ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATINDA BİR KADIN ŞAİR: DEM SULTAN

Şiirin yolları doğanın yollarına benzer. İnişli, çıkışlıdır. Gülü de vardır, dikeni de… Ovası da vardır, çölü de bataklığı da… Neşeyi de barındırır içinde hüznü de. 27 Kasım günü başladığı hayat yolculuğuna “Bir Demet Yalnızlık” ile devam etti. Bu eserinin her sayfasına yılların damıtılmış bir özetini işledi. Aslen Eskişehirli olan şair, uzun zamandır Konya ilinde, fıtratına uygun bir meslek olan, hemşirelik mesleğini icra etmektedir. Çevresinde vicdanlılık ve merhametiyle tanınmaktadır.

Şiirlerinin geneline baktığımızda serbest şiir anlayışını gözlemleriz. Şiirleri “Vazgeçilmezim” olarak niteleyen Dem Sultan’ın hayatı tıpkı şiirleri gibi her türlü duyarlılığı içerir. Şiirle iç içe girmiştir onun hayatı. Şiir gibi hayat, şiirli hayat dersek yanlış olmaz. Onun şiirleri, hayatın şiiri gibi tanımlamalar ona o kadar uyar ki! Her şiirinde başka bir duyarlılık örneği görülür.

Şiirlerindeki betimlemeler, onun hayata bakışı ve hayatı yorumlayış tarzına, dair yeterli ipucunu içerir. İnsan bazen yaratılışı itibariyle şiirin varlığıyla bütünleştirir kendi varlığını. Her şeyin temeline sevgiyi oturtur. Ve der ki: “Unutmayalım ki sevgi, bütün kötülükleri yenecektir.”

“Ayışığı saçlarımda gördün mü gülüm?

 Kafamda bin bir düşünce olmuş düğüm düğüm.

 Dilimde hece hece acıtıyor, her bir gün.

 Kocaman sar kollarını belki geçer gülüm.

 Geçer şu kanayan ömrüm…”

İlk şiirinde gerçek ile hayal çatışması vardır. “Kanayan Ömrüm” şiiri böylesi bir çatışmanın ürünüdür. Yaşanmış ve iz bırakmış pek çok olay, onun aklını kurcaladığı gibi gönlünü de incitmiştir. Gönlündeki sancı diline yansımış ve dizelere dökülmüştür. El gibi ayak gibi kanar gönlü şairin. Bu aslında çaresizliğin ta kendisidir.

Dem Sultan, kelebek hassasiyetindeki dünyasında inceden inceye bir sitem barındırır. Bu sitem duyarsız ve vefasız insanlaradır. Karakterinde barındırdığı şiirsellik, diline yansımış ve şiirlerinin her dizesi birbirinden güzel imgelerle zenginleşmiştir. Taner Koltuk’un değimiyle ‘darası alınmış söz’ özelliği taşır her bir dizesi. “Gün Çaldım Gecelerden” adlı şiirinde bunu bütün ayrıntısıyla görmek mümkündür.

“Yenik düştüm belki de öfkelerime.

 Akıntıya karşı çekiyorum kürekleri

 Yüreğim yekpare…

 Neden yıkılır ki insanın hayalleri?

 Dizginleyemiyorum serseri düşlerimi.

 Devriliyor sandalım.

 Boğuluyor azgın sularda hercai çiçeklerim.

 Gün çaldım gecelerden.

 Neden güneş ısıtmaz ki içimi?

 Ay doğar, yıldızlar kayar

 Yağmurlar yağar…

 Bütün katreler gözlerime dolar.

 Isıtırlar kirpiklerimi.

 Kader, ödünç mü aldın gamzelerimi?

 Gülüşlerim hapsolmuş.

Ve ben yazgıma tutsağım sanki!

Neden mutluluk bana uzak?

Nazara mı geldim,

Kederler bırakmaz oldu peşimi…”

Dikkat edilirse o çok söz söylemez, öz söz söyler. Her sözünde bir yaşanmışlık vardır. Nefis muhasebesi, kadere çatma, yüreğin hüzne dalışıdır her anlatım. İç ürperişler ne kadar coşkun olursa olsun hayatın akıp gittiğini gözlemleyen Dem Sultan, bütün serzenişlerini bir kenara bırakıp bir kenara çekilemez. Çünkü onun fıtratına terstir bu. Onun karakterinde duyguların inişli çıkışlı mücadelesi sözkonusudur. Özlü söz söylemenin mutfağıdır her dize. Dilin terbiyelenmesi başka bir değişle hikmetin sözle buluşmasıdır onun şiirleri.

Dizeleriyle aşkın, sevginin, muhabbetin, özlemin, ayrılığın, kavuşmanın, coşkunun dile gelmiş halidir Dem Sultan… Şiirlerinde sözün en etkinini bulma, en seçkinini ve en şiirsel anlatımı yakalama çabası sonuç vermiş ve imgelerle bezenmiştir dizeleri. Onun şiirleriyle hayat, bütün acılarıyla ortaya serilmiştir. Son derece içselleştirdiği şiir kavramı bir bakıma hayattır onun için.

Yaşanmışlık ve şiir arasında sıkı bir ilişki kuran şair, sevgiyi imgelerle örülü bir eve dönüştürmüş ve o evin direği olarak hayallerini dikmiştir. Bu evde alabildiğine göğün maviliği, gülün kırmızılığı yüreğin ateşi belirmektedir. Zaman zaman hayatın bilinmezlerini barındırsa da aslında her dizesinde belirgin bir tema vardır. O da sevgidir.

Her ne kadar onun kurmaca dünyasına ev benzetmesi yapsak da şiirinin ikamet ettiği asıl mekân yürektir. Yüreğinden kopup gelen coşkun duygular, hisleri ve aklın sınırlarını zorlar. Bu zorlama onda yeni ufuklar doğurur. İşte bu ufuk, imgelerle süslü bir dili doğurur. Yürek yangını da diyebiliriz bu duruma. İmgeler, birer teşbih tanesi gibi ardı ardına eklenince Dem Sultan’ın nefesi ruh üfler sevgisiz yüreklere. Bu da neşe olur, sevinç olur, coşku olur…

Gönlünden geçenler, aklıyla çatışsa da o, akıl ve gönül dengesini sağlamasını bilmiştir çoğu zaman. Arafta kalan kalbini çekip almasını bilmiş bu da onun karakteri, duruşu olarak toplum içinde saygınlık kazanmasını sağlamıştır.

Birçok şiirinde çığlığa dönüşen bir sitem vardır. Bu sitem sevgiden anlamayan, kadir-kıymet bilmeyen kişileredir.

Bitti Demek Ne Kadar Da Kolay” adlı şiirinde:

Gitmenin bir diğer adıdır

Hoşça kallar…

Bir başkaldırı, aşka edilen elvedadır.

Kim bilir belki de yitirdi anlamını

biriken anılar.

Söylendi dilimizin ucuyla

belki gönüllü, belki gönülsüz vedalar.

Hoş kalır mıyım bilemem!

Tek kalemde, tek celsede

‘bitti’ demek ne kadar da kolay.

Daha yılları, ayları, haftaları,

senli, benli zamanları unutmadan,

gözyaşlarım isyan çıkarmadan,

aşk matemini tutmadan,

akbabalar başıma üşüşmeden,

ayaklı gazetelere manşet olmadan,

‘bitti’ demek ne kadar da kolay!

Gönül hanemde son kayıt tutulmadan,

Zabitler duygularıma kilit vurmadan,

Nefret zehri henüz kanıma karışmadan,

Gökyüzü griye boyanmadan,

ve günahlar çıkarılmadan

‘bitti, bitti!’ demek ne kadar da kolay”

İşte tam da bu noktada bir şelaleye benzer hayatı. Bu şelalede saflık, karmaşıklık, bulanıklık alabildiğine iç içedir. Girift ve muğlaktır her şey… Şelalenin sesi musikisi, hırçınlığı şiirlerinin sitemi olur. Onun şiirlerinde kulak tırmalayan sese rastlamak zordur. Çünkü daha çok doğallıktan beslenir terennümleri…

İlk şiirinden itibaren sevginin sırrını aramış gibidir. Adeta ömrünü sevgiyi aramakla geçiren bir şair çıkar karşımıza. Bu arayışta soyut imgelerden yararlanmış, aşkı somutlaştırmanın peşinden koşmuştur. Kendinden ibaret bir dünya çizse de yeni doğumlara gebedir onun şiirleri. Yeni ve özgün…

Dünyayı kavgasız, savaşsız ve adil bir yer olarak düşler. Ne yazık ki etrafında çizdiği bu mutlu dünyanın büyüsü çok sürmeden bozulur. Çünkü anlayışsız, duyarsız kişiler sarar etrafını. Tam da bu noktada kendince çözüm üretir ve der ki:

“Dünleri, günlere böldüm;

                                  yüreği ikiye…

 Düşleri, geceye böldüm;

                                 göğü maviye…

 Gülleri, renklere böldüm;

                                 gelinciği hüzne…

 Saçımın değdiği her bir teli,

                                 özgürlüğe…

 Beni, sana böldüm.

 Aşkı ölümsüzlüğe…

Dem Sultan, kendi duyarlılığı, doğallığı ile baktığı dünyada; duyarlı, hissedebilen gönül gözü açık bireyler düşler. Elbette bu hayalden ibarettir. Belki de hep hayalden ibaret kalacaktır. Bu anlamda o, duyan, gören, hisseden, seven gönüllerin sözcüsüdür. Şiirlerini incelediğimizde açıkça görürüz ki o, gönül işçisidir. Onun dağarcığında yıkmak yoktur, yapmak vardır. Ümit ve azimle örülü dünyasında yer yer endişeleri, kırılmışlıkları, sıkıntıları, acıları, sevinçleri olsa da her durumda sığındığı liman sevgidir.

Türk toplumunun bir ferdi olmanın yanında güçlü bir yanı da vardır. O da anne olması ve hayat karşısındaki mücadelesini tek başına vermesidir. Bütün zorluklara –üstelik bir kadın olarak- göğüs germesini bilmiş olması aynı zamanda kaderin ona yüklediği ayrı bir değerdir.

Dem Sultanın şiirlerine baktığımızda şu kararlılığı görürüz. “Az söz, az hatayı getirir.” Bu bir tercihtir. Şair, bu nedenle olsa gerek kısa cümleler kullanmayı yeğliyor. Bu tercih onun sözcüklerini yerli yerine oturtuyor. Bu nedenle şiirlerindeki dizeler belirgin bir şekilde kısa ve nettir.

Şiir, düş âleminin dili, yüreğin dansı, şairin duasıdır. Şair, pek çok şiirinde çırpınış içindedir. Bu yenidünya inşa etme çabası değil midir? Öyle zannediyorum ki sözcüksüz, şiirsiz, imgesiz ve aşksız yaşayamaz Dem Sultan. Bu kanıya nereden vardığımı ifade etmeden geçemeyeceğim. Evet, yaşayamaz; çünkü onun dünyası bu dört öge üzerine kurulmuş.

Şiirleri incelendiğinde görülür ki onun şiirlerinin ana damarı sevgidir. Bilgi, hayal-gerçek çatışması ve aşktır. Bu damarı; tecrübeler, içinde biriktirdiği duygular ve okumalarla renklendirip okurlarına sunar. Seslerin, renklerin, anıların, okumaların ritim ve imgelerle süslenmesi sonucu gizemli bir dünyaya seyahat başlar her şiirinde.

Kişilik ile söz birbirine uzak kavramlar değildir. Sözler, kişiliği bize özetleyebilir bu nedenle. Bu dikkatle baktığımızda söz ile kişilik birbirini tamamlayan ögelerdir. Asalet söze yansıdığı gibi söz de asaleti yansıtır. Bu birliktelik şiirin rüya ile gerçek hayat arasında olan kutlu yolculuğu gibidir. Onun şiirlerinde söz ile asalet; şiir ile rüya; insancıllık ile şiir at başı gider.

