I. Dünya Savaşı Doğu Cephesi muharebelerinde gösterdiği efsanevi direnişle kentin işgalden kurtuluşunda kilit rol oynayan, yörenin tanınmış âlimlerinden Hacı Mecit Efendi, Gümüşhane Üniversitesi’nde düzenlenen kapsamlı bir konferansla yad edildi.
Edebiyat Fakültesi Konferans Salonu’nda Tarih Bölümü, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölümü ile Tarih Kulübü ortaklığında gerçekleştirilen "Gümüşhane Müdafaasında Bir Âlim ve Mücahid: Mecid Efendi" başlıklı söyleşide, kahramanın üçüncü derece torunu araştırmacı Mehmet İncesu konuşmacı olarak kürsüye çıktı.
Akademisyenler ve öğrencilerin katılım gösterdiği programda; 1916 yılı Rus işgali dönemi, Mağdur Dağı Savunması, Polut Tepesi, Çataltepe Muharebeleri ve Teşkilat-ı Mahsusa bünyesinde yürütülen sivil milis mücadeleleri arşiv belgeleri ve aile hatıratları ışığında detaylıca ele alındı.
Fevzi Çakmak'ın Hatıratında Adı Geçen Kahraman
Konferansın açılışında organizasyonun düzenlenmesine rehberlik eden Öğretim Görevlisi İlhan Gök ve Doktor Öğretim Üyesi Merve Karatay’a teşekkürlerini ileten Mehmet İncesu, dedesi Hacı Mecit Efendi’nin milli mücadele tarihindeki müstesna yerine dikkat çekti. Dedesinin tarih sayfalarındaki izlerini aktaran İncesu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Büyük dedem Hacı Mecit Efendi, amcası Müderris Osman Efendi’nin yanında yetişmiş, ilmi ve dini birikimiyle bölgede çok sevilen ve saygı duyulan bir medrese âlimiydi. I. Dünya Savaşı patlak verdiğinde ulema sınıfı savaştan muaf tutulmasına rağmen, o vatan topraklarının işgal edilmesine rıza göstermeyerek cübbesini çıkardı ve cepheye koştu. Büyük dedemin bu kahramanlığı sıradan bir halk efsanesi değildir. Dönemin Ordu Komutanı Mareşal Fevzi Çakmak, '1. Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi' adlı hatıratının 191 ve 192. sayfalarında nadir görülecek bir şekilde bizzat Hacı Mecit Efendi’nin adını anarak bu mukaddes direnişi tescillemiştir. Aynı şekilde değerli araştırmacı Mehmet Bilgin’in 'Mağdurdağ Savaşı' eserinde ve Gazi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Mehmet Akif Bal’ın tarihi incelemelerinde dedemin yürüttüğü müfrezeler ve muharebeler tüm çıplaklığıyla kaleme alınmıştır."
Madur Dağı'nda 40 Kişilik Müfrezeyle Gece Baskını
Çanakkale, Sarıkamış ve Balkan Savaşları nedeniyle nizami ordunun ciddi asker kaybı yaşadığını, bu boşluğu doldurmak amacıyla Teşkilat-ı Mahsusa’nın sivil halkı ve gönüllüleri örgütlediğini belirten Mehmet İncesu, Rus ordusunun Karadeniz sahil şeridi ve Kafkas hattı üzerinden başlattığı işgal hareketine karşı ilk çetin direnişin Sultan Murat, Yağmurdere ve Madur Dağı hattında örgütlendiğini dile getirdi.
