BAYRAMLIK GELENEKLERİMİZ

İlginç kültürlerin ve geleneklerin binlerce yıldır aynı topraklarda yoğrularak iç içe geçtiği Anadolumuzda, dini ve milli bayramlarda şenlik havası yaşanır. Bayramlara özgü türküler, tekerleme ve maniler, sözler, oyunlar, sözlü kültürün kuşaktan kuşağa aktarılarak kendi doğal ortamında ne denli ilginç, zengin ve tarihten süzülüp gelen örneklerle  dolu olduğunu görmekteyiz.

Günümüzde yoğun iş hayatlarından, günlük hayatın koşuşturmacalarından yorgun düşen insanlar, yaz aylarına da denk gelmesi ile beraber bayramları tatile gitmek için bir fırsat olarak değerlendirse de, eskiden bayramlar insanları kaynaştıran, bir araya getiren, yardımlaşmayı ve paylaşmayı öne çıkaran günlerdi. Aile büyükleri ve sevdiklerimizle bir araya geldiğimiz eski günler, mendiller içinde gelen harçlık ve hediyeler, bazen bayram sabahı giymek için sabırsızlıkla beklediğimiz bir çift yeni ayakkabı,bir çift yeni çorap,bir pantolon bir çoğumuz için unutulmaz anılardır.

Ramazan ayının sonunda kutlandığı, oruç ibadetinin başarıyla yerine getirilmesinden duyulan sevinç ifade edildiği için Ramazan bayramı olarak anılır bu bayram. Ramazan ayı boyunca her gün sabırsızlıkla beklenen iftar gibi, Ramazan ayının bitişi de bayramla beraber kutlanır. Ama aynı zamanda Şeker bayramı olarak da biliriz, bu isim de Osmanlıca’daki adı olan “Iyd-ı Fıtır” yani Fıtır bayramından gelmektedir. Fıtır veya fitre olarak bildiğimiz, aynı zamanda şükür sadakası olarak bilinen isimden Türkçeleştirilmiş, zamanla şükür kelimesi şekere dönüşmüştür.

Osmanlı saraylarında bayram merasimlerine büyük önem verilirdi. Padişah sabah namazını sarayda Hırka-ı saadet dairesinde kılar, sonrasında orada bulunan imam ve hatiplere hediyeler verilir, arkasından mehter marşı çalınırdı. Saraylılar ve devletin ileri gelenleri ile bayramlaşır, ardından bayram namazına gitmek üzere hazırlanırdı. Bu bayramlaşma sırasında mızıka çalınır, harem kadınları kafes arkasından töreni izlerdi. Ayasofya, Sultanahmet veya Süleymaniye’ye büyük bir alayla gidilirdi. Bayram alayından sonra topluca yemekler yenir, bazen padişahlar halkın da katılabildiği şenlikler düzenlerdi. Burada orta oyuncular, meddahlar ve esnaf hünerlerini gösterirdi, güreş izlenirdi. Osmanlı’nın iyi günlerinde bayramlarda memur ve subaylara ikramiye verilir, fakirlere bağış yapılır, bazı mahkumlar affedilirdi.

Evlerde Ramazan ayının ortasında başlayan bayram hazırlıkları, ev temizliği ile başlardı. Yeni giysiler alınır veya dikilmeye başlanır, pırıl pırıl ayakkabılar bayram sabahını beklerdi. Bayramda gelecek misafirler için yemekler, ikram edilecek şekerler, kolonyalar alınırdı. Bayram günü geldiğinde, önce bayram namazına gidilir, ardından mezarlıklar ziyaret edilirdi. Ardından evde topluca yemek yenir, bayramlaşma faslı başlardı. Eller öpüldükçe bayram harçlıkları toplanırdı. Çocuklara çeşitli hediyeler verilir, kapıya gelen davulcu, bekçi, çöpçü gibi kişiler de bahşiş toplardı.

Bayram boyunca tüm halk eş, dost, akraba ziyaretleriyle birbirlerinin bayramını kutlar, bu ziyaretler esnasında önce şeker, ardından da kahve ikram edilirdi. Ancak şeker öyle şimdiki gibi tadımlık bir tane ikram edilmez, şeker tepsisi misafirlerin önüne konulurdu, tepsiden istendiği kadar şeker yenirdi. Çocuklar toplanıp kapı kapı tüm evleri dolaşır, harçlık, şeker veya mendil, bahtlarına ne gelirse toplarlardı. Bazı yörelerde gençler ve çocuklar eğlensin diye meydanlarda şenlikler kurulurdu. Buralarda buluşulur, oyunlar oynanır, şarkılar söylenir,  evlenme çağındaki gençler birbirlerini tanıma olanağı bulurdu.

