Gümüşhane
Az bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
45,3703 %0.27
53,4315 %0.37
6.888,56 % 1,06
KARADENİZ’İN “ÇED” İLE İMTİHANI

KARADENİZ’İN “ÇED” İLE İMTİHANI

YAYINLAMA:

Doğu Karadeniz Bölgesinin cennet gibi doğası, son yıllarda yoğun ve haşin bir madencilik kaosu yaşamaktadır. Bir yandan turizmi geliştirmeye çalışırken, bir yandan da madenciliği kontrolsüzce her tarafa yayıyoruz.

Maden ve taş ocakları için izin alma sürecinde en önemli konu ise, bu alanların doğal çevreye olan etkisini inceleyen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporlarıdır.  Bu raporların yeterli ve tarafsız olup olmadığının iyi incelenmesi hayati önemdedir. Bazı kurumlar ise, çevreyi hiç dikkate almadan “ÇED gerekli değildir” kararları vererek,  adeta doğayı talana davetiye çıkarmaktadırlar. .

Kağıt üzerinde bu ifade, bir projenin çevresel etkilerinin sınırlı olduğu ve kapsamlı bir değerlendirmeye ihtiyaç duyulmadığı anlamına gelir. Ancak sahadaki gerçeklik, çoğu zaman bu varsayımla örtüşmez. Karadeniz Bölgesi ise, bu çelişkinin en görünür olduğu coğrafyaların başında gelmektedir.

Trabzon Tonya Fol Deresi, Maçka Mulağa Vadisi, Artvin’deki Cerattepe, Rize’de İkizdere Vadisi ve  Fırtına Vadisi gibi alanlarda planlanan madencilik, taş ocağı ve HES projeleri, “ÇED gerekli değildir” kararlarının nasıl tartışmalı sonuçlar doğurabildiğini açıkça göstermektedir.

Son aylarda Gümüşhane’de Torul Yalınkavak, Kürtün Beytarla gibi birçok taş ocağı ve maden projesi için de aynı kararları görmekteyiz. Bu projelere karşı açılan davalarda idare mahkemeleri, idarenin değerlendirmelerini yeterli bulmamış ve kararların iptaline hükmetmiştir.

Mahkeme kararlarının gerekçeleri incelendiğinde, dikkat çeken ortak noktalar bulunmaktadır. Öncelikle, projelerin yalnızca kendi sınırları içinde değil, etki alanı bakımından değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Zira bir taş ocağının ya da HES’in etkisi, proje sahasıyla sınırlı kalmamakta; su kaynaklarından orman ekosistemine kadar geniş bir alanı etkilemektedir. Bu nedenle mahkemeler, dar kapsamlı incelemeleri hukuka uygun bulmamaktadır.

Bir diğer önemli husus, kümülatif etki meselesidir. Aynı vadide veya havzada birden fazla projeye ayrı ayrı “ÇED gerekli değildir” kararı verilmesi, toplamda çok daha büyük bir çevresel tahribata yol açabilmektedir. İdare mahkemeleri, bu tür durumlarda projelerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini açıkça ifade etmekte ve aksi yöndeki işlemleri iptal edebilmektedir.

Ayrıca bilirkişi raporlarında sıkça yer verilen bir diğer eleştiri, teknik analizlerin yetersizliğidir. Gürültü, toz, patlatma etkileri ve su rejimine müdahale gibi kritik konuların yüzeysel değerlendirilmesi, mahkemeler tarafından ciddi bir eksiklik olarak görülmektedir. Bu durum, “ÇED gerekli değildir” kararlarının bilimsel temelden uzaklaşabildiğini göstermektedir.

Tüm bu değerlendirmeler ışığında ortaya çıkan tablo nettir: “ÇED gerekli değildir” kararları, doğayı koruyan bir güvence değil, çoğu zaman eksik incelemelerin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Karadeniz’de yaşanan örnekler, bu kararların yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ekolojik bir sorun olduğunu da ortaya koymaktadır.

Daha da çarpıcı olanı, bu kararların çoğu zaman “hız” adına verilmesidir. Yatırım gecikmesin, süreç uzamasın diye doğa ikinci plana itilir. Oysa mahkeme kararları gösteriyor ki, aceleyle verilen her eksik karar, yıllar süren davalarla geri dönüyor; bedelini ise doğa ödüyor.

Bir bölgeye yatırım yaparken önemli olan, bölgenin daha sonra da yaşayabilmesi için, yatırımın nasıl ve hangi sınırlar içinde yapıldığını belirlemektir. ÇED süreci bir engel değil; bilimin ve hukukun ortak süzgecidir. Bu süzgeç devre dışı bırakıldığında, geriye sadece kısa vadeli kazançların uzun vadeli kayıpları kalır.

Bugün Karadeniz’den yükselen itirazlar, aslında çok büyük bir gerçeği hatırlatmaktadır: 
Doğa, ihmali affetmez. Bu nedenle çevresel etki değerlendirme süreçleri kural olmalıdır.

Doğayı koruyarak kalkınmayı sağlamak, 
yaşam alanlarımızı parça parça tüketmemek,
kısaca geleceğimiz için, 
ÇED her zaman gerekli olmalıdır…

08.05.2026  Av. Ali Haydar DERELİ

Son Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız