Müdür bey toplantıda…
Geçen gün bir arkadaşımla önemli hizmet birimi müdür beye bir uğrayalım dedik. Sekreteryadan. “müdür bey toplantıda “cevabı bizi şaşırtmadı
Sekreteryanın bu cümlesini duymayan kaldı mı? Artık bir klasik. Bir kuruma uğrarsınız, derdinizi anlatmaya niyetlenirsiniz; önce tebessüm, ardından bu sihirli cümle: “Müdür bey toplantıda.” Cümlenin ardından zihninizde bir perde iner; çünkü bilirsiniz ki bu söz kimi zaman çalışmanın değil, kaçmanın parolasıdır.
Oysa sorunların çalışılarak çözüleceğini bilenler vardır memlekette… Bir de toplantı şemsiyesi altına sığınıp günü kurtaranlar. Onlar için toplantı üretim değil, sürüncemeye bırakmanın incelikli yöntemidir.
Alt komisyonlar, alt çalışma grupları, değerlendirilecek taslaklar ve ‘ele alınacak’ konular… Sonra ne olur? Ya tayin çıkar giderler, ya sürgün olur uzak diyarlara savrulurlar, ya da emeklilik kıyısına sığınıp sessizce kaybolurlar.
Ortada kalan ne peki? Devletin geciken işleri ve kamunun beklemekle çürüyen ömrü…
Bana sorabilirsiniz:
“Siz de uzun yıllar yöneticilik yaptınız, hiç mi toplantılara katılmadınız?”
Olur mu efendim, elbette toplantı olur; ama çalışmanın omurgası toplantı değil, icraattır.
Eğitimde yıllardır uygulanan sene başı, sene ortası, sene sonu toplantıları gereklidir; onun dışındaki hizmetler ise yasaların çizdiği yol haritasında, hiyerarşik düzen içinde, alın teriyle yürür. Hem de öyle bir iki kurum değil… Dört kurumu aynı anda yönetip, bir orta dereceli okul ve bir MYO’nun kurucu müdürlüğünü omuzlarında taşıyarak.
Sorun işte tam burada başlıyor…
Bugün bazıları “toplantı” kelimesini bir tür sığınak, bir kaçış rampası, bir görünmezlik pelerini gibi kullanıyor. Toplantı masasında oturmayı hizmet üretmeye tercih edenlerin sayısı az değil.
Ve işte burada damardan girmek gerekiyor:
-On beş yıldır Gümüşhane Süleymaniye Mahallesi’nin spor tesislerini yaptıramayıp toplantıdan toplantıya koşanlara…
-Yine on beş yıldır şehrin imar planını bir türlü netleştiremeyenlere…
-Yirmi yılı aşkın süredir Köse Havaalanı'nın açılması için ciddi bir çaba sarf etmeyip hâlâ dağlarda gezi düzenlemekten öteye geçemeyenlere…
Bu sorular, bu öfkeler, bu hayal kırıklıkları gökten inmedi.
Hepsinin kökü var: Toplantı şemsiyesi altında geçen ömürler.
Toplantı yapmak kolaydır;
Ama bir spor tesisi inşa etmek,
Bir şehrin imar planını bitirmek,
Bir havaalanını uçuşa hazırlamak emek ister, irade ister, takip ister.
Kağıt üstünde değil, sahada olur bu işler…
Ve şehrin beklemekten yorulmuş yürekleri haklıdır. Çünkü herkes bilir:
Sahipsiz kalan her iş, gölgede büyür; gün ışığında çözülür.
Bu yazı bir serzeniştir, bir uyarıdır, bir hafıza tazelemesidir.
Ve altına sadece şunu iliştiriyorum:
Yusuf SADIK, Eğitimci, Yazar, Gazeteci, emekli bir yöneticinin gönül sızısı…