Son mesaj - Gönderen: Recep Ergin - Salı, 01 Kasım 2011 23:40
Sitemizin yeni hali www.gumushane.gen.tr/v2 adresinde test edilmektedir. Lütfen belirli aralıklarla ziyaret ederek, yaşadığınız aksaklıkları ve önerilerinizi admin@gumushane.gen.tr adresinden veya buradaki formdan bize bildirin.
Köşe Yazıları Bölgesi

Köşe Yazıları->Volkan ŞENEL->AH TOMARA, VAH TOMARA! [ Arama ]

AH TOMARA, VAH TOMARA!
Başlık AH TOMARA, VAH TOMARA!
Açıklama -
e-mail senelvolkan@hotmail.com
Siteye Ekleyen Recep Ergin
Gümüşhane, Antik Döneme kadar uzaman tarihi, kültürel mirası, sosyolojik yapısı ve Yüce Yaratıcının kendisine bahşettiği coğrafyasıyla oldukça dikkat çekici bir şehir.  

Bu şehrin dikkat çekiciliği bunca eşsiz güzelliğini değerlendirmiş olmasından kaynaklanmıyor. Bu şehrin dikkat çekiciliği onun bu eşsiz güzelliklerini keşfetme imkanı bulan insanların bakışlarında gizli...

Bu yazıyı şuan okumakta olan birçok okurun aklına şu soru gelebilir. İyi de bu kanaate nereden vardınız?

Hemen açıklayayım. Yaklaşık olarak 15 seneye yakın bir zamandır Gümüşhane ilimizin tarihi ve kültürel mirası üzerine araştırmalar yapıyorum. Son dört yıldır ise bir grup araştırmacı arkadaşımız ile Gümüşhane'yi ilçe ilçe, köy köy geziyor yörenin tarihi ve kültürel mirasını detaylı olarak incelemeyi amaçlayan bir çalışmayı yürütüyoruz.

Bu araştırma gurubu içerisinde bulunan arkadaşlarımın hemen hemen hepsi gittiğimiz her yerde gördüklerinin karşısında hayranlıklarını gizleyemiyor, bazen de gördükleri karşında bakakalıyorlar. Tabi bu hayranlık her zaman müspet olmuyor. Bazen de menfi oluyor...

Mesela bu sene Kelkit, Şiran ilçeleri, İmera ve Grom köyleri bizim araştırma alanımız içerisinde idi. Bu iki ilçenin, İmera, Grom köylerinin tarihi ve doğal birçok yerini inceledik. Satala Antik Kenti'nden, Çamur Kümbet'e, Çakırkaya Manastırı'ndan Gelin Ebe Türbesi'ne, Tomara Şelalesi'nden Seydibaba Köyü Mezar Taşlarına, İmera'daki Rum Evlerinden Grom Köyündeki şapellere kadar, birçok yeri inceleme olanağımız oldu. Binlerce fotoğraf çektik, dakikalarca kamera görüntüsü aldık.  

Gittiğimiz birçok yerde az öncede ifade ettiğim gibi bazen şaşkınlıktan bakakaldık, bazen de "Bu kadarda olmaz be kardeşim!" diye hayıflandık.

Neden mi?

Çakırkaya Manastırı, İmera Manastırı, Çamur Kümbete definecilerin verdikleri zararlardan, devlet adına bir şey yapmaya çalışırken Tarihi İmera Manastırı'nın o güzelim çeşmesinin üzerinden yol geçirip üzerini betonlayanlardan, bizi derinden etkileyen -benim Amerika'daki Niagara Şelalesi'ne benzettiğim- Tomara Şelalesi'nde gördüklerimizden, Grom Köyü'ndeki bazı kiliseleri yıkarken yakaladığımız insanlardan, İmera Köyü içerinde bulunan Rum okulunu tahrip edenlerden, yapılan bazı hatalı restorasyon çalışmalarından, Uluslararası Kuşburnu, Pestil ve Köme Festivalimizin daha tarihini bilmeyen bazı esnafımızın ilgisizliğinden vs... 

Değerli okuyucular bunlardan bazılarını önümüzdeki günlerde kaleme alacağım yazılarla sizlerle paylaşmaya çalışacağım. İlk olarak Tomara Şelalesi'nden başlayalım:    

Şiran İlçesi'nin Seydibaba Köyü'nde bulunan Tomara Şelalesi tam bir doğa harikası. Dağın eteğinde geniş bir alanda kırka yakın yerden çıkan suyun, 25 m. yükseklikten aşağıya dökülmesi insanı oldukça etkiliyor. Hele o suyun çıkardığı uğultulu ses, dağların altından bir şeyler fısıldıyor bizlere. Su, çıkış kaynağı ile yatağına ulaştığı mesafe arasında son derece güzel bir görünüm var. Tomara Şelalesi, Gümüşhane'nin en büyük şelalesi olma özelliğini de sahip. Şelalenin bulunduğu bölge, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 1991 yılında Doğal Sit Alanı olarak ilan edilerek koruma altına alınmış.  Buraya kadar her şey güzel.

Peki, kötü olan ne? Kötü alan da şu:

Şelaleye gidebilmeniz için ilk önce garip bir zinciri aşmanız gerekiyor. Zincirin başında tahminimce ilköğretim öğrencisi olan bir çocuk duruyor. 5 TL giriş bedeli ödüyorsunuz, zincir kalkıyor. Son derece ilkel bir zincir, yakışmıyor böyle bir doğa harikasının girişi olmaya...

Burada ödediğimiz 5 TL karşılığı bizlere verilen 4658 nolu makbuza gözüm takılıyor. Üzerine "T.C.ŞİRAN SEYDİBABA KÖYÜ TOMARA ŞELALESİ ÇEVRE TEMİZLİK VE BAKIM KATILIM BEDELİ" yazıyor. Sayın okurlar bu makbuzun üzerinde yazan, benimde özellikle büyük puntolu harflerle yazdığım ibareyi sakın unutmayınız. Niye mi? Bunu yazının sonunda anlayacaksınız.    

Zincir açılıyor önümüzden giriyoruz içeriye. Neyse kısıtlı imkanlar diyoruz kendi kendimize, devam ediyoruz şelaleye doğru. Şelaleye varıyoruz ve arabalarımızı park ediyoruz.

Bizi karşılayan ilk şey şelalenin çıkış yoluna yapılmış, bizim örfümüze pekte uymayan bir tuvalet ve kırık dökük ağzına kadar dolu çöp tenekeleri. Tuvalet ama ne tuvalet (!) Pislikten içine girilmeyen, kapıları yola bakan ve tam şelalenin çıkış yoluna kurulmuş bir tuvalet... Hâlbuki bu tuvalet, böylesine ormanlık bir arazide herhangi bir yere gizlenebilir, uygunsuz bir görüntü oluşturmayacak bir şekilde yapılabilirdi.

Neyse deyip ilerliyoruz. Çirkin beton parkelerden ince uzun bir yol yapılmış bir mesafeye kadar. Bu beton parkelerin ne işi var kardeşim var burada diye mırıldandığını duyuyorum bir arkadaşımın. Oysa Şiran, taş işçiliğinin en zarif örneklerinin verildiği, önemli taş ustalarının olduğu, kendine has onlarca taş çeşidinin bulunduğu bir ilçe. Yöredeki kayrak ve parça taşlardan son derece hoş bir yol yapılabilirdi buraya. Biraz daha ilerliyoruz ve bir kanalla karşılaşıyoruz. Bu nedir demeye kalmadan bunun Tomara şelalesinin böğründen su almak maksadıyla yapılmış bir su kanalı olduğunu öğreniyoruz. Bu kanalın ne işi var burada diyoruz hepimiz. Oysa bu güzelim şelalenin görünümünü etkilemeden daha modern yöntemlerle su alınabilirdi şelalenin daha alt bölümlerinden, dere yatağından.

Neyse deyip ilerliyoruz. Ama ilerleyemiyoruz! Kanalın üzeri çoğu yerde açık. Kanalın üzerini örtmek maksadıyla konulmuş olan tahtaların ya çivisi çıkmış, ya da tahtaların çoğu kırılmış. Bazı çukurların üzerleri taşlarla gelişi güzel kapatılmış. Burayı gezmeye gelen bayanlar ve çocuklar ilerlerken büyük bir zorluk çekiyorlar. Usanmadan saydım. Kanalın üzerinde 17 açık nokta var. Ya tahtası çıkmış, ya tahtası kırılmış. Almanya'dan memleketlerini ziyarete gelmiş olan Şiranlı bir aile bu durum karşınında oldukça sert bir dille tepkisini göstererek geçiyor yanımızdan. Oysa iki tane ameleye birer yövmiye verseniz iki günde tastamam eder buraları.

