Son mesaj - Gönderen: Recep Ergin - Salı, 01 Kasım 2011 23:40
Sitemizin yeni hali www.gumushane.gen.tr/v2 adresinde test edilmektedir. Lütfen belirli aralıklarla ziyaret ederek, yaşadığınız aksaklıkları ve önerilerinizi admin@gumushane.gen.tr adresinden veya buradaki formdan bize bildirin.
Köşe Yazıları Bölgesi

Köşe Yazıları->Volkan ŞENEL->GÖNÜL KURULUŞLARI: VAKIFLAR [ Arama ]

GÖNÜL KURULUŞLARI: VAKIFLAR
Başlık GÖNÜL KURULUŞLARI: VAKIFLAR
Açıklama -
e-mail senelvolkan@hotmail.com
Siteye Ekleyen Recep Ergin
        Vakıf; hür, akıllı, ergenlik çağına gelmiş bir kimsenin, kendisinden faydalanılması mümkün olan menkul veya gayrimenkul mallarından bir kısmını veya tamamını, Allah’ın rızasını kazanmak niyeti ve amacıyla, toplumun herhangi bir ihtiyacını karşılamak üzere “ben bu malı ebediyyen vakfettim” demek suretiyle tahsis etmesidir.

        Bir kısım İslam hukukçuları ve bir kısım batılı bilim adamlarına göre, İslam vakıflarının dayanağı doğrudan doğruya İslam prensiplerine dayanmaktadır. Ayrıca bu alan üzerine araştırma yapmış olan kişiler vakfiyelerde yer alan şu ayetlere dikkat çekmektedirler.

        “…Hayır, işlerine koşun…” (Bakara /148)

        “Mallarınızı Allah yolunda harcayın. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın, iyilik edin, doğrusu Allah iyilik edenleri sever.” (Bakara /195)

        “Sevdiğiniz şeylerden (Allah için) harcamadıkça asla iyiliğe eremezsiniz. Ne harcarsanız Allah onu bilir” (Ali İmran /92 )

        Bu konuda Peygamberimizin şu buyrukları önemlidir. ”İnsan öldükten sonra hayatta iken işlediği yalnız üç amelin sevabı akıp gider.

        1-İnsanların faydalanacağı ilim

        2-Devamlı olarak akıp giden sadaka (mescit, çeşme, kuyu… vb)

        3-Arkasından bıraktığı kendisine dua eden kız ve erkek evlat”

        Bu ayet ve hadislerin ışığı altında İslam’da ilk vakıf Medine’de 625 yılında bizzat Hz. Muhammet tarafından yapılmıştır. Peygamberimiz Medine’de kendisine ait yedi adet hurma bahçesini vakfederek, gelirlerini İslam’ın müdafaasını gerektirecek hadiselere zorunlu ihtiyaçlara tahsis etmiştir. Ayrıca Fedek Hurmalığı’nı yiyecek ve içeceği tükenmiş yolculara, Hayber Hurmalığı’nı da üç bölüme ayırarak, bir bölümünün gelirlerini çoluk çocuğunun ihtiyaçlarına, diğer iki bölümünün gelirlerini de yine Müslümanların ihtiyaçlarına tahsis etmiştir. Peygamberimizin bu uygulaması arkadaşlarına da örnek olmuştur. Onları da en sevdikleri mallarını Allah yolunda sarf etmeye yöneltmiştir.

        Selçuklular Anadolu’ya 1071 yılında Malazgirt Zaferi ile girdikten sonra kumandanlar fetihlerle uğraşırken, şehirlerin ileri gelen şahısları, bulundukları beldenin imar ve ihyasını, eğitim, sağlık, dini, sosyo-kültürel ve ekonomik hizmetlerini vakıflar yolu ile yürütmüşler, dolayısı ile devlete yardımcı olmuşlardır. Merkezi idare yerine, mahallinden idare sistemini benimsemişlerdir. Tesis ettikleri vakıfların idamesi ve personel masrafları içinde gelir getirici mülkler bırakmışlardır.

        Söz konusu anlayışın, Orta Asya steplerinden Anadolu’ya gelen Türk akıncılarının yerleşik düzene geçmesinde, diğer uluslarla uzlaşma içerisinde yaşamasında yardımlaşmaya ve çalışmaya dayanan bir kültür transferinde büyük rolü olmuştur.

        Bütün Türk devletlerinde adeta bir yarış halinde gelişme içinde bulunan vakıflar, bilhassa Osmanlı Devleti’nde bu gelişmenin zirvesine ulaşmış ve Türk Milletinin diğer dünya milletleri arasındaki önemli bir farkı olarak, herkese örnek olan “Gönüllü Birer Sosyal Güvenlik Kurumu” olmuşlardır. Büyük ölçüde dini hizmetler ile irtibatlı olan eğitim, kültür ve ilmi hizmetler, vakıflar tarafından organize edildikten sonra, gerek madden gerekse manen desteklenmiş, hatta bizzat ifa edilmiştir. Zira dini hizmetler için inşa edilen cami ve mescit gibi eserlerin hemen yanı başına eğitim, öğretim ve ilim faaliyetlerinin icra edildiği külliyeler inşa edilmiştir. Osmanlı Devletinde vakıf müessesesi ile sadece dini ve eğitim alanında insanlara hizmet sunmakla kalınmamış, bayındırlık, belediyecilik, şehircilik ve sağlık hizmetleri ile de insanlara yararlı olmaya çalışılmıştır.

