Gümüşhane
Açık
-0°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,1968 %0.15
50,6882 %-0.5
7.238,49 % 0,45
SAVAŞTA ALGILAR VE GERÇEKLER

SAVAŞTA ALGILAR VE GERÇEKLER

YAYINLAMA:

ABD ve İsrail’in, komşumuz İran’a haksız ve hukuksuz saldırıları ile başlayan savaşta 15. güne girdik. Şer cephesinin ezici hava üstünlüğüne karşı, İran füzeler ve dron misillemeleri ile cevap veriyor. Savaşın yıkıcı etkileri  ne yazık ki en çok İran ve Lübnan başta olmak üzere bölgedeki müslüman ülkelerinde görülüyor. İsrail’den gelen yıkım haberleri yüreğimize su serpse de, bunların İran’ın kaybının neredeyse binde biri olduğu gerçeğini malesef unutturmuyor.

Savaşlar sadece cephelerde değil, toplumların zihinlerinde de yürütülmekte. Çünkü savaşta, toplar ve uçaklar kadar güçlü bir silahta propaganda. Devletler, halkın moralini yüksek tutmak için, çoğu zaman gerçek askeri tabloyu olduğundan farklı sunuyor. Böylece toplumun direncini artırarak başarılı olmayı amaçlıyor. Ama bu sahte bilgiler, bazen de daha ağır toplumsal bedeller doğuruyor.

II. Dünya Savaşı’nın son günlerinde Berlin sokaklarında yaşananlar bunun en çarpıcı örneği. Sovyetler, Berlin kapılarına dayanmış, ABD ve müttefikleri Almanları hezimete uğratmıştı.  Askerî gerçek açık olmasına rağmen Nazi propagandası hâlâ “zafer yakın” mesajı veriyordu. Joseph Goebbels, radyolarda ve gazetelerde mucize silahlardan, düşmanın geri püskürtüleceğinden söz ediyordu. Oysa birkaç hafta sonra Hitler intihar ediyor, Almanya teslim oluyordu.

Benzer bir tablo, 2003 Irak işgalinde de yaşandı. Irak Devlet Başkan Yardımcısı Taha Yasin Ramazan, televizyonlara çıkarak Irak ordusunun direndiğini ve Amerikan güçlerinin ağır kayıplar verdiğini söylüyordu. Devlet televizyonu aynı söylemi tekrarlıyordu. Ama çok geçmeden Amerikan birlikleri Bağdat’a giriyor, Saddam yönetimi devriliyordu. Propaganda ile saha gerçekliği arasındaki fark açıkça görülüyordu.

Bugün de ne yazık ki İran’da benzer bir durum yaşanıyor. İran yönetimi, halkına sürekli “kazanıyoruz” mesajı veriyor, devlet medyası ve sosyal medya kanalları bunun için yoğun şekilde kullanılıyor. Oysa askeri raporlara bakıldığında, İran’ın hava ve deniz güçleri neredeyse bitmiş, füze ve drone kapasitesi zayıflamış durumda. Hava üstünlüğü ise tamamen karşı tarafta. Tahran Belediye Başkanı Alirıza Zakani’nin “son 10 günde düzenlenen saldırılarda 9 bin noktanın hedef alındığını, geçen yıl yaşanan 12 günlük çatışmalarda bu sayının sadece 1450 olduğunu” belirtmesi, yıkımın büyüklüğünü göstermektedir.

Savaş zamanlarında sahte propaganda yerine, gerçek durumu ortaya koyarak ülkeyi savunmanın örneklerinden biri  Vietnam Savaşıdır. Kuzey Vietnam yönetimi, savaşın zorluklarını halktan  gizlemeye çalışmadı. Ülke ağır bombardımanlara maruz kalıyor, büyük kayıplar veriyordu. Buna rağmen yönetim, savaşın uzun ve zor olacağını açıkça dile getirerek toplumu buna hazırladı. Halktan fedakârlık istendi ve savaşın bir “direniş mücadelesi” olduğu anlatıldı. Bu yaklaşım, sahte propaganda yerine gerçeği kabullenerek direniş oluşturma stratejisi olup, başarılı olmuştu.

Kurtuluş Savaşı’mız döneminde de benzer bir moral yaklaşımı görüldü. 1921’de “İstiklal Marşı” yazıldığında, vatanımız işgal edilmiş, ordularımız askeri açıdan zayıf, imkanlarımız sınırlıydı. Ancak İstiklal Marşı, gerçeği gizleyen bir propaganda olmayıp, zor şartlar altında verilen direnişi anlatan, halkın moralini ve ulusal direncini yükselten destansı bir moral çağrısıydı.

“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” dizesi propaganda olmayıp, cephedeki asker ile evdeki halk arasında güçlü bir bağ kuruyor, zorlukların ortasında umudu diri tutuyordu.
“Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.” dizeleri ise gerçeği inkâr etmiyor, buna göre nasıl mücadele edileceğini ortaya koyuyordu. Bu durum propaganda olmayıp, yaşanan zorluk ve Marş’ın anlattığı direniş, gerçeğe dayalıydı.

Savaş zamanında sahte “kazanıyoruz” söylemi kısa vadede moral sağlasa da, uzun vadede bedeli ağırdır. Gerçekle yüzleşme şoku, devlete olan güveni sarstığı gibi, toplumsal travmalara da sebep olacaktır. Çünkü, bir millet için en ağır yenilgi, gerçeklerin uzun süre gizlenmesidir.

İstiklal Marşımızın kabulünün 105. Yıldönümünde, milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u rahmet ve minnetle anıyoruz. Ruhu şad, makamı cennet olsun. Rabbim bu necip millete, bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın…

13.03.2026  Av. Ali Haydar Dereli

Son Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız