın kederisin
Neden hiç sual eylemeden hakka teslim oldum diye maslahatlara gönlünü gark edersin
Azimet hangi raddede ihsanlaşır merak edermisin, gönlüne hakka teslim etmeyene ne dersin
Niçin şartlar böyle diye miskinliği seçersin, sinende aşkı bekleyen kuvveti hiç keşfedemezsin



Aşk, gönlün lahzasında açılan ne ulvi ilhamdır
Gam içinde manalaşan hakikatin didarıdır, çile ile taçlendırılandır, vefa ile ancak sanattır
Gönül hasredilmedikçe, inşirah kalpte filizlenmedikçe, samimiyetin ihsana neden muhtaçtır
Neden ölüm ruhumuza sürur bahşeden bir fırsdattır, hesap etmek aşkına tav olan hakikattir



Kaldır artık başını, kurut gözlerinden akan yaşı
Servilere bak, dağların suskun yamaçlarından gelen nidaya ak, muhabbet için işaret taşı
Yalnızlık kalbine sürur bahşetsin, tefekkür etmek için ilim kalbine feyz ihsan etsin kim duacı
Ne ekersen onu biçersin, vermeyen el ihsana ulaşmaz bilesin, azimet aşktır vecdi kalbin tacı



Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Hangi sözün kalbi olduğuna inanayım!




Gönül şarimiz aklıma geliyor birden
Mısır seferine çıkmak zorunda kaldığı bir gaileden, neden gönlü ağlardı pek akledemem
Kanadı kırık bir kuş misali, nefesi sadık hakikat timsali olarak niye harap haldeydi bilsem
Nazar ettiği feraseti, kalbinde münbitleşen inşirah hallerini hakkıyla suskun hicrana versem



Neden yazdığı mektuplara cevap gelmezdi
Bin hüzün içinde nefesini, halinin dirliğinden beklerdi, refikasına tesselli için ne derdi
Niçin kerimesinden merakı gidermesi için hasretin bizarlığında gönlünü hasrederek giderdi
Ne gün biter, ne ay tefekkürle vuzuha erer, ne yıl suskun ve sancılı kalbime aşkla çare ekerdi



Nazar ettiğim resimler, hicranla müsaviler
Neden fakirlik içinde kalmışlardı miskinleşen gönüller, asırlar bu halimize ne söylerler
Neden tefrika sinemizde filizlendi, nefsanilik denen illet her yanımızı kuşattı, alay ederler
Medeniyet telakkisinde dile gelen ne varsa, bizi bizden arileştirenmidir taltif edilen teraneler



Neden gönül ağlar, içini burkar ve elem başlar
Neden unutuldu en ulvi lisanlar, edebi manada rafta bekleyen feryatta ki binlerce kitaplar
Hangi lahzanın şevki ve sürurundan feyz alarak ibret sunan yüzlerse unutulan o sanatlar
Niçin ruhun lisanı anlaşılmaz kalbin yegane sahibin nazargahı olduğunun farkına varılmaz



Aşk, vecdin yakarışı ve kalbin haykırışıdır
Sabrın sülbünde manalaşan ardır, kanaat içinde saklanan ummandır, nefsin için nizamdır
İnsan niye yaratılmıştır, her vakit korkuyla nefeslenmek nekadar ihsandır, sürur niye hazdır
Her müjdenin bir akıbeti vardır, hikmeti hangi akıl, izan sahiplerinin kalbinde anlaşılacaktır



Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Ağla, kalbini hasret acının vicdanına bırakma!



Ne zaman sessizlik pervazlarında asılı kalsam
Ruhumun nidasını kalbimin sayfalarından okusam, hüzün ve sen çıkarsın karşıma
Bazen sorarım hoyrat bir nazarın figanıyla, ne vakit umutlar şakıyacak mahzun bahtıma
Dayanamam, gözyaşlarımı tutamam, hicran yakarışlarım başlıyor hıçkırıklar her yanımda



Neden susarsın, umudun şafağında ayaktasın
Gözyaşların neler anlatıyor, hazanın en masum çehresinden muştular için mi yastasın
Hangi niyazın farkıyla kalbi inşirah için gayretinle varsın, neden hicran içinde sabahlarsın
Gönül şirazeni, vicdan payeni, izan gerekçeni, hasret firkatini, yıllardır uhteleri uyutursun



Yazdığın her namade bir dram var ey suskun yar
Nefesin zerresinden hasıl olan umutlar, sabırla derlenen bahtın intizarımıdır ey yağan kar
Neden virane halime gülüp geçerler, sakladığım heveslerle alay ederler söyle hadi, ey nazar
Hakikat ne vakit kalbimdeki nihalleri kurutmadan günyüzüne sürurla çıkartır ey nazlı hilal



Ezanlar okunuyor, niçin içim acıyor bu vakitte
Bir sesssizliğin ahengi var sangi gönlümün ta derinliğinde, vaktini bekliyor aşk-ı hakikatte
Neden hüzün yüreğimi burkuyor, yerde sürünen yapraklar ne söylüyor dinle onu hikmette
Seni anlamak, gözyaşlarınla umuda sarılmak, farkı fark ettiren ihsanı o an koklamak nasipte



Sanki kollarım kırık, aklım ne tuhaftır ki bu an alık
Hüzün her yanımı kuşatan bir refakatçi misali sinemde ikamet ediyor yine ne kadar sadık
Neden bizarım açık denizlerin efkarıyla abadım niye kayıp yılları idrakin mecrasında ararım
Hangi nefesin irfanıyla ayakta kalanım, dinmiyor figanım, mecnunu andıkça sessiz ağlarım




Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Bülbül-ü şeydaya döndürüp cezbeden o ülfetin!









