ÖĞRETMENİ ARAYAN ÇOCUK

Gümüşhane Fatih Parkı’nda Allah dostu Bayburtlu Ahmet’le çay içiyordum. Çayımı henüz yeni yudumlamışken az ileride elinde küçücük tableti ile adeta altın sinyalini arar gibi gezinen kapkara gözlü bir çocuğa takılıverdi gözlerim.

Akşam namazına beş on dakika var. Ne kadar ısrar etsem de adını bir tülü alamadığım ama Erzurum Hınıslı olduğunu öğrendiğim bu küçücük yavruya yanaştım.

“Hayırdır evladım” dedim. “Ne arıyorsun böyle?”

Çocuk heyecanla atıldı;

“Abi derse geç kaldım. Birkaç yer var ama hepsi şifre istiyor. Bak Divan Pastanesi, Gümüşhane Belediyesi, Karakol var ama hepsi şifre istiyor.”

Gözlerim doldu ve gözyaşlarımı akıtmamak için zor tuttum kendimi. Bayburtlu Ahmet cebine davrandı. Yirmi lira çıkardı ve;

“Al habu parayı internet yükle” deyince ben arkamı döndüm ve ağlamaya başladım. Çocuğa döndüm;

“Gir benim telefonumdan” dedim. Çocuğun yüzü kızardı;

“Olmaz efendim babam çok kızar.”

Bu sefer şaşırma sırası bendeydi. Hani bizler öğretmenler, anne ve babalar olarak illa eğitim diyoruz ya Rabbim’in bu akşam karşıma çıkardığı bu küçücük çocuk fakültede dahi öğrenemediğim hayatımın dersini veriyordu bana.

Bir yandan dersini almak ve öğretmenine kavuşmak için o çaresizlik içinde kıvranan ama kendisine ikram edilen masum bir hediyeyi kabul edemeyecek kadar onurlu ve saygılı bir öğrenci. Son derece umutsuz olduğum mutlu yarınlarımız adına seviniyorum. Saçını okşadım ve;

“Aferin evlat. Seni yetiştiren öğretmenlere ve anne babana helal olsun” diyerek zorda olsa şifremi verdim ve çocuğu orada bir banka oturttum.

Çölde su bulmuş yolcu misali çocuğun öğretmenine kavuşması, dersine iştirak etmesi, yüzünde mutluluk rüzgârlarının cereyan etmesi hayatımın en güzel hatırası olarak bana yeter de artar bile.  

Çocuğun o anki yüzündeki mutluluğun resmini çiz deseler seve seve çizer ve çalışma odamın en güzel köşesine asardım. Onca imkânlarla okumayan, okuldan kaçan, okuduğu ile amel etmeyen yüzlerce öğrenci gözlerimin önünden geçerken şu küçücük yavrunun bu akşam bana ve bu yazıyı okuyan herkese verdiği ders takdire şayan olsa gerek. Zira Atatürk’ün de dediği gibi;

“Başarı; başarı diye başlayıp sonunda başardım diyenindir.

 Dünyanın baş belası olan Covid-19 Pandemi nedeniyle okullarına uzak kalan ve öğretmenlerini özleyen çocuklarımıza yarın ilk canlı derslerinde öğretmenlerimizin bu güzel hikâyeyi anlatmakla başlaması gerek diye düşünüyorum.

Dün okulda fotoğraf çekilirken dizindeki yama görünmesin diye bir eliyle kapatan Hasan Pir ve ekmek arası küçücük bir domates yiyerek okulunu bitirmeye gayret eden İsmail Hayal’in hikâyeleri ne ise bugün elindeki küçücük tabletle internet sinyali arayan çocukların kaderi aynı olsa gerek.

Senin inanmış o kapkara gözlerinden öpüyorum çocuk. İnanıyorum ki senin gibi evlatlarımız ile yarınlarımız daha aydınlık olacak.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Beytullah GÜNDÜZ
Beytullah GÜNDÜZ - 1 hafta Önce

HOCAM BU SAYFADA OKUDUĞUN EN GÜZEL YAZILARDAN BİRİ OLMUŞ KALEMİNİZE YÜREĞİNİZE SAĞLIK..