Salih Bey Köprüsü (13)

Bayramın ikinci günüydü. Asım Çavuş kapıya çıkınca ocak başında düşünceli gördüğü Gülbahar hatuna:

-Hayırdır Gülbahar hatun, seni hiç böyle düşünceli görmedim, hasta mısın?

-Yok, Asım Çavuş yok, hasta falan değilim, hep sen düşünecek değilsin benim de düşünme hakkım var.

-Var olmasına var da Gülbahar hatun, seni düşündürecek ne ola ki?

-Salih oğlumu düşünürüm, her yere koşuyor, bütün işlerle ilgileniyor, bizlere askerden geldikten sonra hiç iş bırakmadı. Evlendikten sonra ne yapacak onu düşünürüm bey.

-Düşündüğün şeye bak Gülbahar hatun, Güloğlu yaylasındaki sürü dışında hepsini satıp savacak, mandıranın başına da Kırçılın Süleyman’ı getireceğiz. Bunu konuştuk. Salih mandırayı büyütecek ustaları bakıyor. Bizim köyde usta çok, onlar en kısa zamanda mandırayı büyütecekler. Salih oğlumuzu da evlendireceğiz artık, düşünme.

-Olsun bey. Hele bir kızı isteyelim söz keselim ondan sonrası Allah Kerim. 

-Hadi koy çayları gel beraber içelim, Salih yine gitti bir yere, sana bir şey söyledi mi?

-Babama söyle merak etmesin Şahım’la biraz dolaşıp Guş Neneyi ziyaret edeceğim dedi.

-Bilir misin Gülbahar Hatun bu Salih oğlumuz benim beyliğimi tamamen elimden aldı.

-Almadı Asım Çavuş, senin beyliğine beylik kattı.

-Doğru söylersin.

Xxx

Toprak damlı köy kahvesi bayram nedeniyle kalabalıktı. Öğlene doğru kahvede boş ver kalmadı. Kapıdaki alçak iskemleler de doldu. Kahveci Pırpır Ali’nin yüzü gülüyor, çay yetiştiremiyordu.

-Salih Bey sonunda evlenecek herhalde.

-Öyle görünüyor.

-Kırçılın Süleyman’ın çoban kızına gönlünü kaptırmış, dedi Çulsuz İbrahim.

-Öyleymiş.

-Kırçılın Süleyman’a da gün doğdu.

-Daha istemedi Asım Çavuş ama bayram sonrası Güloğlu Yaylası’na gidecekmiş.

-İster herhalde, Asım Çavuş eğer bir yere gidiyorsa boş yere gitmez.

-Gitmez, dedi Tilki Kadir.

-Mandırayı da büyütecekmiş.

-Diğer yaylalardan çekiliyor da.

-Satacağı sürülerden de iyi para kazanır.

-Ne yapacak o kadar parayı ki?

-Sandık dolusu parası varmış.

-Var ama herkese de yardım eder, Allah’ı var.

-Doğru, yiğidi öldür hakkını yeme.

-Selde zarar gören bizlerin zararlarını hep ödedi.

-Kötünün Hüseyin’deki veresiye defterini de sildi Salih Bey, köylerde kimsenin Kötünün Hüseyin’e borcu kalmadı.

-Çok yardımsever.

-Baba da öyle oğlu da. Nerede bir ihtiyaçlı varsa hemen yardımına koşuyorlar.

-Bizim beyler başka beylere hiç benzemediler.

-Çoban kızın da güzel kız olduğunu söylüyorlar.

-Ben görmedim ama öyleymiş.

-Salih Bey de yakışıklı hani.

-Öyle.

-Birbirlerine yakışırlar.

-Yakışırlar.

-Birkaç defa duydum çok güzel de kaval çalıyor.

-Onun üzerine Çit Deresinde kaval çalan yok.

-Babasından da güzel çalıyor.

-Çalmaz daha.

-Çalmaz.

-Bey eşi olunca çalmaz tabi.

-Çoban Asım Çavuş’a çoban gelin.

-Asım Çavuş çalışmış bey olmuş, çoban gelin de sultan olur artık.

-Sultan olur.

Konuşmalar sürerken bir anda toparlandılar. Asım Çavuş, her bayramda olduğu gibi kahya ile kahveye doğru geldiğini görenler ayağa kalktı. 

