GÜMÜŞÜN SUYU

Söze Gümüşsuyu diye başlayınca, kuşburnu vb. gibi meyve sularından ve bunların üretim tesislerinden bahsedeceğimiz sanılmasın. Bu yazıda ki amaç; şehri-gümüş’ün doğal kaynaklarının ve metal potansiyelinin zamanında şifa kaynağı olarak bile kullanıldığının veya kullanılmış olacağının üzerine bazı vurgular yapabilmektir.

“Bilim insanlarından ve geçmiş dönem tecrübelerinden bilindiği üzere Gümüş elementinin suyu, yani literatür ismi ile Kolloidal gümüşün, birçok yararlı ve geliştirici özellikleri mevcuttur. Saf kolloidal gümüş ve saf suyun kullanıldığı gümüş sularının oldukça faydalı olduğu bilinmekte ve halen daha araştırmaları devam etmektedir.  Tarihsel dönemde dünya medeniyetlerinin küçük gümüş parçacıklarını, yanıkları, kesikleri, yaraları tedavi etmek için ve kaplarını bakterilerden temizlemek için kullandıkları da bilinmektedir. Ayrıca insan vücudunda gümüşü kullanan tek organın beyin olduğu bilinmekte ve bu açıdan gümüş içeren cevizin, özellikle de çocukların zeka gelişiminde büyük rol oynadığı söylenmektedir”. Burada anlatılan durumun bazı maddelerinin aksini savunan görüşlerde vardır.

Buradan hareketle;

Gümüşhane cevizi ve tüketiminin, zeka gelişim potansiyeline etkisi olduğu ve gündelik hayatta gümüş materyallerin kullanılması ve suda olası çözünmüş gümüş iyonlarının bulunmasının, bakteriyel kaynaklı hastalıkları önlemesi gibi durumları arasında ciddi bir ilişki olduğu kuvvetle muhtemeldir. Neden denilirse! Tarih öncesinden bu yana nano-silver’a benzeyen veya türevi ürünlerinin o veya bu şekilde keşif edilmiş ve kullanmış olduğu aşikardır. 

Günümüzde insan bedeni piyasadaki birçok antibiyotiğe karşı ciddi direnç gösteren bakteriler tarafından istila edilmiş durumdadır. Gün itibari ile nono-silver’dan ve benzeri gümüş türevi ürünlerden daha çok bahsedilmektedir. Bu da ister istemez kafada şöyle bir soru oluşturmaktadır. Endüstriyel yiyecekler ve hızlı yemeğe meyil eden dünya artık organik yemekler, organik içecekler diye haykırırken, bir anda antibiyotiklerden vazgeçip nano-silver diye haykırmaya başlarsa şaşırmamak gerekmektedir.

Bakılınca memleketin neresinden tutarsanız tutun müthiş bir potansiyelin varlığı göz önüne çıkıyor. Hani taşı toprağı derler ya gerçekten de öyle taşında toprağında eşsiz değerler barındıran bu kentin meyvesinin beyni geliştiren özelliği ve cevherinin anti bakteriyel şifa veren türevleri insanı şaşkına çevirmiyor da değil. Bu ciddi anlamda araştırılması ve gerekirse ar-ge ayrılması gereken bir durum gibi gözükmektedir. Bu tür türev ürünler halen daha dünyada kullanıla gelmektedir. Tabi ki bu tür ürünlerin kullanımı ve beden sağılığı açısından oluşturabileceği farklı yan etkileri için uzmanlara danışmakta fayda vardır. Kesinlikle tıp ilmi ve ilgili bilim insanları tarafından alternatif olarak görülüp kullanılması uygun görüldükten sonra kullanılmalıdır.

Burada üzerinde durulacak önemli husus ise memlekette yetişen ceviz ve türevi ürünlerin beyin ve zeka üzerinde olumlu etkileri ve bulunla birlikte, gümüş iyonlarının anti mikrobiyal bir madde oluşu ve beslenme yoluyla sadece cevizden karşılanabilmesidir. Peki şimdi sormak lazım; bir cevizin içerisinde gümüş iyonları bulundurması için metal varlığı tüm topraklarında yaygın şekilde bulunan bu kentten daha iyi bir yer var mıdır? Metal potansiyeli, taşından toprağına, meyvesinden suyuna bu kent için ciddi bir lütufdur.

Bundan dolayı her ne sebeple olursa olsun gerek tarım gerek maden hususlarında ki tüm yatırımlar bu memleketi her dem iri ve diri tutacaktır.

YORUM EKLE