Müslümanlar zekat görevini de bu bayramda yerine getirirler, fitre ve  sadakalarla ihtiyacı olanlara yardım edilirdi. Küs olanlar varsa köyün yaşlıları ve ileri gelenlerinin araya girmesi ile barıştırılırlardı.

Farklı medeniyet ve kültürlerin bir arada olduğu bu topraklarda bayram gelenekleri de yörelere göre farklılaşmıştı. Örneğin Bartın’da her evde kadınlar Konat adı verilen ve çeşitli yemekler içeren siniler hazırlar, öğle namazından sonra tüm halk beraberce yemeğe otururdu. Çevre köyler birbirini ziyarete gider, konat paylaşılırdı. Denizli’de Dede denilen yaşlı ağaçlara salıncak kurulur, dört kişi salıncağa bineni sallar, binenleri hızlı sallayarak korkutulmaya çalışılırdı. Bu eğlenceden önce bütün çocukları sevindirmek için şekerlemeler dağıtılırdı. Isparta’da arife günü pişi ve benzeri hamur işleri hazırlanıp konu komşuya dağıtılırdı. Kastamonu’da bazı yörelerde topluca mezarlık ziyareti yapılır, mezarlığın en yüksek yerinde dualar edildikten sonra hep beraber yanlarında getirdikleri helva ve ekmekleri yerlerdi. Yine bazı yörelerde mezar başında dualar okunduktan sonra şeker ve tatlılar çocuklara dağıtılır, bu şekerlemelerin ölen kişilerin ruhlarını sevindireceği, çocuklara ikram edilmesiyle de kaybedilen sevdiklerinin sevap kazanacaklarına inanılırdı.

Sinop'ta, 'helesa' geleneğinin ortaya çıkması ile ilgili bir efsane anlatılmaktadır. Efsaneye göre, kış mevsiminde Karadeniz'de yelken açan gemiler sığınacak üç liman bulurmuş. Bu limanlar, Temmuz, Ağustos ve Sinop imiş. Fakat Temmuz ve Ağustos limanları fırtınalı zamanlarda dalgaları engelleyemediği için gemiler Sinop limanına yanaşırmış. Böyle fırtınalı günlerin birinde bir gemi Sinop limanına yanaşmış. Haftalarca limanda kalmış ve gemicilerin kumanyaları bitmiş. Gemiciler de karaya çıkıp insanlardan yiyecek dilenmek istemezmiş. Kaptanın aklına bir fikir gelmiş eline feneri alıp ev ev mani söyleyerek dolaşıp yiyecek ve içecek toplamış.

Bu günden sonra bu uygulama Sinop'ta gelenek halini almış ve her ramazan ayının on beşinden başlayarak her akşam helesaya çıkılmaya devam edilmiş. Yörenin gençleri, fenerlerle, mumlarla süsledikleri kayıklarıyla kıyıya çıkıp, akşam iftardan sonra bu kayıkları dörder beşer kişi omuzlarına alıp mahalleye gelir. Kayığı her evden görülecek şekilde açık bir alana koyar ve her evin kapısının önünde helesa manisinden parçalar söyleyerek bahşiş toplar. Evlerden helesacılara bahşişler atılır ve bu bahşişler bir mendilin içine koyulup, düştüğü yer görülsün diye mendilin ucu yakılır. Bugünlerde toplanan bahşişler ise bir hayır kurumuna bağışlanır. Helesa geleneği uygulaması tam bir şenlik havasında geçer ve halen Sinop'ta bütün canlılığıyla yaşatılmaktadır.

Bayram namazına gitmeden önce, bu gün oruç olmadığını belirtmek için, bir iki lokma yemek tercihen hurma yenilmesi adeti vardı. Türkiye’nin birçok yerinde bayram ziyaretine  gelenlere çay, kahve, meşrubat, meyve suyu, güllaç, baklava, yaprak sarması ve meyve ikramı yapılmaktadır. Antakya, Maraş ve Osmaniye’de bayram kömbesi yapılır ve bayramlaşmaya gelenlere ikram edilir. Kömbe pek çok baharat içeren, kendine özel kalıbı olan bir çeşit kurabiyedir.

Eski zamanları yad ettiğimiz bayram sofralarında özen gösterilmesi gereken bazı noktaları da unutmamalı. Ramazan ayı boyunca oruç tutanları ve mevsim sıcaklarını da göz önüne alarak hafif menüler hazırlanmalı. Saraylara layık zengin ve gereğinden fazla çeşit yerine, sade ama geleneksel tatlar içeren yemekler hazırlanmalı. Misafirlerinizin başka pek çok yeri ziyaret edeceğini göz önüne alarak tatlı ikramında da aşırıya kaçmamaya dikkat etmeliyiz.

Birlik, beraberlik ve barış içinde mutlu bayramlar dilerim.
YORUM EKLE