Kahveci Pırpır Ali, elinde çay tepsisini tezgaha bırakıp, Asım Çavuş’un her zaman oturduğu ağaç sandalyeyi kapı önüne getirdi, minderini elleri arasında yumuşatarak sandalyenin üzerine koydu.

-Selamünaleyküm.

-Aleykümselam, dediler hep bir ağızdan.

Asım Çavuş Pırpır Ali’nin koyduğu sandalyeye oturdu.

-Hoş geldin beyim, dedi Pırpır Ali.

-Hoş bulduk Pırpır.

-Hemen kahveni getiriyorum beyim.

Asım Çavuş, ayakta duranlara eliyle “oturun” işareti yaptı. 

-Bakıyorum bugün kahve ağzına kadar dolu. Pırpır Ali’ye gün doğdu desenize. 

-Bugün öyle oldu beyim, bayram, dedi Tilki Kadir.

Gelen kahvesinden bir yudum alan Asım Çavuş, kahvenin içerisine bir kez daha göz attı:

-Çalışmak gerek çalışmak. Bağda, bahçede, bostanda. Boş oturanı Allah da sevmez kul da. Bakıyorum bağda, bahçede, bostanda hep kadınlarınız çalışıyor. Sizin yapacağınız işleri onlar yapıyor. Yazık değil mi Tilki Kadir?

-Haklısınız beyim ama bugün bayram.

Herkes sus pus olmuş Asım Çavuş’un ne söyleyeceğini merak etmeye başladı. 

-Benim bildiğim bu köyün erkekleri çok iyi ustadırlar. İnşaat işlerinden çok iyi anlarsınız, bahçenin, bağın, bostanın yıkılan duvarlarını da kadınlarınıza yaptırmayın. Çit Deresindeki mandıraya ilave yaptıracağım. Ne kadar erken biterse o kadar iyi olur. Salih oğluma söyledim. Sizlerle konuşacak. Hem usta hem de amele olarak çalışın, erkenden bitirelim, ne dersin Tilki Kadir?

-Olur beyim. Salih beyimiz hangimizin usta hangimizin amele olduğunu bilir, kimi alırsa çalışırız.

-Çalışın, çalışın, boş durmayın. Boş insan ya dedikodu yapar ya da birilerini çekiştirir, değil mi Pırpır Ali?

-Siz daha iyi bilirsiniz beyim.

-Bilirim, bilirim. Herkese birer çay ver, diyerek cebinden çıkardığı parayı fincan tepsisinin altına koyarak kahya ile beraber Yusufdere Mahallesi’ne doğru yürüdü.

Kahvedekiler bir anda neye uğradıklarını anlayamadı. Asım Çavuş neden geldi, neden hemen kahvesini içerek kalkıp gitti, diye birbirlerine sormaya başladı. Her bayramın ikinci günü öğlene doğru kahvehaneye gelen Asım Çavuş, akşama

kadar sohbet etmeye doymazken, neden erken kalktı?

-Duydu mu acaba konuştuklarımızı, diye sordu, Kütükçülerin Mehmet.

-Yok, canım nereden duyacak?

-O beydir duyar, dedi Tilki Kadir.

-Bey olmak kolay değil.

-Her şeyi duyacak, her şeyi bileceksin.

-Kolay mı çobanlıktan gelip bey olmak?

-Bu derenin neresinde ne var ne yok biliyor.

-Kırk sekiz ay askerlik yapmış.

-Kaçmaz beyimizin gözünden kaçmaz.

-Haksız da değil hani.

-Evet, her işi kadınlara bıraktık.

-Asım Çavuş doğru söyler.

-Doğru söyler.

Asım Çavuş, kahya Kerim’in dizginlerini tuttuğu Doruk ata bindi. 

-Hadi kahya, Yusufdere’deki Koca Yusuf Dede’yi ziyarete gidelim. Her şeyi heybeye koydun değil mi?

-Söylediğiniz ne varsa bir eksiksiz heybede beyim.

Xxx

Salih Bey, Şahım’ı dörtnala Çit yolunda sürüyordu. Şahım, kuş gibi uçuyordu. Belki de Salih Bey ilk kez Şahım’ı bu şekilde sürüyordu. 

