Efendim, geçtiğimiz hafta Almanya’nın Münih Şehrine Güneş Enerjisi ve Teknolojileri ve Enerji Depolama Sistemleri Fuarına teknik bir seyahat gerçekleştirdiğimizden bahisle Almanya Münih izlenimlerimizi aktarmaya başlamıştık. Bu fakir kulunuzun fuardaki ilk izlenimleri; 14 adet salondan oluşan Fuarın, her bir salonunun Beylik düzündeki tüm salonların toplamından daha büyük olmasıydı.

Neyse Efendim sizi teknik konularla daha fazla sıkmadan sizleri Münih seyahatine çıkarmak istiyorum. Şehri Sosyal ve kültürel yönden gezmeye devam ediyoruz.

Kaldırımlardan yürürken dikkatli olmanız gerekir zira yanınız aynı zamanda bisiklet yolu. Trafik ışıklarında bisiklet işareti görürseniz şaşırmayınız. Yoğun bir insanın bisiklet kullandığına şahitlik edeceksiniz. Takım elbiseli işe giderken, markette alış verişini yaparken bisikletli insanlar göreceksiniz.7 den 70’e özellikle orta yaş üzeri… Göbekli Almanlar ve alamancılar yerini spor yapan bir nesile bırakmış. Yoğun alkol alışını görmesek bu insanlar ölmez demezden kendinizi alamıyorsunuz. Ailede alman ekolü modellide bu yaşantıda önemli bizim gibi çocuklarının üzerine titremiyorlar haliyle ebeveynler çokta yıpranmıyorlar her ne kadar bu durum onları biraz vurdumduymaza doğru götürse de doğru denilebilecek davranışlar bütününü bu ekol içinde bulabiliyorsunuz. Belki de özgüven duygusunun altındaki en büyük etken bu… Hatta English Garden’a doğru gezerken arabalı bir bisikleti tutarak götürmeye çalışan bir anne ve yanında yürüyen 4 yaşlarında bir çocuk. Annesine kibar bir şekilde çocuğu neden arabaya bindirmediğini sorduğumuzda içinde yükler olduğunu çocuğu da bindirirse daha ağır olacağını kendisinin yorgun olduğunu ve bu şekilde bisikleti süremeyeceğini belirtti. Çocuk ta bu durum karşınısında yorgun görünüyor fakat  mızmızlık etmeden yürümesine devam ediyordu. Bizde olsa çocuk yorulmasın diye arabaya koyar son gücümüzle ayaklarımızın patlayacağını bilmiş olsak ta bisikleti sürer ve eziyetini çekerdik. Bazen merhametle eğitimi karıştırıyor muyuz ne?


Hazır English Garden demişken size bu geniş bahçeden bahsedelim. Münih’in doğal dinlenme alanlarından biri. İçinden Alplerden doğup gelen İsor nehri geçiyor. İnsanlar suni olarak üzerinde yaptıkları bentler üzerinde sörf yapıyorlar, elinde kanosu ile sıraya girmiş onlarca insan. Nehirde bir yandan sörf yaparken diğer yanında doğal plajından yararlanabiliyorsunuz. Suyu temiz nehir kenarına havlusunu atan güneşleniyor. Nehir boyunca bir tesis yok belki de özellikle yapılmamış. Kimseye hiçbir zümreye ait değil, halka açık doğal plajlar. İçinde 200-300 yıllık ağaçları barındıran bahçe iç huzuru yakalama noktasında değişik fırsatlar sunuyor size. Bahçe gezisi esnasında da bir tane bahçeyi korumakla görevli birine rastlamadık. Bunlar Fatihin “Ormandan bir dal kesenin başını keserim” düsturunu adet edinmişler belli…


Buradan MaxWeber Meydanına doğru yürüdüğünüzde karşınıza Deutschland Müzesi çıkıyor. Münih’e giderseniz ne edin edin ama sakın bu müzeyi ziyaret etmeden dönmeyin. Müzede tarih içinde bilim ve tekniğin nasıl geliştiğine tanıklık ediyorsunuz. Almanlar çocuklarını mutlaka ama mutlaka buraya getiriyorlar çocuklar hem eğleniyor hem de neredeyse lise diplomasını alıp çıkıyorlar. Geçtik çocukları biz yetişkinler olarak bile neler gördük neler öğendik neler. Anlatılmaz yaşanır türünde…


Müze çıkışı tekrar caddelere geri döndüğümüzde caddelerde bir tek çöp bile yoktu. Çöp atılıyor, tükürülüyordu ama demek ki çok hızlı çalışan çöpçüleri vardı ki etraf tertemiz görünüyordu. Adamların çöpçüleri bile Almanca konuşuyordu . Taksilerin hepsinin markası Mercedes idi. Lüks araçlar ise Volkswagen amblemi taşıyordu. Caddelerde sokaklarda bizdeki gibi dilencileri de vardı. Çoğu Arap ve Macar çingeneleri…


Sokakta amatör müzisyenlerin yanında konservatuar hocaları da müziklerini icra ediyor ve CD’lerini satıyorlardı. Böyle bir müzisyen akademisyenin icra ettiği kalasik batı müziğini dinledikten sonra yanına gidip, Mozart’ın “Türk Marşı” nı çalmasını istediğimizde yüzünü buruşturup repertuarında olmadığını söyledi. Biz melodiyi mırıldayıp hatırlatmak istediğimizde ise hatırlamadığını söyledi. Eski kuyruk acısı olsa gerek.


Ve karşılaştığımız Türkler ve hayat hikâyeleri…


Leyla Hanım anlatıyor tahsilli, kültürlü üst düzey bir yönetici olarak;


“Bu güzellikler, bu çevre sizi aldatmasın. Evet, Almanlar, Avrupalılar bilim ve teknolojide bizden çok ilerdeler fakat insaniyet noktasında bunu diyemeyeceğim. Avrupa için demokratik diyorlar ya aslında bir yalan. Burada demokrasi  diye bir şey yok. Müthiş bir algı yönetimi var. Egemen güç neyi istiyorsa halka onu gösteriyor onu hissettiriyor. Medya önemli bir güç ve bu gücü istedikleri gibi kullanıyorlar. Türkleri sevmiyorlar, işlerine geldiği gibi davranıyorlar. El mahkum hesabı… Almanya’sı, Avusturya’sı hepsi aynı. Biz çalışkanlığımızdan dolayı buradayız, gözleri götürmüyor ama işlerine de geliyor bu durum. Gözlerimiz biraz dolar gibi oluyor…


Tuvaletlerinde taharet musluğu olmayan Almanya’dan ne mutlu ki artık geri dönme vaktiydi ve biz memleketi özlemiştik. Bir hafta bize yetmişti de artmıştı bile..


Aslında bir cümle bütün durumu özetleyebilirdik.


Ey Avrupa Bilim ve Tekniğinize lafımız yok ama tek dişi kalmış medeniyetinizin ta…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner345

Gümüşhane Pestil Köme