Gümüşhane’nin doğal zenginlikleriyle öne çıkan İkisu Tersun Artabel Vadisi’nde planlanan taş ocağı projesi, bölge halkını yeniden harekete geçirdi.
Hasköy ile Boyluca köyleri arasında kurulması planlanan kalker ocağı ve kırma-eleme tesisine karşı çıkan köy muhtarları, İkisu Tersun Artabel Vadisi Köyleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği çatısı altında bir araya gelerek ortak bir duruş sergiledi.
Vadinin geleceğini doğrudan etkileyecek olan taş ocağı açma girişimi; doğa, su kaynakları ve kırsal yaşamın kaderini belirleyecek kritik bir süreç olarak değerlendiriliyor.
Av. Ali Haydar Dereli’nin kaleme aldığı “İkisu Vadisine Atılmak İstenen Dinamit” başlıklı yazıda da konunun boyutlarına ilişkin dikkat çekici değerlendirmelere yer verilmişti. Dereli, söz konusu yazısında bölgenin ekolojik hassasiyetine dikkat çekerek, “Aşkale Çimento Fabrikası’nın yıllardır Bahçeli Beldesi’nde oluşturduğu olumsuzluklar yetmezmiş gibi, şimdi de Gümüşhane’nin başka bir cennet köşesini yok etmeyi planladığına” vurgu yapmış, planlanan projenin adeta “yaşam alanlarının ortasına bırakılacak bir bomba” niteliğinde olduğuna dikkat çekmişti. Aynı alana ilişkin daha önce yapılan başvuruların; yerleşim yerlerine yakınlık, su kaynaklarına etkisi ve tarımsal üretime vereceği zarar gerekçeleriyle reddedildiğini hatırlatan Dereli, projenin yeniden gündeme gelmesini ve kamu kurumlarının bu sürece nasıl onay verdiğini sorgulamıştı.
Geçtiğimiz yıllarda da benzer şekilde bir araya gelen dernek çatısı altındaki muhtarlar, sivil toplum temsilcileri ve siyasi parti temsilcileri, söz konusu projelere karşı tepki göstermiş ve çeşitli girişimlerde bulunmuştu. Bugün ise aynı kararlılıkla hareket eden köy muhtarları, temsil ettikleri köy halkının bu süreçten büyük rahatsızlık duyduğunu, endişeyle gelişmeleri takip ettiğini belirterek yeniden bir araya geldi. İkisu Tersun Artabel Vadisi halkının teyakkuzda olduğunu vurgulayan muhtarlar, taş ocağı projesine karşı olduklarını ve bu projeyi istemediklerini güçlü şekilde dile getirdi.
İkisu Tersun Artabel Vadisi Köyleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Cengiz Günday da toplantıda yaptığı kapsamlı açıklamayla tepkilerin nedenlerini detaylı şekilde ortaya koydu. Günday, “Bugün burada yalnızca bir proje hakkında konuşmak için değil, yaşam alanlarımızı, doğamızı ve geleceğimizi savunmak için bir araya geldik. Halka rağmen alınan ÇED kararları kabul edilemez. Hasköy ve Boyluca köylerimizin sınırları içerisinde planlanan bu proje sadece bir yatırım değildir; toprağımıza, suyumuza, havamıza ve yaşam biçimimize doğrudan müdahaledir” ifadelerini kullandı.
"Yaşam Alanlarımıza Dinamit Atılıyor"
Açıklamasının devamında projenin teknik detaylarına dikkat çeken Günday, yıllık 1 milyon 500 bin ton üretim kapasitesi, yılda 100 patlatma ve her patlatmada kullanılacak 2646 kilogram patlayıcının yaratacağı tahribata işaret ederek, “Bu; dağlarımızın parçalanması, yeraltı sularımızın zarar görmesi, köylerimizin sürekli sarsıntı altında kalması ve oluşacak toz ile tarım alanlarımızın yok olması demektir” dedi. Günlük yaşamın da doğrudan etkileneceğini belirten Günday, yoğun kamyon trafiği, artacak gürültü ve çevresel baskının köy hayatını yaşanmaz hale getireceğini ifade etti.
Günday, ruhsat süresine ilişkin belirsizliklere de dikkat çekerek, bunun uzun vadeli bir tahribatın kapısını aralayabileceğini vurguladı. “Ruhsat süresi 10 yıl deniyor ama ‘gerekirse uzatılabilir’ ifadesi yer alıyor. Bu, belki de nesiller boyu sürecek bir tahribat anlamına geliyor” diyen Günday, yetkililere seslenerek halkın rızası olmadan hiçbir projenin meşru kabul edilemeyeceğini dile getirdi.
Daha önce aynı alana ilişkin başvuruların reddedildiğini hatırlatan Günday, “Dikkatimizi çeken konu ise şudur, aynı alana ilişkin daha önce yapılan başvurular; yerleşim yerlerine yakınlık, su kaynaklarına etkisi ve tarımsal üretime vereceği zarar gerekçeleriyle reddedilmişti. Şirketin; daha önce reddedilen projeyi, yeniden gündeme nasıl getirdiği kadar, kamu kurumlarının bu projeye nasıl onay verdiği de düşünülmesi gereken önemli bir konu. Buradan soruyoruz değişen ne oldu da şimdi bu ÇED raporuna olur verdiniz. Gümüşhane halkına hizmet olan kamu kurumlarının ve onların yöneticileri olan kamu bürokrasisinin bu projede Gümüşhane ve Gümüşhane halkına hangi hizmeti sunduğunu anlayamadık. Son zamanlarda ilimizde bu hususta ilginç gelişmeler yaşanmakta ve sebebi tarafımızdan anlaşılamamaktadır” diye konuştu.
Dernek olarak geçmişte de benzer süreçlerde halkın yanında olduklarını belirten Günday, “Şimdi buradan tekrar soruyoruz, Devletimizin afet bölgesi ilan ettiği bir yerleşim yerine 100-150 metre mesafede açılmak istenen patlatmalı galeri için çed gerekli değildir kararı verilmesi, diğer köylerimizin sulama su kaynaklarının altına ve yanına patlatmalı galeri açılması yönündeki talebe çed gerekli değildir kararı verilmesi hangi aklın ürünüdür anlayamadık. Bu ve buna benzer olaylar bizlerde soru işaretleri oluşturmaktadır. Dernek olarak bu hususların takipçisi olacağız” dedi.
Turizm potansiyeline de dikkat çeken Günday, Karaca Mağarası, İkisu Mağarası, Arılı Mağarası, Ayazma Traverteni, Ecel Taşı ve Artabel Tabiat Parkı gibi değerler üzerinden oluşturulmak istenen turizm rotasının, taş ocaklarıyla gölgeleneceğini belirterek, “Taş ocaklarının gölgesinde bir Turizm Master Planı’nın anlamı olmaz” dedi.
Açıklamasını net bir mesajla tamamlayan Günday, “Biz kalkınmaya karşı değiliz. Ama doğayı yok eden, insanı yok sayan bir anlayışı kabul etmiyoruz. Unutulmasın ki; doğa yok olursa yaşam da yok olur. Hep birlikte toprağımıza, suyumuza ve geleceğimize sahip çıkacağız” ifadelerini kullandı.