Şimdi gönlümü fetheden bir hissiyatın derinliklerinde asudeyim
Ne vakit vecdini ansam, insan kimliğinde ki irfanı sorgulasam sen çıkyorsun karşıma
Ne kadar suskunluğun didarında anlamlaşan ve meftun bırakan nazar ruhuma anlatsa da
Boyun büküyorum, ibretle temaşa ediyorum, hal-i fakirliğim peşimi bırakmayıp ağlatsa da






Hangi torağın nüvesinde farklılaştın ve münbit kalbini niye açtın
Yıllara meydan okuyan sessizliğimi neden sinemden alıp çıkarttın, gözyaşlarımı araladın
Vecdimde en manalı bir adımdın, ne kadar ihmal ettiğim letafet varsa sen karşıma çıkarttın
Kısa bir zaman içinde yaşadığımı hatırtlattın, kifayetsiz olan ecrimi itminanınla artırmıştın






Kimi zaman yalnız kalıyorum, ufkumun kuraklığını anıyorum
Benzer bir kalpbin sahibi olmamıza rağmen, umut ve emeği farklı algılıyoruz soruyorum
Neden gönlün umman gibi, azmin sanki nehrin timsali, vecdin sağanak yağmur bakıyorum
O vakit nekadar fakirlik varsa şahit olduğum halime hucum ediyor idrakim neder şaşıyorum






Sırtımdan soğuk bir ter boşalıyor, nefesim ne çok daralıyor
Nereye baksam ne aksanım yetiyor, ne de umutlarım kalbimin sahifelerini ayan eyliyor
Neden susmak içimden geliyor, hasret deryası gönlümü ihta ediyor, umutlarım ne bekliyor
Ne kadar hissiyat varsa haydi durma kalk diye sesleniyor, kimi dostlar fakirliğimi yadediyor






Beklemek umutta erktir, dirilmek için silkiniştir biliyorum
Sabır gönül için bahşedilmiş zindeliktir diyor, micaç ruhla ilintili değil, nefisle bildiriyorum
Nizama muhtaç olan nefsimdir, akıl ve izanla vuslata kol kanat açanda kalbimdir ekliyorum
Gözyaşlarını umursa lakin duygusallık gerekçelidir sakın ihmale alma idrak içinde diyorum








Mustafa CİLASUN
Mustafa CİLASUN
Bazen gam için arsın, bazen de hicransın!




Bilmem ki hangi baharın lahzasında ki nazarsın
Hangi vakit umutlarım için açmayı bekleyen bir goncasın, o kalbinle gül-i nihalsin
Hasreti sineme bırakan arsın, sessizliğin şadında sabırla nefeslenen ne zarif bir fidansın
Neden gönül nidamı duymazsın, mütemadiyen esarın perdesinden bakan ülfetli nazmısın



Gönül hangi lisanın manasında esen feryattır
Ruhun bekleyen serencamında ki nasib-i aşk, nasıl bir vaktin iştiyakında kalbinde sancıdır
Umut şimdi içimde gamdır, her yanında hüzün bir başka nazar ile sinemde açan hicrandır
Bazen içim mi geçiyor, düşlerim kalbimin sürura olan ihtiyacına şimdilerde geçit vermiyor



Gömlümün sahrasında ki aşk sanki bir hicran
Hangi lahzaya erişsem, gece gündüz demeden gönlümü suskun nazarın ramına hasretsem
Ömür kumaşımı hiç tereddüt etmeden vakfetsem, irademden vazgeçerek o ihsanına erişsem
Sabır neymiş, hakkaniyet hangi lisanın manasında sultanmış şehrine malik olarakta göçsem



Sus artık diyor, gönül şirazesi aşka meylediyor
Nefsim sukut ederek sessizlik iklimine çekiliyor, ne akıl ve ne fikir bu manayı tefsir ediyor
Ruhumun sessiz ahendinden esini bahşeden bir melal, sürur içinde gönlümde filizleniyor
Kalk artık uyumak yok diyor, azimet için heba ettiğin ne varsa telafi etmek için soyun diyor



Neden bu vakte kadar ihsandan çok uzaktım
İnşirah için hiç ellerimi açmamıştım, gönül kapımın kapalı olduğundan habersiz candım
O vakit aşkı nasıl ve hangi terlakkilerle adlandırıp, ruhumla hakikatin didarına koşardım
Nasıl bir hesabın beklediğini umursamadan her nefesli gibi yaşardım, peki nasıl hicrandım



Mustafa CİLASUN




Mustafa CİLASUN
Nerde kusur ettim, naif gönlü bilmeden incittim!




