KALABALIK YALNIZLAR

Hayat bir koşturmaca. Olması gereken bu belki. Ama sevmeye, sevilmeye, sevdiklerimize ne kadar vakit ayırıyoruz? Zaman koşar adım giderken kendimize ne çalıyoruz?

Herkes çalışıyor, anne işte, baba işte, çocuk kreşte. Kalabalığız ama ayrıyız, hepsinden öte yalnızız. 21. Yüzyıl, son teknoloji. Nedir bizi yalnız kılan? Teknoloji mi? Bilgisayar, telefon mu mesela?

Arayıp sormuyoruz artık. Hatta bırakın aramayı mesajla, maille anlaşıyoruz. Uzakları yakın kılan teknoloji uçurumları da beraberinde mi getiriyor?

Paylaştıkça çoğalan sevgiler, azalan dertler günlük hayatın koşturmacasına yenik düşüyor. Kendimize bile vakit bulamazken ne mümkün diğerlerine vakit ayırmak..

Günümüzde evlenen her iki çiftten birinin boşandığını söylüyor istatistikler. Maddi sıkıntılar ve çalışan kadın sayısının artması ise bu durumun en önemli etkeni olarak gösteriliyor. Evet, çalışıyoruz, ama tüm bunları yaparken birbirimizden kopuyoruz.

İnsanlar geliştikçe ilişkiler zayıflıyor. Her yıl onlarca gişe memuru intihar ediyor. Çünkü yok sayıldıklarını, insan yerine konulmadıklarını düşünüyor. Arabamızla her gün yanından geçtiğimiz, bilet alıp işlem yaptığımız ama selam vermeyi hatırlamadığımız onlarca kişi bizim bu mühim ihmalimiz yüzünden yaşamaktan vazgeçiyor. Ve eminim birçoğumuz bunu bilmiyor.

Hal böyle olunca insan olmanın bilincine ne kadar varabildiğimiz tartışma konusu oluyor. İyi bir anne olmak, ya da iyi bir çalışan olmak yetmiyor. Hayat akarken boşlukları doldurmak, ona mana katmak için diğerlerini de görmek gerekiyor.  Eşe dosta vakit ayırmak, daha çok gülümsemek, bir kahvenin kırk yıl hatırını almak gerek.

Hayat kısa. Daha çok paylaşmak, dört nala yaşamak gerek.
YORUM EKLE