KRALIN SOYTARISI
Gümüşhane İl Müftülüğü Binasının açılışında, basına yapılan sansürü hayretle okudum.
Önce inanamadım.
Kesin bir sıkıntı var dedim.
Gerçek olduğunu duyunca; bir Müslüman, bir hukukçu ve bir Gümüşhaneli olarak gerçekten çok üzüldüm…
Bir Müslüman olarak üzüldüm…
Çünkü Diyanet İşleri Başkanı, halkın davetli olduğu açılışta konuşma yapacak; ama basın bunu kayda alamaz, yazamaz, görüntü alamaz, vatandaşa duyuramaz deniliyor.
Peki neden ?
İzahı yok…
Bir hukukçu olarak üzüldüm…
Anayasa’nın 28. maddesi çok nettir:
“Basın hürdür, sansür edilemez.”
26. madde ise düşünceyi açıklama ve haber alma özgürlüğünü güvence altına alır.
13. madde ise temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olarak sınırlandırılabileceğini söyler…
Valilik şu durumlarda sınırlama getirebilir:
Kamu güvenliği açısından somut ve ciddi bir risk bulunması,
Terör tehdidi veya güvenlik gerekçesi,
Mekânın fiziki kapasitesinin yetersiz olması nedeniyle objektif akreditasyon uygulanması,
Kamu düzenini korumaya yönelik zorunlu tedbirler.
Olayı araştırdığımızda; valiliğe bu yönde bir yazılı talep gelmediği, valiliğin böyle bir yasak kararı olmadığı, programın müftülüğün kendi organizasyonu olduğu ortaya çıkmaktadır.
Valiliğe, basının alınmaması yönünde, birileri tarafından gayri resmi iletilen hukuka aykırı talep, doğal olarak valilikçe dikkate alınmamış. Basın mensuplarını alandan uzaklaştıran ve kayıt almalarını engelleyen de zaten başkanlığın kendi yetkilileri. Mevcut bilgiler ışığında, meselenin güvenlikten ziyade, keyfi bir idari tercihten kaynaklandığı izlenimi doğmaktadır.
Basına yapılan şu uygulamalar hukuka aykırıdır:
Sadece eleştirel yayın yapan gazetecilerin veya belirli medya kuruluşlarının içeri alınmaması,
Herhangi bir somut güvenlik gerekçesi olmadan “basın alınmayacaktır” denilmesi,
Halka açık bir etkinliğin basına kapatılması suretiyle haber yapılmasının engellenmesi.
Kapılar vatandaşa açık…
Ancak gazetecilere kapalı.
Üstelik ortada bunu haklı gösterecek yazılı bir yasak kararı da yok.
O hâlde şu soruyu sormak herkesin hakkıdır:
Bir kamu kurumu, halka açık bir törene basını hangi hukuki yetkiye dayanarak almıyor?
Hukuk devletinde “tercih”, temel hakların sınırlandırılması için yeterli değildir.
Bir kamu kurumu, “istemiyorum” diyerek basını dışarıda bırakamaz.
Çünkü gazeteci, törene kendi adına katılmaz; millet adına izler.
Basının görevi alkışlamak değildir.
Sormaktır.
Görmektir.
Yazmaktır.
Tam da bu nedenle demokratik toplumlarda kamu gücünü kullanan makamlar, basından rahatsız olmak yerine onun varlığını doğal karşılar. Zira şeffaf yönetim, denetlenebilen yönetimdir.
Devletin itibarı, kapıları kapatarak değil;
kapıları açık tutarak korunur.
Basını dışarıda bırakmak, eleştiriyi ortadan kaldırmaz.
Sadece eleştirinin dozunu artırır.
Çünkü cevap verilmeyen her soru, kamu vicdanında yeni sorular doğurur.
Bir Gümüşhaneli olarak üzüldüm…
Çünkü “Hükümet Kadın” filmindeki “Ankara’dan gelen tebligat” repliği maalesef burada da işliyor.
Ankara’dan gelen sıradan bir görevli dahi, kendisini buradaki herkesten üstün görebiliyor.
Kurum amirlerine bile talimat veriyor.
Her istediğini yapacağını zannediyor.
Maalesef kimsenin de sesi çıkmıyor.
Açılışta olduğu gibi.
Oysa hiç kimse, güce yakın olduğu için hukukun üstünde değildir.
Ve hiçbir makam, basının susturulmasıyla itibar kazanmaz.
Tarihten gelen bir sözle bitirelim:
“Krala en yakın olan kişi soytarısıdır;
ama kralın gözünde değeri sıfırdır.”
03.08.2025 Av. Ali Haydar DERELİ