Yansın sinem, hissetsin hasretin şadını bin hüzün ile ziyadeleşen itminanla dirhem
Gün geçmesin, gözlerim sururla kapanmasın, sancılar kalbime hucum etmesidir tüm gayem
Ruhumda hissetmeliyim, acı nedir hakkıyla nefeslenmeliyim, rahmetin içinde de erimeliyim
Kimsenin kalbini kırmamayı birşekilde öğrenmeliyim, ehl-i hal olmak nasıl, talim etmeliyim



Ne zaman bir mahzun nazarı görsem içim titrer, nahoşluk yüreğimde o vakit ne tüter
Hangi vaktin ilzamından sudur olacak ki o nasip, kalbin asudeleşecek zamanını ah ile bekler
Nasıl ki sabır, gönlü imtihan rahlesinde aşk için ruhun latifliğinden gelen esine refakat eder
Sevdanın suhuleti hasretin ve gayretin serencasmında ki niyetin asliyesinde kimi davet eder



Neden dağlar sessizlik içinde zikreden feyzin nişanesidir, içinde gizlenen har kime ne der
Ne vakit gönül aşkın lahzasında anlamlaşırsa ki, sırra vasıl olmuş mukadder bir ulvi nefer
Kalp kırmak, insanın melalini anlamadan nefesi bırakmak, hisseden için ne müşkil bir keder
Bahtın bekleyen umutları, niyetle müsavileşmeyen emel nutukları nefsi anbean mamur eder



Buğday başağına bir bak neler anlatır, esrarında ki farkı sukutu içinde nasıl farklılaştırır
Hangi geçmişi ve geleceği kalbin için hatırlatır, işaret taşlarını neden susan meraka bırakır
Akletmeyen ve fikretmeyen gönlün nasıl samimiyetle sudur edecek yaşları ibretle mi akıtır
Olmayan ve subut bulmayan mefkureni idrakin için sessizce hatırlatır aşkın elinde şaatlaşır



Gecenin bir yarısında ne olur üşünmeden bir kalk, azim ve inşirah için ruhunla aşka ak
Sessiz çığlıkların, mahzunlaşan kalplerin, yersiz yurtsuz solukların hicranıyla idrake bak
Ne zaman kalbinde manalaşacaktır sabırla bekleyen aşkın lahzasında ki ibretli asude bir aşk
Maşuk nedir, aşk hangi ilhamın farkını anlatan ve lisan-ı halinde yaşatan sanat-ı farktır bak



Mustafa CİLASUN



Mustafa CİLASUN
Kim figanı canhıraştan uyanmaz, sabahı olmaz!




Şimdi laleler sus diyor, gözler yaşını bırakmaktan hiç sıkılmıyor
Kalp hangi esrarın şadında sancılar içinde inliyor, hasret neden ruhuma ıstırap veriyor
Şehrine muhtaç olduğum sessizliğin kahrolmam için yetiyor, umutlar hüzün için bekleşiyor
Hicran yüreğimden neden hiç çıkmıyor nefesin artık şevkime ram olmak için kifayet etmiyor



Bir saklı zaman var sanki bu gönlümün hüzün sahnelerinde
Rengarenk bir loşluğu sunuyor sukuta abat olan lehçesiyle, firkat kalbimin sahifelerinde
Dinmeyecek mi sızım, ah çektiren gönül bağım, aşkın hicranını zerkediyor artık her yudum
Nerdesin, hangi iklimin penceresinden nazar edensin, hasret lahzasında ruhumu avutursun



Nasıl bir yoldayım, hangi han'a rastlasam sanki hazandayım
Ağaçların yapraklarını bırakığı bir hicran ile şimdi münhal içinde elem solumaktayım
Demek ki elhak çok korkağım, acı ve ıstırabı aşk ile hakka ram etmeyen ne sefil bir nidayım
Durmadan ağlamalıyım, ibret, irfanın feyziyle nefesini arındırmalıyım aşka ram olmalıyım



Haydi kalk diyor, suskun letaifler, ruhi derinlikten seslenenler
Hangi bulvarın şafağında kaldı nice emeller, heves için göze alınan türlü densizlikler
Hani verdiğin söz, sadakat için akitleştiğin kalbi öz, nefsin için derlediğin tedrisatta ki köz
Sakın yoruldum deme, göçüp gidenleri yad etmekten imtina ederek nefeslenme, aşktadır öz



Nice yollar denendi, tevhidin lal olmuş lehçesi kalbin içindi
Ruhi vecdin, iradi teslimiyetin hakikatin ilgası için değil miydi, peki, o vakit neler değişti
İnsan denen o mümtaz sıfat, hangi badireler için seferber olan nefes-i emanetti aşka devretti
Vuslat için dile gelen hicran ve beklelen an çok mu geçikti, kalbin aşka müsavi olmayı isterdi



Mustafa CİLASUN
Asıl içeriğin sadece basit bir görünümüdür. Resimlendirilmiş tam halini görüntülemek için lütfen, buraya tıklayınız.
Invision Power Board © 2001-2012 Invision Power Services, Inc.