Gelincik Taşları Efsanesi (17)

Topal Ömer ayağının ağrısını unutmuş, kara kara düşünüyordu. Kezban hatun kocasını bu kadar düşünceli görmemişti. Geldi karşısına oturdu. Bir süre kocasına baktı.

-Hayırdır bey, Karadeniz’de gemilerin mi battı?

-Keşke olaydı da bataydı, bu kadar düşünmezdim.

-Bey, kusura bakma ama sen oğluna hala güvenmiyorsun. Ben sana kaç defa söyledim, Ali bu köyün koyunlarını o Çit Deresinden su içirmeden karşıya geçirecek.

-Öyle mi dersin hanım? Baksana gökyüzündeki yıldızlara, nasıl da parlıyorlar. Yarın zil gibi hava var. Altta tuz yedirilmiş koyunlar, tepede yakan güneş. De hadi buyur su içmeden karşıya geç. İnsan bile dayanamaz. O dilsiz hayvanlar nasıl dayansın, nasıl su içirilmeden karşıya geçirilsin. Sırtında teker teker alıp da mı karşıya geçirecek benim kafasız oğlum? De hadi de bana, cevap ver. Baksana hala gelmedi, kim bilir nerede kara kara düşünüyordur. 

-Derdi seni mi aldı? Şartı kabul eden o. Su içirmeden geçirirse kavuşur Gülşah’a. Sen ne düşünüyorsun?

-Rezil olacak herkese. Biz de rezil olacağız.

-Olmayacaksınız baba merak etme. O koyunları yarın o sudan karşıya içmeden geçireceğim, dedi Ali, çevirmenin kapısından içeri girerken.

-Tövbe tövbe hala geçireceğim diyor.

-Gel oğlum gel, sen babanın öyle demesine bakma. Gel otur. Aç mısın?

-Yok ana aç değilim.

-Yine geliyor.

-Kim?

-Kim olacak muhtar. Boğazını temizliyor, burnunu çekiyor. Duymuyor musun bey? Ben içeri geçiyorum. 

Kezban kadının duyduğu doğruydu. Muhtar İhsan hem boğazını temizliyor hem de burnunu çekiyordu. Çevirmenin kapısını açtı “selam” verdi.

-Gel muhtar, dedi Topal Ömer, gel iyi ki geldin. Ali, sen de bize çay koy, muhtar akşam çayını çok sever.

-Hoş geldin. Ne var ne yok kasabada?

-Ne olsun muhtar. Bildiğin kasaba. 

-Şimdi zamanı değil ama köylünün bir isteği var, onu ileteyim sana dedim.

-Hayırdır, ne isteği var. Ali bu işten vaz mı geçsin diyor? Diyorlarsa iyi ediyorlar.

-Yok Ömer abi. Köylü diyor ki, havalar iyi gidiyor. Ali de sürümüzü çok güzel otlattı. Aldığı gibi teslim etti. Hiç zayiat verdirmedi. Acaba, havalar soğuyuncaya kadar sürüyü otlatmayı sürdürür mü?

-Sürdürmesine sürdürür de biliyorsun başımızda olmayacak bir iş var.

Elinde iki çay bardağı ile gelen Ali:

-Dediğini duydum muhtar emmi. Babam kabul ederse ben de kabul ederim. Bir on-on beş gün daha otlatırım. Yarından sonra devam ederim.

-Ne dersin Ömer abi?

-Ali devam ederim diyorsa devam etsin. 

Çayından yudum alan muhtar İhsan, yeniden boğazını temizledi, burnunu çekti:

-Yarın önemli bir gün olacak. Köyün kızları sürünün su içmesinden yana, bekar gençleri ise sürünün su içmeden geçmesinden yana.

-O niye ki?

-Bekar kızlar, sürü su içerse Ali Gülşah’la evlenmeyecek, içlerinden birisiyle evlenecek, bekar gençler ise sürü su içmeden karşıya geçerse Ali Gülşah’la evlenecek ve bekar kızların umudu kalmayacak. Onlar da kısmetlerine düşenlerle evlenecek.

-Şu işe bak Allah aşkına muhtar. Ne günlere kaldık.

-Eee ne yaparsın Ömer abi devir değişiyor. Biz eskiden büyüklerimizin yanında ağzımızı açamıyorduk.

-De de onu de. 

Xxx

-Gülşah.

-Buyur ana.

-Gel hele şu çardakta seninle biraz konuşalım.

Gülşah, anasının neler söyleyeceğini tahmin ediyordu. Mutlaka “vazgeç” diyecek ama benim sözüm söz. Yarın her şey belli olacak. Ana-kız karşılıklı oturdular. Elif ise iki çay getirdi. Birini anasının önüne diğerini de ablasının önüne koydu. Çayından yudum alan Feride kadın:

-Hala kararlı mısın kızım?

-Neye ana?