        Diğer taraftan vakıf sistemi Osmanlıların iskân siyasetini kolaylaştıran unsurlardan da birisidir. Yeni fethedilen yerlere cami, medrese, tekke ve zaviye gibi birimler yapılarak bu bölgelere insanların daha rahat yerleşmeleri sağlanmıştır. B u şekilde kolayca yeni kasabalar, şehirler oluşturulmuş ve yeni fethedilen yerlerin Türkleşmesi ve İslamlaşması sağlanmış oluyordu.

        Güçsüz, hasta, kimsesiz, yaşlı, öksüz, yetim kişilerin, yolcuların bakımı, korunması vakıflar tarafından yapılıyor, böylece insanlar arasında dostluk, barış ve sevgi ortamı oluşturuluyordu. Özellikle 17. ve 18. yy Avrupa da görülen toplumsal şiddet hareketlerinin Osmanlı’da meydana gelmemesinin sebebi, şiddet hareketlerine kaynaklık teşkil eden -özellikle toplumsal kaynaklı- şikâyetlerin büyük ölçüde vakıflar tarafından giderilmesidir.

        Göçmen topal leyleklerin tedavi ve barınma ihtiyaçlarını gidermeye dahi hizmet alanı olarak seçen ve asırlarca devam eden tarihi geçmişi olan bir müessesesinin ifa ettiği hizmetlerin birkaç paragraftan müteşekkil bir yazı ile anlatmanın güçlüğünü ifadeye dahi gerek yoktur.

        Vakıflar konusunda o kadar çok örnek verilebilecek konu var ki. Ama ben özellikle şu örneği sizlerle paylaşarak biraz düşünmenizi istiyorum. “Mimar Sinan; oturduğu evi, sebze-meyve yetiştirdiğini bahçesini okuduğu kitaplarını ve yattığı kabristanı bile vakfetmiştir…”

        Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında da vakıflar devletin ihtiyaçlarının karşılanmasında, insanlar arsında yardıma ve ihtiyaçların giderilmesine dayanan bir sosyal dengenin sağlanmasında büyük katkılar sağlanmışlardır.

        Özellikle Atatürk bu konu üzerinde durarak,1923 yılında TBMM açılışında şöyle söylemiştir:

        ”Efendiler, evkaf meselesi mühimdir. Memleket ve milletin hakiki menfaati nokta-i nazarından tetkil ve icabat-ı asriyeye muvafık bir şekilde hallolunmak lazımdır, elzemdir.”

        Yeni bin yılda insanlığın mutlu, adaletli ve dengeli bir hayatı devam ettirmesi için diğer faktörlerin yanında beklide en öncelikli “Gönüllü Kuruluş” esasına dayanan vakıf kurumu, daha büyük önem taşıyacaktır. Bu itibarla ecdadımızın büyük ve güçlü bir dünya devleti kurmasını temin eden, toplumda sosyal barışın ve dayanışmanın kökleşmesine imkan veren “Geleneksel Vakıf Kültürü ve Anlayışı” nın yeniden güçlü ve yararlı bir hale getirilmesi, milli bir hedefimiz olmalıdır.

        Vakıflar konusundaki düşüncelerimizi ifade ettikten sonra yazımızı Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi Hazretleri’nin Ramuz’ul Ehadis adlı eserindeki şu özlü cümlelerle bitirelim:

        ”Kul güzel bir vakıfta bulunursa, Allah onun soyundan vakfettiği şeyin daha hayırlısını verecek birini ihsan eder.”

Kaynakça

Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi, Ramuz’ul Ehadis, İstanbul, s.528
Kemal Seyithanoğlu, Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, İstanbul, 1993, s.3
Sahih-i Buhari Tecridi Sarih Tercümesi, T.T.K Basımevi, Ankara, 1979 s.158
Mustafa Keten, ”Türk Vakıf Kültürü ve Yönetimi”, Vakıf ve Kültür, s.3Ankara, 1998, s.3
Sadi Bayram, “2000 Yılara Girerken Vakıflarımız “, Vakıf ve Kültür, s.2, Ankara, 1998, s.11
Nihat Baz, “Medeniyetin Vakfı Osmanlı”,  Akit Gazetesi, 2000
Oyu Puanı: 29 - Ortalama:

Yorum Gönder Değerlendir Yazdır
Yorumlar

Bilgiler
Burda 2491 Köşe Yazısı Kayıtlı
Enfazla Bakılan: TARİMİZDEKİ KAHRAMAN KADINLAR...
Enfazla Değerlendirilen: TEKNOLOJİ VE İNSAN

Köşe Yazıları Bölgesini Gezen: 20 (0 Kayıtlı Üye 20 Ziyaretçi ve 0 Bilinmeyen Üye)
Görünen üyeler: 0


 


MKPortal M1.1.1 ©2003-2006 mkportal.it
Bu safya 0.46842 saniyede 15 sorguyla oluşturuldu