ZÜĞÜRT AĞA
“Züğürt ağa” filmini herkes kahkahalarla izlerken ben gözyaşlarıyla izlemiş sonra da tekrar izlemeye hiç cesaret edemedim.
Çünkü gerçek anlamda (izzetli, ikramlı, adetli, töreli…)bir ağanın seyyar satıcılık yapmak zorunda kalması bir hayat serüveninin acı sonu ve maddi varlıkların insanlar üzerindeki etkisini, yalancı da olsa itibar kazanmasına sonrasında ayağa düşmesine çok güzel örnektir.
Elbetteki gayem ağalığı savunmak değil ama sosyolojik olarak ülkemizde ilime, bilime, bilgiye, görgüye değil de neye itibar edildiğinin en güzel örneğidir bence.
Çok sevdiğim bir ağa hikayesi;
Adamın yolu bir köye düşüyor, köy meydanındaki köylülere,
-Ağalar ben yolcuyum, artık karanlık oldu yoluma devam edemem ben bu köyde kime misafir olabilirim?
Köylüler,
-Bu köy fakir bir köy, seni ancak köyün ağası misafir eder, fakat o da bütün misafirlerini sonunda dövüyor. Adam mecbur olduğu için ağaya misafir oluyor.
Ağa,
-Yemek hazırlasınlar yermisin?
-Yerim.
Biraz sonra,
-Çay?
-İçerim.
Biraz sonra,
-Kahve?
-İçerim.
Bir müddet sonra,
-Meyve?
-Yerim.
İlerleyen saatlerde,
-Yatağını sersinler uyumak istermisin?
-Olur ağam.
Sabah oluyor,
Kahvaltı, kahve bütün ikramları kabul ediyor, kapıdan çıkarken adam bakıyor dayak mayak yok. Adam,
-Ağam senin misafirlerini sonunda dövdüğünü söylediler sen beni çok güzel misafir ettin ve sonunda da dövmedin bu nasıl iş?
Ağa,
-Bak oğlum ben kimleri dövüyorum,
Adama yemek getirsinler ye diyorum, yok ağam bana bir dilim ekmek ver yeter, yatak sersinler yat diyorum, yok ben şu kenara kıvrılır yatarım diyor, kahvaltı hazırlasınlar diyorum kabul etmiyor.
İşte oğlum ben bunları dövüyorum,
bak sen ne güzel yedin, içtin.
ULAN YEYİN İÇİNDE BEN DE AĞALIĞIMI BİLEYİM!
Allah bizleri de bu ağa gibi eli açık olanlardan eylesin ama kimseyi de dövmeyelim.
Ernail Koç