Dem Sultanın şiirlerini çağımızın şiir geleneği içinde en çok postmodern şiir içine yerleştirebiliyorum. İmgelere fazlaca yer vermesi ve özen göstermesi bu kanıya varmamda en büyük etkendir. Şair, imgeleri ile sığ kıyılarda gezinmekten kurtulur ve hayal âleminin derinliklerine dalar.

Onun bu şiir geleneğine olan yakınlığının ikinci sebebi de her şiirinde adeta aklın şiirini dile getirmiş olmasıdır. Metafizik gerilimlere pek yer vermez. Basit, sıradan olayları iç ürperişler ile derinlemesine ele alıp sunduğu şiirlerinde öyle büyük anlamlar çıkarmak her halde onu yanlış yorumlamaktır. Şiirlerinde sık sık insana ve evrene dair soruları vardır. Bu soruları yanıtlamak onun için büyük mücadeledir. Ve bu mücadele öyle görülüyor ki ömrünün sonuna kadar süreceğe benziyor.

“Kaç kelimeden sonra lal olur kişi?

 Kaç sözden sonra düğümlenir boğaz?

 Kaç gözyaşından sonra kör olur göz?

 Kaç aldatmadan sonra tükenir ömür?

                 Bilemiyorum.

 Kaç ayışığından sonra kararır dünya?

 Kaç kırgınlıktan sonra küser ki kadın?

 Kaç buluttan sonra yağar yağmur?

 Kaç fırtınadan sonra taşar okyanus?

                Bilemiyorum.

 Kaç yalandan sonra akıllanır çoban?

 Kaç yalandan sonra ölür ki insan?”

O, hayatı güzel yaşamaktan yanadır. Denilebilir ki o; yediğine tat, işittiğine ahenk, gördüğüne güzellik katmak kadar yalın bir amacın peşindedir. Ne siyaset ne ideolojiler onun ilgisini çeker. Ölümü kıskandıracak kadar sade ama anlamlı yaşamaktan yanadır.

Hangi şiirine kulak verseniz sizi inceltir, törpüler, estetik haz uyandırır içinizde. Şiirlerinde yaşama sevinci vardır. Hayatı yaşanmaya değer bulan şair, başkalarının gönüllerine su serperken kendi gönlünü örsün üstüne koyar ve saatlerce döver. Bir şekil verir gönüllere… Şiir yazmak yaşam tarzı olur zamanla. Her fırsatta her duygu depreşmesinde şiire sığınır. Bir kuş görse uçamayan ağlar yüreği, bir dilenci görse burkulur içi…

Şiirlerinde her bir sözcüğe ayrı değer verir. Aklına şiir yazmak düştüyse ne yapar eder o şiiri tamamlar. Pek çok işini erteleyecek kadar önem verir bu işe. Şiirini yazıp bitirince de yorgunluğunu gidermiş olur. Rahat bir nefes almış hisseder kendini. Arkasına yaslanıp çayını yudumlarken iç huzurunu yansıtan bir tebessüm vardır artık yüzünde. Artık şelalelerde sırılsıklam olmuşçasına, pınarlardan kana kana su içmişçesine, yemyeşil vadilerde çocuklar gibi şen-şakrak koşarcasına mutludur. Peki, ne kadar sürer bu durum? Elbette bir sonraki şiire kadar…

Şiirlerindeki coşku, şairin dünyasındaki coşkuyla orantılıdır. Kullandığı imgelerdeki dalgalanmalar, durulup bulanmalar ruh halinin birer dışavurumlarıdır. Görülenin ötesinde bir de görülmeyen ruh halleri vardır ki bunlar; tıpkı okyanus altındaki âlem gibi zenginlikler gösterir. İşte tam da bu noktada Dem Sultanın akıl ve gönül dünyası gündeme gelir. Akıl ve gönül süzgecinden geçirdiği dizelerinin en çetrefilli tarafı buradadır. Çünkü o, gönül dünyasını sergilemeyi pek sevmez. Kinayeli bir anlatım ve teşbihlerle örülmüş duygu dünyası vardır. Tam da bu noktada gerçek farklı bir yorumla okurlara sunulur ki bu da onun özgün yanıdır.