-Ali’nin sürüyü su içirmeden dereden karşıya geçirmesine.

-Ana kaçıncı kez soruyorsun, ben sözümü söyledim, sözümden dönmem mümkün değil.

-Biliyor musun hem kendine hem de Ali’ye yazık ediyorsun.

-Yok ana, benim tanıdığım Ali o sürüyü su Çit Deresinde karşıdan karşıya su içirmeden geçirecek.

-Olmayacak duaya amin diyorsun kızım.

-Olacak ana olacak sen kendini ferah tut.

Çevirmenin kapısını açan muhtar Çepni Osman’ın karısı Fidan hatun:

-Ne konuşuyorsunuz ana kız?

-Gel Fidan gel, ne konuşuruz, yarınki durumu konuşuyoruz.

Fidan hatunun elini öpen Gülşah:

-Çay getireyim.

-Olsun kızım.

Gülşah’ın evden içeri girmesini bekledi:

-Vazgeçmiyor değil mi?

-Nerede, Nuh diyor Peygamber demiyor.

-Güzelliğinin yanı sıra çok da inat senin bu kız Feride, darılma.

-Ne darılacağım, biliyorum.

Akşamın serinliği çökmek üzereydi. Güneş Çit Düzünden aşmasıyla birlikte hava da serinledi. Yarın ne olacağını merak eden köylü kadınlar da birer birer gelmeye başladı. Çardak köylü kadınlarla dolmuştu. Hepsine çay vermek imkansızdı. 

-Ne yapıyorsun Feride, sen de gidecek misin?

-Yok bacım, inanmadığım bir şeyi görmek istemiyorum. Nasıl olsa sürü suyunu içecek, bu kız da evde kalacak.

-Kızın çok güzel, merak etme evde kalmaz, köyün bekar gençleri hep arkasından koşuyor ama o Ali deyip başka bir şey demiyor.

-Köyün bekar kızları kendi aralarında karar vermişler onlar da yarın Çit Deresine gideceklermiş.

-Oğlanlar da gidecek.

-Niye? diye sordu Feride.

-Niye olacak? Ali’nin sürüyü su içirmeden karşıya geçirmesini göreceklermiş. Aslında ben de gitmek istiyorum ama epey de yol var.

-Ne dersin Gülşah, Ali’ye çok güveniyorsun?

-Evet Kadriye abla.

-Kimle gideceksin?

-Elif ile Sümbül gelecek benimle.

-Nereden gideceksiniz?

-Biz Çit Düzünden aşarak ineceğiz Çit Deresine.

-Kızlar da oradan gidecekmiş.

-Hangi kızlar?

-Bizim köyün kızları.

-Niye onlar geliyor ki?

-Görmek için.

-Bekar oğlanlar da gideceklermiş.

-Onlar da görmek istiyorlar.

-Desene yarın çok seyircimiz olacak, dedi Gülşah.

-Çevre köylerden de gelecekler olacakmış.

-Güzel, herkes Ali’min o sürüyü su içirmeden nasıl karşıya geçireceğini görecek.

Gülşah’ın bu sözü üzerine sessizlik oldu. Kadınlar, güzeller güzeli Gülşah’a baktı. Böyle güzel bir kızda neden böyle bir inat var diye kendi kendilerine soruyorlardı. 

-Eh, epey zaman oldu, hava da iyice serinledi. Yarın herkes erken kalkacak öyle anlaşılıyor. Bizimki gelmiştir kasabadan. Hiç beklemeye gelmez. Acıktı mı mutlaka yemeği hazır olacak, dedi muhtarın karısı.

Diğer kadınlar da kalktılar. Feride kadın, çevirmenin kapısına kadar uğurladı. Kapıyı içeriden kilitledi. Kızlar çoktan eve girmişlerdi. O da eve girdi. Kızlar yarın giyecekleri elbiseleri konuşuyorlardı. Gülşah, kendisinin şalvar giyeceğini, Elif ile Sümbül’ün de şalvar giymelerini istiyordu.

-Neden şalvar, Gülşah?

-Elif koyunların ağzını açacak, ben tuzu koyacağım. Sümbül de tuzu yiyen koyunu ikinci çevirmeye koyacak. Şalvar giyseler iyi olur. Entari ile zorlanırlar ana.

-Sen giyersen giy, bırak onlar ne giyerse giysinler.

-Öyle olsun ana, zaman ilerledi. Yatalım diyorum.

-Yatan yatsın, ben biraz daha oturacağım. 

