MAARİF MODELİ BİR UMUT MU?
Toplumların kaderini belirleyen pek çok unsur vardır. Bunlardan en önemlisi, belki de en görmezden gelineni eğitimdir. Cehaletin sessizce yeşerdiği toplumlarda ne olduğuna hiç dikkatlice baktınız mı? Orada, farkında olmadan en çok gözyaşı, şiddet ve yoksulluk boy atar. Bu üçlünün başrol oynadığı bir ortamda insanın mutlu olmasını beklemek ise ancak hayal kurmak olur. İşte tam bu noktada, yıllar önce Rıfat Ilgaz’ın dile getirdiği bir gerçek, bütün çıplaklığıyla karşımızda durur.
Rıfat Ilgaz : "Kötü öğretmen yoktur. Kötü veli yoktur. Kötü öğrenci de yoktur. Kötü eğitim sistemi vardır." demişti. Peki, bir sistem nasıl bu kadar kötü olabilir ve yine de yıllarca direnebilir? Yanıtı acıdır: Çünkü sistemin çöküşü, bazıları için yükseliştir. Düşünmeyen, sorgulamayan, itaat eden bir nesil, her türlü otorite için idealdir. Hababam Sınıfı'na gülerken aslında kendi trajedimize güldük. İnek Şaban, Tulum Hayri, Badi Ekrem... Her biri eğitim sistemimizin birer aynasıydı. Ezberci, sorgulamayan, üretmeyen bir sistemin komik hallerini izleyip geçtik. Oysa Rıfat Ilgaz bize "Düşün be birader!" diye haykırıyordu; bizse gülerek üzerini örtmeyi tercih ettik. Peki, bu kadar kronikleşmiş bir sistemin parçası olan Millî Eğitim Kurumu, nasıl bir dönüşüm içerisindeydi, kimlerin elinde şekillendi?
Cumhuriyet'ten bu yana 74 bakan değiştiren Millî Eğitim, son 25 yılda 9 bakan tazeledi. Eskiden "hükümet değişti, politika değişti" derdik. Şimdi yıllardır aynı parti var, ama bakanlar yine değişiyor. Sanki her yeni bakan, bir öncekinin yaptığı her şeyi unutturmak için geliyordu. Oysa sorun sandalyede oturan isimde değil, sandalyenin kendisini kimin, nasıl dizayn ettiğinde idi. İşin garibi de bu durumdan herkesin şikâyetçi olması. Muhalefeti iktidardan, iktidarı muhalefetten. Peki sorun kim de?
Hatırlayalım: 2000'lerin başında "Her ile bir üniversite" denildi. Üniversiteler mantar gibi çoğaldı. Ama sonra ne oldu? Mezunlar çarşıda iş arar oldu. Genç mühendisler taksicilikte, hukukçular çağrı merkezinde. "Eğitimli işsiz" diye yeni bir sınıf çıktı ortaya. Madem ihtiyaç yok, neden bu kadar nitelikli iş gücü yetiştirildi? Her ilde bir üniversite açmak güzel bir söylem olabilir, ama o üniversitede ne okutulduğu, hangi alanda kim yetiştirildiği sorusu hiç sorulmadı.
İşte tam da bu noktada, son birkaç yıldır uygulamaya konulan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli çıktı ortaya. Bu model, önceki popülist hamlelerden farklı olarak, köklü bir zihniyet dönüşümünü hedeflemesi açısından önemliydi. Artık ezberci, sorgulamayan, üretmeyen bir nesil değil; aksine sorgulayan, yaratıcı, eleştirel düşünebilen bireyler yetiştirmek amaçlanıyor.
Çünkü Maarif Model’inin temelinde, öğrenciyi sadece sınava hazırlayan değil, hayata hazırlayan bir müfredat anlayışı var. Beceri temelli eğitim, değerler eğitimi ve dijital dönüşümle harmanlanan bu yeni yaklaşım, tam da Rıfat Ilgaz'ın işaret ettiği "düşünün be birader!" çığlığına kulak veriyor.
Tabii bu noktada sorulması gereken soru da şu olsa gerek: Maarif Modeli kalıcı olabilecek mi, yoksa önceki 74 bakan gibi bir sonraki gelen onu da rafa mı kaldıracak? Çare bellidir aslında: Millî Eğitimin özerk hale getirilmesi, iyi eğitilmiş bir gençlik, onlara uzanan fırsat elleri. Maarif Modeli bu yönde atılmış cesur bir adım. Ama tek başına yetmez. Sistemin sürekliliği, siyasetin günlük telaşından azade, bilimin rehberliğinde şekillendirilmesi.
Yoksa şu acı tablo çıkar karşımıza. Bugün 7 milyonu İsrail'de yaşayan ve dünyadaki toplam nüfusu 15 milyon olan Yahudilerin Nobel Bilim Ödülü sayısı 104 iken, 57 devletten oluşan 1 milyar 700 milyonluk İslam dünyasının aldığı bilim ödülü, Aziz Sancar'la birlikte toplam 3'tür. Bir milyar yedi yüz milyon insan, üç Nobel çıkarırken; on dört milyon insan yüz dört Nobel çıkarıyorsa, burada dinle, coğrafyayla, kaderle açıklanamayacak şey eğitimdir. Bu farkın adı da sorgulayan beyindir, yaratıcılıktır, özgür düşüncedir.
İşte Maarif Modeli tam da bu farkı kapatmak, için tasarlandı. Umarız ki bu kez samimi, bilimsel ve sürekliliği olan bir dönüşüm gelir. Yaratıcılıktan uzak, sadece başkalarının ürettiği aletleri kullanmaya mahkûm nesiller yetiştirmekten vazgeçilir. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli bu yolda atılmış en somut adımdır. Ama bir adım yetmez; yürümek hatta koşmak gerekir.