Bizim gördüğümüz evrendeki pek çok olay, olgu ve obje onun tarafından farklı görülür, algılanır ve hissedilir. Şiirlerindeki kalıcı ve özgün ruh, şiire gösterdiği özenle özdeştir. Yönünü genellikle insana dönmekle birlikte yer yer gökyüzünün seyrine; yer yer de okyanusların barındırdığı uçsuz bucaksız âlemlere yönelir. Gönlün uçsuz bucaksız arazisinde dolaşırken susuzluğunu imgelerle, açlığını dizelerle ve yorgunluğunu ise dizelere gizlediği ahenk unsurlarıyla giderir. O, bir bakıma uçsuz bucaksız ve kavurucu çöllerde insanlık adına billur bir çeşme akıtmak derdindedir. Kendisi bir yudum içemese de okurlarına kana kana içmeleri için çeşmeler yapar.

Dalgın ve hülyalarla doludur şairimizin hayatı. Hayatın pek çok gerçeği, olgu ve olayı içinde fırtınalar koparsa da o, yaşamındaki olağanüstülükleri adeta damıta damıta sindirir ve sabır potasında eritir. O fırtınadan geriye küçük ama edebî serzenişler kalır geriye. Öyle ki gördüğü haksızlık, çirkinlik ve olumsuzluklara sabır penceresinden bakabilmiştir. Bu pencerede kin, nefret ve ihanetten iz yoktur. Varsa yoksa sevgi, anlayış ve tebessüm vardır. Öfkesi de sitemi de hep kendinedir. Kimseyle bir derdi yoktur adeta. Aşağıdaki dizelere bakmak yeterli bunu görmek için.

          “Yükünü sırtlanmış hamal gibi

Büküyor belimi bu araflar.

Balıkçı ağına takılan

Kurbanlarla çırpınıyorum.

Ömür teknesinde durmadan

Gecenin karanlığına astım düşlerimi

Daha kurumadan.

Dertler derya olmuş.

Taşıyor, dört bir yandan

Karanlık mahzenlerde şarap tadında

Şiirler yudumluyorum mayalanmadan.

Bir iken bin olmuş umutlarım.

Kuşlarla mavi göklerde süzülmeden.

Korkutmuyor gözümü uçurumlu patikalar.

Yolumu karlar kapatmış olsa da

Aşarım ben hiç zorlanmadan.”

Şekil olarak uyaklı bir söyleyiş olmasa da sözcüklerin seçimindeki müzikalite hemen dikkat çekmektedir. Serbest tarzda yazılan şiirler çoğunluktadır. İç uyak da diyebileceğimiz dize ortalarında uyum söz konusudur. Çok küçük birkaç düzenlemeyle lirik birer şarkıya dönüşebilecek şiirleri vardır.

“Aşka küsme, küstürme aşkı

 Umudunu yitirme sen

 Güldürme pusuda bekleyen düşmanları

 

Nasipse nasibim,

Kaderse kaderim,

Ettiğim en büyük yeminim,

Tenimde terin,

Gülüşümde gamzem

Güvendiğim dağ,

El açtığım duamsın.”

Bazı şiirlerinde heceyi kullanmış olsa da ağırlıklı olarak serbest tarzda yazmıştır. Şekil kaygısı gütmeden olabildiğince özgür dizeler ve özgün imgeleriyle Dem Sultan, Türk edebiyatında gelecek vadeden bir şairdir. Aklı ve gönlüyle yolu açık; alnı ak olsun.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle bütün dünya kadınlarının gününü kutluyorum.

YORUM EKLE

banner406