ÇİN, FRANSIZ,İNGİLİZ

Atatürk demiş ki; ‘Türk çocukları ecdadını tanıdıkça, ona sahip çıktıkça yine çok büyük işler yapacaktır. Medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi parlayacak ve tarih sayfalarına yine Türk adı ile yazacaktır.’

Atatürk’ün hedeflerinden biriydi ‘muasır medeniyetler’ seviyesine ulaşmak. Yıllar geçti muasır medeniyetler değişmedi. Hala batıyı örnek alıyor, onun gibi olmak için çabalıyoruz. Nasıl mı? Anlatayım.

Ben her gün iki şey süpürürüm kapının önünden; biri toz, diğeri çekirdek kabuğu. Elindekini çöpe değil dereye, caddeye, yola, sokağa atarak o seviyeye ulaşmayı planlayanlardanız. Ya çekirdeği yasaklayacaksın komple ( ki o zaman da adı gericilik oluyor), ya o seviyeye başka dallarından tutunmaya çalışacaksın. Hoş muasır medeniyetlerde(!) değil çöp atmak, yere tükürmek dahi yasakken aradaki fark bilmem ki kapanır mı..

Sorsak hepimiz çevrenin, suyun kirliliğinden dem vururuz. Söz konusu eleştirmekse yerden yere vururuz. Ama sıra uygulamaya geldiğinde her defasında sınıfta kalmaya da mahkûmuz. Çok gördüm çocuğunun bezini değiştirip de arabanın camından dışarı fırlatanları. Bir insanın içi bunu yapmaya elveriyorsa şayet, muasır medeniyet seviyesi laftan öteye geçemez. Zira biliriz lafla peynir gemisi yürümez.

Batılılar gibi giyinmeyi, onlar gibi konuşmayı onlardan iyi becerdik. Çin lokantaları, Fransız mutfakları, İngiliz çayları derken her şeylerini uydurduk kendimize. Bir tek onlar gibi doğamıza sahip çıkmayı öğrenemedik. Çünkü yalnızca bugünü düşünerek yaşıyoruz. Yarına ne bırakıyoruz? İçinden oksijen tüpü çıkan denizlerimizi, sudan çok çöp akan derelerimizi mi?

Temizlik hani imandan gelirdi..
YORUM EKLE