KAHIRLI MARAŞ
Maraş yüzündeki tozu sildi.. Göz gözü görmüyor, kulak duymaktan bitap, ayaklar göçük altında, eller duadan açık. Maraş yavrularını arıyor. Elbistan diye sesleniyor ses yok, Pazarcık diye feryat ediyor ama ümit yok.Ama olmaz henüz iki saat oldu daha çorbayı kaynatalı. Yaptığı kurabiyeler fırında kaldı. Salonda dağınık duran oyuncakları, ucu kırılmış kalemlerinin tozu kaldı. Defterine yazdığı ödevleri daha kontrol edilmedi. Okul çantasındaki kitaplarda daha sayfa 6' daki hikayeyi bitirmedi yavruları. Maraş'ta yüreği yanan annesinin sesine bir türlü cevap veremiyor Pazarcık. Ne yapsa sesi çıkmıyor. Kardeşini düşünüyor, ona vermediği kazağını, beraber gittikleri parkı, annesinin yaptığı son kurabiyeyi paylaşmalarını...
Pazarcık annesini, kardeşini aramayı bıraktı şimdi eli babasının avucunun değil kalbinin içinde olan Irmak için ağlıyor. Elbistan son kalan suyunu Hazal 'a vermek için içmiyor. Kulağına Hatay'dan "Baba ben galiba burada öleceğim." sesi geliyor. Ölmeden ölüyor anne Maraş.
Toprağın altında kefene sarılan, kefen yerine toza sarılan, babasının yavrusu, annesinin kuzusu, süt kokulu bebeğin cenneti ayaklarına serilen annesi, kolonları tutmaya gücü olup yavrusunun kolunu tutamayan babası, ölümü su gibi içen dedesi "Beni, bizi, geride acıyla kalanların kalamayanları!"
Şehirlerin ıssız, yetim, mezarsız, sessiz, anne,baba, çocuk,bebek,dede ve amca ŞEHİTLERİ…