İnsan Kendi Memleketinde Yabancılaşır mı?
Evet, kıymetli dostlarım...
Bugün, havası sert ama insanı mert dediğimiz; "Gümüş Kentin Altın İnsanları" unvanını gönülden yakıştırdığımız güzel memleketim Gümüşhane hakkında birkaç gözlemimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Elbette yazacaklarım herkes için geçerli değildir. Hâlâ o eski samimiyeti, dostluğu ve gönül zenginliğini yaşatan nice güzel insanımız var. Sözüm, zamanın ruhuna kapılıp değişenlere...
İnsan, doğup büyüdüğü toprakları unutabilir mi? Çocukluğunun geçtiği sokakları, her köşesinde bir hatırası olan mahalleyi, ilk sevinçlerini ve ilk hüzünlerini yaşadığı memleketini yüreğinden silebilir mi? Gurbette geçen her gün, insanın içine memleket hasretini biraz daha işler. O özlem öyle bir duygudur ki ne kelimeler anlatmaya yeter ne de cümleler tarif etmeye... Bunu ancak gurbetin soğuğunu iliklerine kadar hissedenler ya da yüreğinde güçlü bir empati taşıyanlar anlayabilir.
Yıllar boyunca insan, memleketine kavuşacağı günü hayal eder. Çocukluğunun kokusunu içine çekmeyi, eski dostlarla hasret gidermeyi, bir selamla yüreğinin ısınmasını bekler. Çünkü bilir ki memleket, insanın sadece doğduğu yer değil; ruhunun dinlendiği, kalbinin huzur bulduğu yerdir.
Fakat ne yazık ki her geçen yıl memleketimde beni en çok üzen bir değişime şahit oluyorum. İnsanlar birbirinden uzaklaşıyor. Gönüller arasına görünmez duvarlar örülüyor. Eskiden bir "Hoş geldin." cümlesinin arkasında sımsıcak bir kucaklaşma, demli bir çay, uzun sohbetler ve samimi bir muhabbet vardı. Şimdi ise çoğu zaman o "Hoş geldin." yalnızca dudaklardan çıkan bir kelime olarak kalıyor; gönüle dokunmuyor.
Oysa benim bildiğim Gümüşhane insanı böyle değildi. Bizim insanımız bırakın kendi hemşehrisini, yedi yabancıyı bile kapısından geri çevirmezdi. Sofrasını paylaşır, çayını koyar, kahvesini ikram eder, "Bir derdin mi var?" diye halini hatırını sorardı. Misafir evine bereket getirirdi, dostluk en büyük servetti.
Bugün ise insan bazen kendi memleketinde bile yabancı gibi hissediyor. En acısı da bu değil mi? Gurbette yabancı olmak kaderdir; ama doğup büyüdüğün şehirde, çocukluğunu bıraktığın sokaklarda, kendi insanının arasında yabancı hissetmek tarif edilmesi zor bir kırgınlıktır.
Ben Gümüşhane'yi sadece dağlarıyla, yaylalarıyla, tertemiz havasıyla sevmiyorum. Ben onu insanıyla seviyordum. Beni asıl memleketime bağlayan şey; bir selamın içtenliği, bir kapının tereddütsüz açılması, bir çayın kırk yıl hatır bırakacak samimiyetiydi.
Dileğim odur ki kaybettiğimiz o sıcaklığı yeniden bulalım. Çünkü bir memleketi güzel yapan sadece yolları, binaları ya da manzarası değildir. Bir memleketi asıl güzel yapan, insanının yüreğidir. Eğer gönüller birbirinden uzaklaşırsa, en güzel şehirler bile insana gurbet olur.
Unutmayalım...
İnsan gurbette yalnız kalınca üzülür; ama kendi memleketinde yabancılaşınca, işte o zaman gerçekten incinir.
En kalbii duygularımla hepinizi selamlıyorum