Mehmetalilerin hayrat çeşmesine gelince Şahım’ın başını Çitikebir köy yoluna çevirdi. Rampa yukarı bile Şahım adeta uçuyordu. Köy meydanına gelince atından indi Salih Bey. Kendisini karşılayan köylülerle bayramlaşıp Guş Nenenin evini sordu. Meydanın altındaki evi gösterdiler. Atının dizginlerini eline alıp gösterilen evin kapısına geldi. Guş Nene, on altı yaşındaki torunu Mukaddes ile otururken gördü. Hemen gidip Guş Nenenin elini öptü, bayramlaştı. Mukaddes ile de bayramlaşan Salih Bey, Şahım’ın üzerindeki her iki tarafı da dolu heybeyi alarak Mukaddes’e boşaltması için verdi.

-Nasılsın benim nenem?

-Çok iyiyim oğul, hoş geldin.

-Hoş bulduk nenem.

-Heyben dolu geldin.

-Senin gibi nenenin yanına boş gelinir mi benim nenem?

-Helvayı unutmadın değil mi?

-Ne kadar istersen var güzel nenem.

-Allah ne muradın varsa versin, söyle niye geldin.

-Bugün bayram nenem, seni ziyaret etmeden olur mu?

-Kocadık oğul, kocadık. Allah bu torunumdan razı olsun o olmasa ben ne yaparım?

-Biz bakarız nenem, hiç merak etme.

-Çok sağ ol oğul.

-Sen de sağ ol bir tanecik nenem. Bir şey sorsam alınmazsın değil mi nenem?

-Neden alınayım ki oğul, sor bakalım ne soracaksın?

-Haviyana Deresine kemer köprüyü yapan ustaların Horasanlı olduklarını söylemiştin bana geçenlerde, hangi köyden olduklarını bilir misin diye soracaktım.

- Uzun zaman geçti, yalan yanlış aklımda kaldığına göre Aras köyü mü desem Velibaba köyü mü desem öyle bir köydü, benim hatırladığım. Rahmetli kardeşim Mahmut amele olarak çalışırdı onlarla o söylemişti, öyle kaldı aklımda.

-Sağ ol benim nenem, ben araştırır bulurum bu köyleri. Allah’ım seni başımızdan eksik etmesin.

-Seni de oğul seni de.

 Xxx

-Beylere öyle bir kuymak yapacağım ki, ömür boyu yedikleri kuymağı unutmayacaklar, öyle bir kuymak yapacağım ki.

Gülizar hem söyleniyor hem de yayla evi kelifin içinde ne varsa dışarıya çıkardı. Hem söyleniyor hem de kelifin içini en köşe noktasına kadar temizlemeyi ihmal etmiyordu. Sac tecin içerisine koyduğu peke üzerine serili kilimleri ayakları ile çiğniyor, çiğniyordu. “Öyle bir kuymak yapacağım ki”. Kirlerinin çıktığına kanaat getirinceye kadar yapacağı kuymağın düşünü kuruyordu.

Kilimlerin çiğneme işini bitirip, birer birer tecden çıkardı. Koyun çevirmesinin üzerine teker teker astı. Sıra kap kaçağı parlatmaya gelmişti. Birer birer kelife az uzakta bulunan çeşmeye taşıdı. Ağaç oluktan suyun aktığı suluğun içerisine taşıdığı kapları koydu. Külle birlikte kapları bezle güzel bir şekilde parlattı. Ocakta dumandan kararmış kaplar şimdi pırıl pırıldı. Teker teker kelifin içerisine taşıdı ve daha önce sildiği ağaç tereğe boy sırasına göre yerleştirdi. Akşama kadar temizliği ancak bitirebildi. Kelifin kapısı önündeki iskemleye oturdu. Yorulmuştu. Gün boyu hiç durmadı. Sobayı yaktı, üzerine çaydanlığı koydu, babası sürüyle gelmek üzereydi, çayın hazır olması gerekiyordu.

“Yarın da kelifin önünü temizlerim” dedi, kendi kendine. “ Yine babam otlatmaya götürsün sürüyü.”

Çayı demledi. Biraz sonra babası sürüyü getirip çevirmeden içeri koydu. 

-Hoş geldin baba, yorulmuşsundur, hemen bir çay koyayım, demlemiştim.

-Çok iyi olur kızım.

Baba kız çaylarını günün yorgunluğunu giderircesine içmeye başladı. 

-Sen de yoruldun kızım.

-Ne yalan söyleyeyim baba, sabahtan akşama kadar hiç durmadım.

-Belli oluyor, her taraf temizlik kokuyor. Yarın da ben otlatırım sürüyü sen de kalan işlerini tamamlarsın güzel kızım.

-Olur baba. 

Xxx

(Devamı Var)

YORUM EKLE