SAVAŞTA ALGILAR VE GERÇEKLER
ABD ve İsrail’in, komşumuz İran’a haksız ve hukuksuz saldırıları ile başlayan savaşta 15. güne girdik. Şer cephesinin ezici hava üstünlüğüne karşı, İran füzeler ve dron misillemeleri ile cevap veriyor. Savaşın yıkıcı etkileri ne yazık ki en çok İran ve Lübnan başta olmak üzere bölgedeki müslüman ülkelerinde görülüyor. İsrail’den gelen yıkım haberleri yüreğimize su serpse de, bunların İran’ın kaybının neredeyse binde biri olduğu gerçeğini malesef unutturmuyor.
Savaşlar sadece cephelerde değil, toplumların zihinlerinde de yürütülmekte. Çünkü savaşta, toplar ve uçaklar kadar güçlü bir silahta propaganda. Devletler, halkın moralini yüksek tutmak için, çoğu zaman gerçek askeri tabloyu olduğundan farklı sunuyor. Böylece toplumun direncini artırarak başarılı olmayı amaçlıyor. Ama bu sahte bilgiler, bazen de daha ağır toplumsal bedeller doğuruyor.
II. Dünya Savaşı’nın son günlerinde Berlin sokaklarında yaşananlar bunun en çarpıcı örneği. Sovyetler, Berlin kapılarına dayanmış, ABD ve müttefikleri Almanları hezimete uğratmıştı. Askerî gerçek açık olmasına rağmen Nazi propagandası hâlâ “zafer yakın” mesajı veriyordu. Joseph Goebbels, radyolarda ve gazetelerde mucize silahlardan, düşmanın geri püskürtüleceğinden söz ediyordu. Oysa birkaç hafta sonra Hitler intihar ediyor, Almanya teslim oluyordu.
Benzer bir tablo, 2003 Irak işgalinde de yaşandı. Irak Devlet Başkan Yardımcısı Taha Yasin Ramazan, televizyonlara çıkarak Irak ordusunun direndiğini ve Amerikan güçlerinin ağır kayıplar verdiğini söylüyordu. Devlet televizyonu aynı söylemi tekrarlıyordu. Ama çok geçmeden Amerikan birlikleri Bağdat’a giriyor, Saddam yönetimi devriliyordu. Propaganda ile saha gerçekliği arasındaki fark açıkça görülüyordu.
Bugün de ne yazık ki İran’da benzer bir durum yaşanıyor. İran yönetimi, halkına sürekli “kazanıyoruz” mesajı veriyor, devlet medyası ve sosyal medya kanalları bunun için yoğun şekilde kullanılıyor. Oysa askeri raporlara bakıldığında, İran’ın hava ve deniz güçleri neredeyse bitmiş, füze ve drone kapasitesi zayıflamış durumda. Hava üstünlüğü ise tamamen karşı tarafta. Tahran Belediye Başkanı Alirıza Zakani’nin “son 10 günde düzenlenen saldırılarda 9 bin noktanın hedef alındığını, geçen yıl yaşanan 12 günlük çatışmalarda bu sayının sadece 1450 olduğunu” belirtmesi, yıkımın büyüklüğünü göstermektedir.
Savaş zamanlarında sahte propaganda yerine, gerçek durumu ortaya koyarak ülkeyi savunmanın örneklerinden biri Vietnam Savaşıdır. Kuzey Vietnam yönetimi, savaşın zorluklarını halktan gizlemeye çalışmadı. Ülke ağır bombardımanlara maruz kalıyor, büyük kayıplar veriyordu. Buna rağmen yönetim, savaşın uzun ve zor olacağını açıkça dile getirerek toplumu buna hazırladı. Halktan fedakârlık istendi ve savaşın bir “direniş mücadelesi” olduğu anlatıldı. Bu yaklaşım, sahte propaganda yerine gerçeği kabullenerek direniş oluşturma stratejisi olup, başarılı olmuştu.
Kurtuluş Savaşı’mız döneminde de benzer bir moral yaklaşımı görüldü. 1921’de “İstiklal Marşı” yazıldığında, vatanımız işgal edilmiş, ordularımız askeri açıdan zayıf, imkanlarımız sınırlıydı. Ancak İstiklal Marşı, gerçeği gizleyen bir propaganda olmayıp, zor şartlar altında verilen direnişi anlatan, halkın moralini ve ulusal direncini yükselten destansı bir moral çağrısıydı.
“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” dizesi propaganda olmayıp, cephedeki asker ile evdeki halk arasında güçlü bir bağ kuruyor, zorlukların ortasında umudu diri tutuyordu.
“Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.” dizeleri ise gerçeği inkâr etmiyor, buna göre nasıl mücadele edileceğini ortaya koyuyordu. Bu durum propaganda olmayıp, yaşanan zorluk ve Marş’ın anlattığı direniş, gerçeğe dayalıydı.
Savaş zamanında sahte “kazanıyoruz” söylemi kısa vadede moral sağlasa da, uzun vadede bedeli ağırdır. Gerçekle yüzleşme şoku, devlete olan güveni sarstığı gibi, toplumsal travmalara da sebep olacaktır. Çünkü, bir millet için en ağır yenilgi, gerçeklerin uzun süre gizlenmesidir.
İstiklal Marşımızın kabulünün 105. Yıldönümünde, milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u rahmet ve minnetle anıyoruz. Ruhu şad, makamı cennet olsun. Rabbim bu necip millete, bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın…
13.03.2026 Av. Ali Haydar Dereli