Neyse deyip ilerliyoruz. Ve şelale karşımızda duruyor. Gerçektende olağan üstü. Yüce Yaratıcı kudretini bir kez daha gösteriyor bizlere. Arkadaşlarım hayranlıklarını gizleyemiyorlar. Bu eşsiz güzelliğe dokunmak istiyoruz tabi ki doğal olarak. Oda ne? Şelaleye inen merdiven kırık! Olmaz be kardeşim olmaz bu şehir, bu insanlar bunları hak etmiyor diyoruz kendi kendimize. Ama kararlıyız arkadaşlarla ineceğiz şelaleye. Birbirimize tutunarak, her an düşme korkusuyla iniyoruz aşağıya. Ve suyun uğultusu ve serinliği altında gam alıyoruz bu dünyadan, dalıyoruz düşlere.

Zaman kısıtlı, karnımızda açıktı. Yemek yiyip, gitmemiz gerekiyor bir an önce Seydibaba Köyü'ne. Yoksa zamanımız yetişmeyecek. Çıkıyoruz şelaleden korka korka, atlıyoruz kanalın üstündeki çukurlardan ve ulaşıyoruz bir kulübeye. Ve soruyoruz oradaki hemşehrimize;

-Değerli kardeşim, karnımız aç burada bir tesis varmış yemek yemek istiyoruz. Hemşehrimiz tebessümle yüzümüze bakıyor

-Tesis burası, diyor. Ahşaptan yapılmış bir baraka, paslı iki ızgara, birkaç bisküvi, çekirdek, çay vs. 

-Peki başka bir şey yok mu?

-Ne yazık ki yok abi, diyor tatlı yüzüyle değerli hemşehrimiz. Biraz konuşunca kendiside bu imkânsızlıklardan dert yanıyor bizlere.

Neyse deyip ilerliyoruz. Yolda konuşuyoruz arkadaşlarla. Yüce Yaratıcının bu memlekete, bizlere bir lütfü olan bu doğa harikası yerde bunlarla mı karşılaşmalıydık? Yoksa başka bir tabloyla mı?

Kendi kendime düşünüyorum. Tomara Şelalesi'ne; Gümüşhane'nin, Şiran'ın hiç mi bir yerel yöneticisi, mülki idare amiri, mebusu, etkilisi, yetkilisi vs. gelmez. Gelse de bunları görmez. Görse de bir şey söylemez, bir talimat vermez.

Bu şehir, bu insanlar bunları hak etmiyor...

Her platformda, her ortamda altını çizerek söylüyoruz. Bu küçük, şirin Anadolu şehrine büyük büyük sanayi kuruluşlarının gelip de, binlerce insana iş imkanı sağlayacağı, koca koca fabrikalar açacağı bir şansı yok.

Veya yine binlerce insana iş imkanı sağlayacak, büyük ölçekli iş ve ticaret merkezlerinin buraya kurulma şansı yok. 

Ama bu şehrin elinde, tarihin derinliklerinden süzülüp gelen tarihsel ve kültürel mirası, Yüce Yaratıcının bizlere armağan ettiği eşsiz turizm güzellikleri, insanı cezbeden doğası ve madenleri var. Bunları değerlendirebileceği bir şansı hep var...

Yolda ilerlerken Necip Fazıl'ın bir şiiri geliyor aklıma. Ve mırıldanıyorum o şiiri hayıfla dışarıya bakarak, AH TOMARA ! VAH TOMARA! diyerek...               
Vatanımda sular akar, başıboş;
Herkes, birbirini kakar, başıboş.
Bozkırlardan topal bir tren geçer;
Çocuk, merkep, öküz bakar, başıboş.
Yanmaz da yürekler, güneşe atsan;
Bir kibrit, bir orman yakar, başıboş.
Tarih, kutuplara kaçmış bir fener,
Buz denizlerinde çakar başıboş.
Yirmi dokuz harfte sözde aydınlar,
Yafta yazar, isim takar, başıboş.
Allah'ım sen acı bu saf millete!

....




Oyu Puanı: 34 - Ortalama: 3.67

Yorum Gönder Değerlendir Yazdır
Yorumlar

Bilgiler
Burda 2491 Köşe Yazısı Kayıtlı
Enfazla Bakılan: TARİMİZDEKİ KAHRAMAN KADINLAR...
Enfazla Değerlendirilen: TEKNOLOJİ VE İNSAN

Köşe Yazıları Bölgesini Gezen: 17 (0 Kayıtlı Üye 17 Ziyaretçi ve 0 Bilinmeyen Üye)
Görünen üyeler: 0


 


MKPortal M1.1.1 ©2003-2006 mkportal.it
Bu safya 0.84128 saniyede 15 sorguyla oluşturuldu