Salih Bey Köprüsü (17)

Sabah kahvaltısında hep birlikteydiler. Asım Çavuş kahvaltıya Kahya Kerim ile seyis Murat’ı da çağırdı. Belli ki Asım Çavuş bugün yine bir şeyler düşünmüş. Herhangi bir şey söyleyeceği zaman kahya ile seyisi de ya kahvaltıya ya da yemeğe çağırırdı. 

Kahvaltı bitmiş, son keyif çayını doldurttu Asım Çavuş. Gülbahar Hatun, Salih Bey, kahya Kerim ile seyis Murat, ne söyleyecek diye merak ediyorlardı. Gülbahar Hatun:

-De söyle ne söyleyeceksen, bizi neden böyle merakta bırakırsın, hoşuna mı gidiyor?

Asım Çavuş, gülerek yanıtladı:

-Çok mu merak ettin Gülbahar Hatun, ben seni bu yaşıma kadar sabırlı bir kadın olarak bilirim, yaşlandıkça sabrın azalıyor, farkında mısın?

-Farkındayım, farkında, sanki sen yaşlanmadın da…

-Yaşlandık tabi, yaşlanmadığımı söylemedim ki, senin sabırsız olduğunu söyledim.

-Çatlatırsın insanı Asım Çavuş, belli ki ikinci keyif çayını içeceksin, ver doldurayım.

-Ben doldururum, dedi kahya Kerim.

Gelen çaydan yudum alan Asım Çavuş:

-Kahya, sen bugün Zigana’ya gideceksin. Orada benim dostum Eroğlu Lütfi Çavuş vardır. Ona çok selamımı söyleyeceksin. Gangana yaylasındaki sığırları ona satmak istediğimi söyleyeceksin. Para konusunda sıkıştırmayacağımı, ne zaman ödemek isterse o zaman ödeyebileceğini anlatacaksın. Sığırların benim değil onun olduğunu söyle dostum Lütfi Çavuş’a.

-Olur, beyim, emrin olur.

-Kaç sığırımız vardı Gangana’da Salih?

-Altmış kadar baba.

-Tamam, kahya, hemen atlardan birini al, doğru Zigana’ya dostumun yanına git. Çok selamımı söyle. 

-Baş üstüne beyim.

Kahya kalkınca, Salih’e dönen Asım Çavuş:

-Salih bizim Güloğlu, Dulağası ve Yılanlı yaylalarındaki toplam sürümüz ne kadar?

-İki yüze yakın ama bunların hemen hemen yüz tanesi kışlağa kadar satılmış olacak, alıcılarını buldum.

-İyi, o zaman bu sene kışlağımızda sadece yüz koyun ve koç olacak. Yüzden fazla kalmasın Salih, müşteri bul satabildiğimiz kadarını satalım.

-Tamam baba.

Söze karışan Gülbahar Hatun:

-Hayırdır Asım Çavuş, yaşlandıkça sürüleri azaltıyorsun, vardır bir düşündüğün?

-Vardır Gülbahar Hatun vardır ama hele bu önümüzdeki kışı geçirelim ondan sonra söyleyeceğim.

-De buyur şimdi, vazgeç şu huyundan, illa insanı merakta bırakırsın.

-Yok, hatun, yeter bugüne kadar o yayla senin bu yayla benim dolaştığımız. Çok şükür bu güne kadar her şeyi ben de Salih de iyi idare ettik. Tek bir sürümüz kalsın, onu da Kırçılın Süleyman idare etsin. 

Asım Çavuş, çayından son bir yudum daha aldıktan sonra seyise döndü:

-Kerim, sen de Alaca atı al, Kırçılın Süleyman’a götür. Atı benim yolladığımı ve kendisine verdiğimi söyle. Artık bundan sonra Alaca at Kırçılın Süleyman’ındır. Bize iki at yeter.

-Olur, beyim, dedi ve kalktı.

Xxx

Çit Deresindeki eve yabancılık çeken Gülizar, evi oldukça beğendiğini, eşyalar konusunda hiç eksik olmadığını görünce mutlu olduğunu babasına söyledi.

-Biraz yabancılık çekeceğiz ama ev de güzel eşyaları da baba.

-Alışırız kızım, en azından rahat ederiz.

-Burası hem yol üzeri hem de kışları daha rahat olur. Ben, ustalara bir bakayım, sen iyice yerleşmeye çalış.

-Olur baba.

“Kışları rahat olur” dedi babam ama sanırım bu kış ben burada olmayacağım. Babamı nasıl yalnız bırakırım? Tanımadığım anam öldü öleli hiçbir kadına bakmadı babam. Yalnız başına ne yapacak burada, yemeğini kim pişirecek, çamaşırını kim yıkayacak, hastalanırsa kim bakacak babama? Nasıl bırakacağım onu, Salih beye söyleyip, yanımıza alsak ama nasıl söylerim, söyleyemem ki. Büyük bey bırakmaz, kışa kalmadan düğünü mutlaka yapar. Ben de beyime kavuşmak isterim ama hep aklımda babam olacak. Bu yaşıma kadar gözbebeği gibi baktı beni, nasıl bırakır da giderim onu? Evlen desem ona evlenir mi? Bugüne kadar evlenmeyen babamın evleneceğini de hiç sanmam. 

Gülizar, hem babasını düşünüyor, hem de eşyaları yerleştiriyordu. Nal seslerine duyunca:

-Küçük bey mi geldi, deyip dışarı çıktı. Seyis Murat’ı, Alaca at ile kapıda görünce meraklandı:

-Hayırdır Murat abi bir şey mi oldu?

-Yok, dedi seyis Murat, büyük bey bu atı Süleyman ustaya götür, bundan sonra Alaca at onundur. Süleyman usta nerede?

-Mandırada çalışan ustaların yanına gitti.

-Sen Alaca’nın dizginlerini tut, ben haber vereyim.

Alaca’nın dizginlerini korkarak aldı, “Korkma” dedi seyis, “sev onu, sana hiçbir şey yapmaz.”

İlk defa bir atın dizginlerini eline alıyordu Gülizar. Önce Alaca’nın yelelerini tutmaya başladı. Alaca başını salladı. Bu güne kadar hiç atları olmamıştı. Yaşlı bir katırla idare ediyorlardı. Sevinse mi, üzülse mi? Bir atları olacak hem de Alaca gibi bir at. Ata da hiç binmemişti. Küçüklüğünde babası zaman zaman katıra bindirirdi kendisini, hiç de düşmemişti. Artık babası onu Alaca’ya da binmeyi öğretir. Koca bir bey karısı olacak, ata binmeyi öğrenmesi gerek. Büyük bey ata binmeyi öğrenmek için göndermiş olmasın Alaca’yı. Olur mu olur. Büyük bey çok akıllı, her şeyi düşünüyor. 

Babası ve seyis gelince Alaca’nın dizginlerini babasına verdi. Süleyman da atı sevmeye başladı.

Seyis Murat:

-Alaca bundan sonra Süleyman’ındır dedi, ben de aldım getirdim. At artık senin Süleyman. Beyimin en iyi atlarından biridir. Bilirsin at konusunda çok titizdir.

-Bilirim seyis bilirim de ben bu güne kadar hiç at bakmadım. Nasıl bakılır, ne yer, ne yemez hele söyle de ona göre bakalım Alaca’mızı.

Seyis, önce atın özelliklerini, nasıl bakımı gerektiğini anlattıktan sonra, geldiği yoldan yaya olarak geri döndü.

Xxx

Asım Çavuş’un Güloğlu Yaylasındaki sürünün dışındaki büyükbaş ve küçükbaş sürüleri satışa çıkardığı kısa bir süre içerisinde köylere yayıldı. Köylerde, yaylalarda Asım Çavuş’un neden böyle bir karar aldığı konuşuluyordu.

Sığırların satışa çıkarıldığını duyan çobanlardan Cicar Ali ile Dursun Ali kara kara düşünmeye başladılar.

Cicar Ali:

-Ne yapacağız bundan sonra Dursun Ali-

-Bilmem emmi

-Ömrümüz çobanlıkla geçti, bundan sonra bir iş de yapamayız.

-Öyle emmi.

-Bir hatamız da olmadı, beyler ne dediyse eksiksiz yaptık.

-Yaptık emmi.

-Beylerimiz bizi açıkta bırakmazlar.

-Bırakmazlar. Onlar öyle insanlar değildir.

-Herkese ekmek verdiler.

-Verdiler.

-Sadece koyun koç besleyecekmiş.

-Öyle diyorlar emmi.

Konuşmalar dilden dile dolaşıp duruyordu köylerde, yaylalarda. Oğlunu evlendirecek olan Asım Çavuş, beylikten mi çekiliyordu. Gören görene soruyordu. 

-Kim kızdırdı beyimizi

-Kimse bir şey söylemedi.

-Beyimizin aleyhinde kim konuşur?    

-Konuşmaz.

-Neden böyle bir karar aldı?

Zermut’un toprak damlı kahvesinde de Asım Çavuş’un aldığı karar konuşuluyordu. Salih Bey ile Gülizar’ın aşkı unutulmuştu adeta. Herkes yapılacak olan düğünü bekliyordu. 

-Asım Çavuş bu ne yapacağı hiç belli olmuyor.

-Olmuyor.

Xxx

Gün bitmiş akşam olmuştu. Asım Çavuş yine her zamanki yerindeydi. Kahyanın çevirmeden içeri girdiğini görünce hemen yanına çağırdı. Kahya, Doruk’u seyise teslim eder etmez beyin yanına geldi.

-Ne yaptın kahya?

-Çok selamı var Lütfi emminin, bu parayı da size gönderdi. Sığırları birkaç gün sonra adam gönderip teslim alacak. Kalan parayı da bir ay sonra gönderecek beyim.

-Güzel, dedi Asım Çavuş, aldığı parayı Salih beye verdi ve: Bu durumda herhangi bir sorun kalmamış oldu. 

-Ne bana ne de Salih’e sormadan aldığın bu karar nedendir Asım Çavuş, diye sordu Gülbahar Hatun.

-Aldığım karardan ikinizin de memnun olması lazım Gülbahar Hatun, ömrümüz hayvancılık yapmakla geçti, şimdi dinlenme zamanı.

-Öyle dersin de Salih oğlumuz ne yapacak peki?

-Salih oğlumuza önce güzel bir düğün yapacağız. Ondan sonrasını düşünürüz Gülbahar Hatun. Hele Süleyman Çit Deresine yerleşsin, mandıra ile evlerin işi bitsin, düğüne de karar vereceğiz.

-Alaca atı da verdin Süleyman’a.

-Verdim ama neden verdiğimi sormadın.

-Sormadım, sorsam da sen karar vermiştin zaten.

-Ben söyleyeyim, düğüne kadar Salih oğlum, Gülizar’a ata binmeyi öğretecek. Bey eşi ata binmeyi bilmeli Gülbahar Hatun, senin gibi.

-Milletin ağzına sakız mı olacağız Asım Çavuş.

-Kimin ne dediği umurumda değil, Doruk atı verecektim ama Doruk’u vermek içimden gelmedi. Alaca da onun gibi bir at.

(Devamı var)

YORUM EKLE