İlim Yayma Cemiyeti Gümüşhane Şubesi tarafından geleneksel olarak sürdürülen Şehir Sohbetleri kapsamında, II. Abdülhamid’in ele alındığı "Konumlandırılamayan Bir Padişah: II. Abdülhamid" başlıklı etkinlik Hüseyin Nihal Atsız Kültürevi’nde yoğun bir katılımla gerçekleştirildi.
Programda yakın tarih okumalarındaki ideolojik yaklaşımlar ve II. Abdülhamid döneminin siyasi, iktisadi ve askeri boyutları detaylandırıldı.
Yakın Tarih Çalışmalarında İdeolojik Çıkmazlar ve Kutuplaşma Algısı
Programın moderatörlüğünü üstlenen Dr. Öğr. Üyesi Bülent Bal, yakın tarih incelemelerinin akademik disiplinden uzaklaşarak çoğunlukla ideolojik bir bakış açısı ve siyasi hesaplaşmalar ekseninde ele alındığına dikkat çekti. Tarihsel figürlerin ele alınış biçimindeki keskin uçurumlara vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Bülent Bal, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Tarihsel aktörler ya aşırı derecede yüceltilerek 'Gök Sultan / Ulu Hakan' mertebesine çıkarıldı ya da tamamen yerin dibine sokularak 'Kızıl Sultan' olarak yaftalandı. Türk toplumu 'Orta Kuşak' coğrafyasında yer almasına rağmen tarih meselelerinde sürekli kutuplarda dolaştı. Bu indirgemeci yaklaşımlardan sıyrılarak dönemin gerçeklikleriyle hareket edilmesi gerekmektedir."
"Türk Tipi Monarşi" Eseri ve Üçleme Serisinin Vizyonu
Gecenin konuğu olarak katıldığı programda "Türk Tipi Monarşi" adlı eserini dinleyicilerle paylaşan Akademisyen Serhat Doğan, yakın dönemi ve Osmanlı-Cumhuriyet sarmalını ele alırken yerli kaynak eksikliğine ve yaklaşım farklarına değindi. Yerli literatürde ideolojik kaygılar ve toplumsal değer yargılarının çalışmalara yansıdığını belirten Akademisyen Serhat Doğan, bu boşluğu doldurmak amacıyla kapsamlı bir üçleme hazırladığını ifade etti.
Serinin ilk halkası olan Türk Tipi Monarşi eserinin Tanzimat ile başlayan süreçten Sultan II. Abdülhamid dönemine, İttihat ve Terakki yapısından Cumhuriyet’e uzanan modernleşme evresini Birinci Dünya Savaşı’na kadar derinlemesine incelediğini belirten Doğan, hazırlık aşaması devam eden ikinci kitabın 1914-1922 yılları arasındaki Millî Mücadele sürecini "Türk Tipi Savaş" başlığı altında mercek altına alacağını duyurdu.
Serinin üçüncü kitabında ise 1922’den 1980’e kadar uzanan Türk siyasi hayatının ele alınması planlanıyor. Akademisyen Serhat Doğan, Osmanlı İmparatorluğu ile Türkiye Cumhuriyeti’nin birbirinin ardılı iki yapı olduğunu, dolayısıyla Türk tarihinin iyisiyle kötüsüyle bu millete mensup herkesin ortak mirası olduğunu vurguladı.
Şehzadelik Yılları, Şahsi Servet ve Tahta Giden Yol
Sultan II. Abdülhamid’in şehzadelik dönemine ve kişisel birikimine ayrıntılı bir parantez açan Doğan, hanedan mensuplarının çocuk yaştan itibaren oldukça sıkı bir eğitimden geçirildiğini kaydetti. Şehzadelerin maaş gelenekleri ve kendi servetlerini elde etme hakları çerçevesinde Abdülhamid’in borsa yatırımları, koyun ve yün ticareti ile ciddi bir şahsi servet biriktirdiğini bildiren Doğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: "1905 yılında Amerika’da yayımlanan The Indicator gazetesinin dünya zenginleri listesinde 22. sırada yer alan Sultan Hamid, o dönem için devasa sayılabilecek 65 milyon dolarlık bir hazine-i hassa gelirine ve imparatorluk genelindeki bilinen petrol sahalarının yüzde 98'inin şahsi tapusuna sahipti."
Sultan II. Abdülhamid’in tahta çıkış süreci ise Jön Türk hareketi ve Mithat Paşa ile olan ilişkileri bağlamında ele alındı. Göztepe Kampüsü sınırları içinde yer alan 4. Murat’ın Av Köşkü’nde gerçekleştirilen görüşmeler ve imzalanan ahitname ile meşruti monarşi rejimi karşılığında tahtı vekaleten devralan Abdülhamid’in, kısa süre sonra patlak veren 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi (93 Harbi) ile birlikte siyasi dengeleri kendi lehine dönüştürdüğü aktarıldı.
93 Harbi’nin Yıkıcı Sonuçları ve Meclisin Tatil Edilmesi
93 Harbi’nin Osmanlı Devleti için hem askerî hem de siyasî anlamda büyük bir yıkım getirdiğini belirten Doğan; Balkan coğrafyasının büyük kısmının elden çıktığını, Kafkaslardan Anadolu’ya devasa bir göç dalgasının başladığını ve Ayastefanos ile Berlin Antlaşmaları sürecinde Bosna, Sırbistan, Romanya, Karadağ, Teselya, Kıbrıs ve Mısır gibi stratejik bölgelerin kaybedildiğini dile getirdi.
Yaklaşık 1 milyon 800 bin kilometrekarelik bir coğrafyanın elden çıktığı bu bunalım döneminde, meclis içerisindeki etnik ve dini gruplar arasındaki derin kavgaların gerekçe gösterilerek Kanuni Esasi’nin süresiz olarak rafa kaldırıldığını ve Meclis-i Mebusan’ın tatil edildiğini aktaran Doğan, bu hamleyle birlikte devlet rejiminin fiilen mutlakiyetçi bir merkeze evrildiğini belirtti.
Hafiye Teşkilatı, Panislamizm ve Dış Konjonktürün Rolü
Sultan II. Abdülhamid’in 33 yıllık iktidarının çift yönlü karakterine değinen Akademisyen Serhat Doğan, bir tarafta Batı yüzlü ve çağdaş reformlar hedefleyen bir lider profili bulunurken, diğer tarafta amcası Sultan Abdülaziz’in devrilip katledilmesinin yarattığı derin travmanın izleri olduğunu ifade etti. Doğan, bu psikolojik altyapı neticesinde donanmanın Haliç’e kapatıldığını, hafiye teşkilatı ile devlet kademelerinin ve toplumun sıkı bir takip mekanizmasıyla izlendiğini aktardı.
İmparatorluk coğrafyasındaki Hristiyan nüfusun büyük ölçüde kaybedilmesinin ardından Osmanlıcılık fikrinden Panislamizm (İslamcılık) politikasına geçildiğini vurgulayan Doğan, Sultan Hamid’in halifelik makamını Avrupalı devletlere karşı güçlü bir siyasî argüman olarak kullandığını belirtti. Abdülhamid’in saltanatının 33 yıl sürmesinde Prusya-Fransa savaşları, İngiltere’nin Rusya ile olan Baltık mü mücadeleleri ve Rusya-Japonya çatışmaları gibi uluslararası Avrupa konjonktürünün belirleyici rol oynadığı ifade edildi.
Program, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.
Haber: Burak Buğra Üzüm