BU KARAR SKANDALDIR..!

Geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Başkanlığının faizle ilgili vermiş olduğu karar, kelimenin tam anlamıyla “skandal”.

Bu sözcüğün sözlükteki tanımı: “Toplumda büyük yankı uyandıran, toplumca hoş görülmeyen, toplumun duygularını inciten, küçük düşürücü, utanç verici olay ya da durum” diye tanımlanıyor. İlahiyat başta olmak üzere toplum tarafından hala tartışılmaya devam eden bu karar –bize göre- utanç verici.

Şöyle ki ; Dar ve orta gelirli vatandaşların devlet desteğiyle ev sahibi olmasını amaçlayan TOKİ'nin sosyal konut projesi kapsamında kamu bankalarından alınan kredinin alınıp kullanılması zaruret olarak nitelendirilerek faiz olmadığı belirtildi.

Biraz konuyu açarsak, vatandaşın alacağı konutun peşin tutarını ödemesinden sonra kalan miktarı kamu bankalarından kredilendirilerek TOKİ’ye ödenmesi sağlanıyor. Burada esas olan banka tarafından verilen kredinin, kullanıcı tarafından örneğin 120 ya da 240 ay vade ile bankaya ödenmesi olsun. Banka bu imkânı sağlarken o anki faiz oranı (0,49) üzerinden taksitlendirme yapıyor. İşte sıkıntı burada. Devlet kamu bankalarına kullandırdığı kredi ile vadeli değişen taksit tutarlarında vatandaşı borçlandırmış oluyor.

Bu durum, işin uzmanlarına göre kamu bankalarının belirli vadeler karşılığında para satarak faiz elde etmesi olarak ifade ediliyor ki -bize göre de- bu görüş doğru.

Aslında devletin yapması gereken şu; diyelim ki, satın alınacak konutun fiyatı 120 TL Olsun. Peşinat 20 TL olarak ödendi. Kalan 100 TL. Hiçbir kuruş artırmaksızın sabit taksitle vatandaştan bunun tahsil edilmesidir. Dolayısıyla 100 TL’nin dışında alınacak ilave her kuruş faizdir.

Devletin görevi dar gelirli vatandaşını ev sahibi yapmak ise esas olan bunu faize bulaştırmadan yapmasıdır. Baba devlete de yakışan budur.

Emeğin, paranın, faizin, kaynağın ne olduğunu bilmeyen bir İslam aydını maalesef liberal kapitalizmin sömürgeci düzenine mahkûm olmuş düzene, fetva üretme durumunda kalıyor. Yazık…

Bu durum kıyamet alameti değil de nedir? “Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır.” ayeti önümüzde dururken Diyanet bu kararı neden, niçin ve nasıl/ neye karşılık vermiştir? Anlamakta zorlanıyor insan.

Bu skandal kararı okuyunca ta ciğerimden de bir şeyler koptu. Arkadaşlarla birlikte sohbet ederken o an derin bir eyvah çektim içimden.

''Şu yanar-döner kahpe dünyanın adaletine bak! '' diye hayıflanarak başımı iki elimin arasına alıp düşündüm… Düşündüm… Ama bir çıkış yolu bulamadım.

Kutsal inançlarımızı koltuk sevdalarına, siyasi geleceklere kurban etmiş zavallıları bu topraklar gördü de ellerinde açık hükümler olduğu halde faize haram diyemeyen tayfayı görmemişti.

Gözlerimi dünyaya kapatıp zaman tüneline girdiğim bir anda; “Diyalog ve Hoşgörü” masallarıyla inancımızın temelleriyle oynayan “Fetö” ve avenesi geldi aklıma. İslam’ın temel hükümlerinin değiştirilmesi üzerine ne çamlar devirdikleri.

Fetö’nün yayın organı olan “Z(S)aman Gazetesi” manşetlerine konu olan sözüm ona “devrim” haberlerini okuduğum günler gözlerimin önünden film şeridi gibi akıp geçiyor. Bu ülkenin manevi kodlarıyla oynadı bu hainler.

Papazlara iftar sofralarında dualar, iyi niyetli Hristiyanlarında cennetlik olduğuna dair hükümler, papalık misyonunun parçası olduklarına dair ikrarlar… Ve daha niceleri…

-Kendi kendime soruyorum şimdi: “Acaba Diyanetin vermiş olduğu bu skandal kararların altında kripto Fetöcüler mi var?

Merak etmiyor değilim.

Lüks makamlarından ve süslü unvanlarından başka hüneri olmayan pısırık yöneticilerden, dine en çok zararı veren din esnaflarından, bilgi üretip çözümün parçası olması gerekirken cehaleti daha da arttırarak kendilerini sorun haline getirmiş, dut yemiş bülbül misali sesi soluğu çıkmayan ilahiyat fakültelerine… Üniversitelere sormak lazım…Neden susuyorsunuz?

Her gece ekran ve gazete köşelerine kurulmuş akıl satan, kuruttukları dala tüneyip akşam sabah ötüp duran kadrolu yorumcuların bakıyorum da böyle bir gündemi yok.

Suya sabuna dokunmayan bu zavallılar öyle ki saatler süren konuşmalarında size bir çuval keçiboynuzunu yedirirler de içinde bir gram bal bulamazsınız.

İşte ben kafama takılan konularda, bu sıfatı kalabalıklara, inancımın fabrika ayarlarıyla oynayanlara değil, ilmine irfanına güvendiğim kalemini/ kelamını dünyalık değerlere satmayan sözü düzgün, özü sağlam Müslüm Karabacak’a, namı diğer Atatürkçü hoca Hasan Aydın’a, Mehmet Emin Koç’a danışırım.

Bu yaşıma kadar söylediklerinde bir yanlış, eksik, hata görmediğim; Kuran’dan ve Sünnet ekseni dışında olumsuz hiçbir yorum/görüş belirtmeyen bu hocalarımız ve diğerleri adeta sapla samanın birbirine karıştığı fırtınalı günlerde sığınacak limanımız.

Ne diyelim, Allah gerçeği hiçbir düşünceden etkilenmeden özgürce söyleyen böyle hocalarımızın ömürlerine bereket versin.

YORUM EKLE

banner406