Bunu Bilmeyi Herkes Hak Ediyor

Bir süredir devam eden ve tüm dünyayı esir alan salgının yaşam şartlarımıza vurduğu darbeye karşı gelebilmek için en güzel yol her ne kadar eski alışkanlıklarımıza dönebilmek gibi görünse de buna sahip olmak öyle kolay olmayacak. Bizlere zaman lazım. Daha küçük adımlar lazım. Ancak bunları yaparken de içimizde uzun süredir bunalmaktan sıkılan ve yerli yersiz negatif kelimeler kullanan, hastalanma korkusunu ve zaman zaman da başka insanları hasta etme korkusunu diline dolayan o iç sesinize de nefes alma fırsatı vermek lazım. Ama nasıl?

İçimizdeki ses negatif konuşmaya başladığında onu susturmak veya başka bir deyişle onu dünyada güzel şeyler de olduğuna ikna etmek genellikle kolay olmaz. Ama bir yolu hep vardır. Bu yol benim için daha çok doğa oldu. Sizlere de tavsiye ederim. Özellikle son bir kaç yıldır yaşadığımız olağanüstü salgın durumunun ruhlarımıza, karakterlerimize, bizi biz yapan alışkanlıklarımıza vermiş olduğu zararı tamir etmenin daha güzel bir yolu olduğuna gerçekten inanmıyorum. Üstelik de mevsim sonbaharken. Hadi söyleyin bana; kuruyup yere düşen yapraklara bastığınızda çıkan hışırtı sesinin insanı yalnızlıktan kurtaran bir melodiye dönüşmesini kim sevmez? Peki ya yeşilin, sarının ve kırmızının onlarca tonunu görmek ağaçların kendi aralarında uydurduğu bir dil gibi değil midir? Canlıların yaklaşan kışa yönelik hazırlıkları ve yaklaşan soğuklara karşı yaşadıkları dönüşüm sizce de etkileyici değil mi? 

Doğanın bizlere sunduğu cömertliklere karşılık vermek için yapmanız gereken tek şey bilgisayarınızı, cep telefonunuzu, televizyonunuzu ya da elektriğin ve sanal dünyanın bizlere sunduğu tüm cihazlarınızı, tüm sosyal medya mecralarını unutup kendinizi sonbahar etkisiyle bambaşka bir güzelliğe bürünen doğaya bırakmak. Ağaçların arasında kaybolmak. Gözlerinizi kapatıp nefes alışverişinizi dinlemek. Koşmak. Zıplamak. Dinlenmek. Güzel bir manzaraya karşı oturup o güzel ve eşsiz manzarayı izlemek. Ben henüz hiç denemedim ama deneyenlerin çok sevdiğini bildiğim şekliyle sıcak bir çay içmek.

Gümüşhane'de yaşıyorsanız çok şanslısınız. Doğaya kaçarak kendinizi ve içinizdeki sesi eski normal moral seviyesine çıkarabilmek için çok fazla fırsata sahipsinizdir. Şehir merkezine yakın köyler hatta şehrin içinde sayılabilecek köyler, şehrin tarihi ve turistik mahalleleri ve çok uzağa gitmeden bile ulaşabildiğiniz doğayla iç içe parklar karşınıza çıkabilecek en kolay fırsatları oluştururlar. Fakat bu kadarıyla sınırlı sanmayın. Dahası da var. Geçtiğimiz hafta şehrimiz bu müstesna noktalarından birine unutulmaz bir yolculuk yaşadım. 

Şelaleleriyle, kesinlikle daha önce hiç görmediğim kadar güzel renk tonlarıyla, çok sayıdaki farklı ağaç türleriyle ve beni en çok etkileyen yönü olan yüzlerce yıllık ağaçlarıyla "Gümüşhane Örümcek Ormanları" ruhumu yeniden salgın öncesine götürdü. İçimdeki ses yeniden pozitif kelimeler kullanmaya başladı. Tıpkı hasta iken bir hastanenin acil servisinde kendisine serum bağlanınca kendini toparlayan bir hasta gibi yenilendim. Gümüşhane'nin bu güzel yüzüne daha önce nasıl olup da hiç bakamamıştım. Kesinlikle bunu herkes görmeli. O kadar uzak değil. O kadar zorlu değil. O kadar kalabalık değil. Ama o kadar güzel ki...

Gümüşhane'mizin bu önemli turizm noktasını çok geç fark etmiş olmakla birlikte bir Gümüşhaneli olarak böylesine güzel bir doğaya sahip bir şehirde yaşamanın gururunu her zaman yaşayacağım. Her fırsat bulduğumda bu özel köşeye kaçacağım ve şehre yeni gelen her misafirime bu güzel yeri gezdireceğim, hele de mevsim baharsa. 1998 yılında Örümcek Ormanı Tabiatı Koruma Alanı, 2020 yılında ise kesin korunacak alan ilan edilen yanı başımızdaki bu güzel yeri henüz görmeyen varsa mutlaka gitsin, görsün ve tanıdığı herkese buradan bahsetsin. Çünkü bence bunu bilmeyi herkes hak ediyor. 

YORUM EKLE