Kızlar yatmak için odalara çekildiler. Feride kadın, peykenin üzerine oturdu. Eğildi. Başını iki elinin arasına aldı. Düşünmeye başladı. Kolay değildi düğün yapmak bu yokluk içinde. Diyelim ki sürüyü Ali su içirmeden karşıya geçirdi. Arkasından ne gelecek nişan ve düğün. Elde yok avuçta yok. Ne ile düğün yapacağız? Gelen düğüncü yemek yiyecek. Onlara yemek hazırlanacak. Ne yapsak koyunlardan birazını mı satsak? Gülşah gittikten sonra kim otlatacak koyunları? En iyisi hepsini satmak. Alacağımız para ile düğünü yaparız. Üç tane inek yeter. Koyunları ne Elif ne de Sümbül otlatabilir, en iyisi satmak. 

Oturduğu yerden kalktı. Gülşah’ın odasının kapısını yavaşça araladı. Gülşah ise çoktan uyumuştu. Usulca kapıyı çekti kapattı. Kendi yattığı odanın kapısını da yavaşça araladı. Elif ile Sümbül birlikte yatıyorlardı. O da iki kızının yattığı odada yatıyordu. Gaz lambasının ışığı çok fazlaydı. Gitti, yan kol ile fitili aşağıya çevirdi. 

Çoraplarını çıkardı. Dizleri ağrıyordu. Dizlerden aşağısı adeta şişmişti ayakları. Entarisini çıkarmadan kızlarının serdiği peykenin üzerindeki yatağına uzandı. Sağ avucunu yüzü ile yastığın arasına koydu. Uykusu yoktu. Gülşah bu yıl evden uçacak. İki kanayaklı ile kalacağım. Güzel evirip çeviriyordu evin işlerini koyunları otlatmanın dışında. Yavaş yavaş gözleri kapandı. Derin bir uykuya daldı. 

Xxx

Topal Ömer ile Kezban hatun çoktan uyumuşlardı. Ali, odasında sırtüstü yatıyor, gözlerini tavana dikmişti. Odasının daracık penceresinden sızan ay ışığı odayı aydınlatıyordu. Yarın zor gün olacak. Ama ben o sürüyü dünya alemin gözü önünde su içirmeden karşıya geçireceğim. Yirmi gündür görmediğim Gülşah’ımı da göreceğim. Dışarıda Alaca ile Karaca önce havlamaya daha sonra da ulumaya başlamalarına anlam veremedi. Bugüne kadar geceleri hiç havlamıyorlardı. Havlamaları ne ise neden uluyorlardı. Onların ulumasına uykusu hafif olan Topal Ömer uyandı. Ali, yavaşça odasının kapısını açtı. Dış kapının anahtarını da yavaşça çevirdi, dışarı çıktı. Doğruca Alaca ve Karaca’nın yanına gitti. Ali, yanlarına gelince sustular. Her ikisini de sevdi.

-Ne oldu, neden uluyorsunuz?

Topal Ömer de dışarı çıktı. Ali’nin köpeklerin yanında olduğunu ay ışığında görünce:

-Ne oluyor Ali, neden uluyor bu hayvanlar?

-Bilmiyorum baba, onların ulumasının üzerine dışarı çıktım. Hiç ulumazdılar, neden uluduklarına bir anlam veremedim.

-Her ne ise yat, sabah erken kalkacaksın.

-Tamam baba yatacağım.

Yeniden Alaca ve Karaca’yı okşadı. Odasına döndü. Bu kez sağ omuzunun üzerine yattı. Gözlerini kapatıp uyumak istiyordu ama bir türlü uykusu gelmiyordu. Gülşah, bir türlü gözlerinin önünden gitmiyordu. Onu bir an önce görebilmek için sabırsızlanıyordu. O sabırsızlık da uykusunu kaçırıyordu. Doğruldu, oturdu. Bir süre öyle kaldı. Gaz lambasını yaktı. Duvarda asılı kavalını aldı, kılıfından çıkardı. Çalmak istiyordu ama ana ve babası uyuyordu. 

-Yarın öyle öteceksin ki, söz dinlemeyen Akkoç sana emanet. O su içmedikten sonra diğerlerin de su içmeyeceğini çok iyi biliyorum. Her ne kadar başıboş dolaşmayı seviyorsa da beni dinleyecektir.

(Devamı var)

YORUM EKLE
YORUMLAR
Fırtına29
Fırtına29 - 6 ay Önce

Hikayenin devamı yokmu.

Yönetici
Yönetici @Fırtına29 - 5 ay Önce

Yazarımız eşinin rahatsızlığı nedeniyle yazılarına bir süreliğine ara verdi. En kısa zamanda yeniden aramızda olacaktır. İlginize teşekkürler.

Ümit uzman
Ümit uzman - 5 ay Önce

Çok beğendim. Tebrik ederim

Murat Öktem
Murat Öktem - 5 ay Önce

Merhabalar hocam hikayeyi yazıyorsunuz hayırdır birşey mi oldu

İbrahim Özdemir
İbrahim Özdemir @Murat Öktem - 4 ay Önce

Eşimin ameliyatı dolayısıyla bir süre ara verdim. Kısa bir süre içerisinde başlayacağım. İlginize çok teşekkür ederim.