Gümüşhane Üniversitesi tarafından düzenlenen ve üniversite-şehir kaynaşmasını hedefleyen “Bilim Kafe Etkinlikleri” kapsamında, "Reklam ve Tüketim Kültürü" başlıklı dikkat çekici bir söyleşi gerçekleştirildi.
Hüseyin Nihal Atsız Kültür Evi’nde düzenlenen etkinliğe akademisyenler, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.
Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Ersin Diker, “İhtiyaçtan Arzuya Giden Yol” başlıklı sunumuyla tüketim dünyasının perde arkasını araladı.
Akademik bilginin kampüs dışına taşınmasının önemine vurgu yapan Diker, bu tür etkinliklerin toplumsal bilinç oluşturmadaki rolüne dikkat çekti.
Reklamlar Duygu ve Kimlik Satıyor
Modern reklamcılığın artık somut bir üründen ziyade soyut anlamlar pazarladığını belirten Doç. Dr. Ersin Diker, küresel markaların stratejilerini örnekledi.
Coca-Cola’nın sadece bir içecek değil; aile, arkadaşlık ve mutluluk sattığını ifade eden Diker, deterjan reklamlarının çocukların özgürlüğünü, kozmetik reklamlarının ise yaşlanmama arzusunu kullandığını dile getirdi. Diker, "Reklam artık ‘bunu satın al’ demiyor, ‘böyle bir insan ol’ diyerek bireye kimlik inşa ediyor" dedi.
Diderot Etkisi ve Tüketim Sarmalı
Söyleşide, Fransız filozof Denis Diderot’nun adıyla anılan “Diderot Etkisi”ne de değinildi. Yeni alınan bir eşyanın diğerleriyle uyumsuzluk yaratarak zincirleme bir alışveriş çılgınlığı başlattığını belirten Diker, sosyal medyanın ve influencer kültürünün bu süreci hızlandırdığını savundu. Airfryer ve dik süpürge gibi ürünlerin kısa sürede popülerleşip ardından kullanılmadan bir kenara atılmasını bu duruma örnek gösterdi.
Rakamlarla Reklam Dünyası
Reklam sektörünün devasa ekonomik boyutuna dikkat çeken Diker, 2024 yılı itibarıyla dünya genelinde reklam harcamalarının 1,1 trilyon doları, Türkiye’de ise yaklaşık 250 milyar TL’yi bulduğunu açıkladı.
Reklamların yalnızca kültürü yansıtmadığını, aynı zamanda dönüştürdüğünü belirten Diker, Türkiye’de tüketim alışkanlıklarının zamanla değiştiğini ifade etti. Geleneksel olarak ayran tüketilen sofralarda gazlı içeceklerin yer almaya başladığını belirten Diker, küresel markaların bu dönüşümde önemli rol oynadığını söyledi.
Diker, uluslararası markaların pazara giriş stratejilerine de değinerek, Nestlé’nin Japonya’da kahve tüketimini yaygınlaştırmak için çocuklara yönelik ürünler geliştirdiğini, McDonald's’ın ise Türkiye pazarına uyum sağlamak için menüsüne ayranı eklediğini örnek gösterdi.
“Ferrari Neden Reklam Yapmaz?”
Etkinlikte dikkat çeken bir diğer konu ise reklam yapmayan markalar oldu. Diker, Ferrari gibi markaların sınırlı üretim ve özel hedef kitle nedeniyle geleneksel reklama ihtiyaç duymadığını belirtti. Bu tür markaların “niş pazarlama” stratejisi izlediğini ifade etti.
Etkinlikte söz alan bir katılımcı, aslında sevmediği bir rengi yalnızca trend olduğu için satın aldığını ve sonrasında kullanmadığını anlattı. Bu örnek, reklam ve sosyal medya etkisinin günlük hayattaki yansımalarını gözler önüne serdi.
Konuşmasının sonunda tüketim alışkanlıklarının sorgulanması gerektiğini vurgulayan Diker, katılımcılara şu soruyu yöneltti: “Bir ürünü satın alırken gerçekten ihtiyacımız olduğu için mi alıyoruz, yoksa bize istetildiği için mi?”
Diker, reklamların hayatı şekillendirdiğini ancak nihai kararın bireylere ait olduğunu belirterek sözlerini tamamladı.
Etkinlik, soru-cevap bölümüyle sona ererken, Bilim Kafe buluşmalarının farklı konu başlıklarıyla devam edeceği bildirildi.
Haber: Buse Acır