1916 yılının 22 Haziran’ını 23 Haziran’a bağlayan gece gerçekleştirilen ve savaşın seyrini değiştiren stratejik sızma harekatının ayrıntılarını paylaşan İncesu, şu ifadeleri kullandı: "Rus birlikleri, bölgenin en stratejik noktası olan 2 bin 800 metre rakımlı Madur Dağı ve Polut Tepesi’ne yerleşmişti. Aydıntepe’de konuşlanan 3. Ordumuzun asker sayısı oldukça azalmış, tümenlerimiz tabur seviyesine kadar düşmüştü. İşte bu kriz anında devreye giren Hacı Mecit Efendi; hapishanelerden tahliye edilen mahkumlar, Sivas, Bayburt ve civar köylerden gelen vatan sevdalılarıyla güçlü bir müfreze kurdu. Mareşal Fevzi Çakmak’ın emri ve askeri donatımıyla hareket eden dedem, 40 kişilik özel kuvvetiyle 22-23 Haziran gecesi, Rusların 'buradan asla insan geçemez' dediği son derece sarp Çatak mevkiinden 2 bin 800 rakımlı zirveye gizlice sızdı. Karanlıkta gerçekleşen bu ansızın gece baskını karşısında büyük bir paniğe kapılan Rus askerlerinin birçoğu uçurumlardan aşağı yuvarlandı, bir kısmı ise arkasına bakmadan kaçtı. Bu başarılı baskın sayesinde Türk ordusu bir Rus tümenini orada tamamen etkisiz hale getirdi."
Rus ordusunun insan ve mühimmat gücü bakımından üstün olması nedeniyle ilerleyen süreçte taktiksel geri çekilmelerin yaşandığını kaydeden İncesu, ordumuzun ve Hacı Mecit Efendi müfrezesinin Harşit Çayı hattında 1,5 yıl boyunca geçilmez bir savunma barikatı kurduğunu ifade etti. Bolşevik İhtilali’nin patlak vermesiyle panik içinde geri çekilmeye başlayan Rus birliklerinin, Değirmendere mevkiinde Hacı Mecit Efendi’nin çeteleri tarafından kıstırıldığını ve kış şartları nedeniyle tüm lojistik mühimmatını bırakarak kaçmak zorunda kaldığını belirtti.
Kurşun Geçirmeyen Palto ve Dualarla Çelikleşen İrade
Konuşmasında aile büyüklerinden dinlediği tarihi hatıraları da dinleyicilerle paylaşan Mehmet İncesu, sözlerine şöyle devam etti: "Dedem savaş esnasında heybetli ve uzun bir palto giyermiş. Mevzilerde kurşunların hedefi olmasına rağmen vurulmaz, akşam olduğunda paltosunun kıvrımlarından onlarca mermi çekirdeği yere dökülürmüş. Topçular hedefe nişan alırken dedemin okuduğu dualarla atış yapar ve isabet sağlarlarmış. Müfrezesindeki yiğitlerle tam bir gerilla harbi yürüterek koskoca Rus ordusuna geçit vermediler."
Konuşmasının son bölümünde salondaki akademisyen ve öğrencilere çağrıda bulunan Mehmet İncesu, coğrafi ve tarihi mirasın korunması gerektiğini vurgulayarak söyleşiyi tamamladı: "Coşkun Erüz hocamızın öncülüğünde yürütülen çalışmalar neticesinde Deveboynu bölgesinde 3 kilometrelik hat boyunca uzanan tarihi siperler sit alanı ilan edilerek koruma altına alındı. Bizim sizlerden istirhamımız, bu kahramanlık tarihini sadece kitap sayfalarında bırakmamanızdır. Gidin, o 2 bin 800 rakımlı dağları, siperleri, bataryaların kurulduğu mevzileri yerinde görün ve soluyun. Aradan geçen bir asırlık zamanda siperlerin üzeri toprakla örtülmüş olabilir fakat o dağlarda vatan, ezan ve bayrak uğruna can veren Hacı Mecit Efendi’nin, silah arkadaşlarının ve tüm şehitlerimizin aziz hatıraları dimdik ayaktadır. Onları rahmet, minnet ve şükranla anıyorum."
Konferans, katılımcılardan gelen soruların yanıtlanması ve hatıra fotoğrafı çekiminin ardından sona erdi.
Haber: Burak Buğra Üzüm