ÇOCUKLARIMIZIN EMANETİ
Gümüşhane’nin kaderinde maden var. Şehrin adı bile yüzyıllardır bu coğrafyanın maden zenginliğiyle anılıyor. Bugün altın, gümüş, bakır, kurşun ve çinko gibi önemli maden kaynaklarına sahibiz. Dolayısıyla Gümüşhane’de madenciliğe karşı çıkmak, şehrin ekonomik gerçeklerini inkâr etmek anlamına gelir.
Bizim itirazımız madene değil; usulsüz, denetimsiz ve çevreyi hiçe sayan, kısaca “vahşi” madenciliğedir.
Madenler elbette çıkarılmalıdır. Yer altındaki ekonomik değerlerin ülke ekonomisine kazandırılması, istihdam oluşturulması ve bölgesel kalkınmaya katkı sağlaması önemlidir. Ancak bunun yolu “ne pahasına olursa olsun çıkaralım” anlayışından geçmemelidir.
Çünkü Gümüşhane sıradan bir coğrafya değildir. Dağları, vadileri, ormanları, dereleri, yaylaları ve su kaynakları birbirleriyle bağlantılı hassas bir ekosistem oluşturuyor. Bir maden sahasında yapılan yanlış uygulamanın etkisi, yalnızca ruhsat sınırları içerisinde kalmayabilir.
Tam da bu nedenle vatandaşın sorduğu sorular son derece meşrudur:
Maden ruhsatı hukuka uygun mu?
ÇED süreci doğru işletilmiş mi?
Çevresel etkiler gerçekten bilimsel olarak değerlendirilmiş mi?
Su kaynakları korunuyor mu?
Atıkların depolanması mevzuata uygun mu?
Ağaç kesimi ve arazi kullanımı denetleniyor mu?
Maden kapandıktan sonra sahanın rehabilitasyonu için gerekli tedbirler alınmış mı?
Ve en önemlisi, bütün bunlar devletin ilgili kurumları tarafından gerçekten denetleniyor mu?
“ÇED gerekli değildir” kararı da vatandaşın bütün bu soruları sormasına engel değildir. Tam tersine, çevreye ilişkin her kararın şeffaf biçimde açıklanması ve kamuoyunun ikna edilmesi gerekir.
Burada mesele madencilik ile çevreyi birbirinin alternatifi gibi görmek değildir. Asıl mesele, madenciliği çevre hukukunun kuralları içerisinde yapabilmektir.
Şirket yatırım yapacak, üretim gerçekleştirecek ve istihdam sağlanacak. Bundan kimsenin rahatsız olması gerekmez. Fakat şirketin kazancı uğruna kamuya ait doğal kaynakların hoyratça tüketilmesine de izin verilmemelidir.
Devletin görevi yalnızca ruhsat vermek değildir. Devlet aynı zamanda ruhsat verilen faaliyetin mevzuata uygun yürütülüp yürütülmediğini denetlemek zorundadır. Denetim kâğıt üzerinde değil, sahada yapılmalıdır.
Gümüşhane’nin kalkınmaya ihtiyacı var. Madenler bu kalkınmanın önemli araçlarından biri olabilir. Ancak kalkınma ile çevre korumasını birbirine düşman etmek büyük bir yanlıştır.
Madenciliğe ve yatırıma kimse karşı değildir.
Biz hukuksuzluğa, denetimsizliğe, çevrenin göz göre göre tahrip edilmesine ve kamu yararının ikinci plana itilmesine karşıyız.
Gümüşhane’nin yer altında ciddi bir serveti var. Bu serveti ekonomiye kazandıralım.
Ama bunu yaparken hukuku, bilimi ve çevreyi de koruyalım.
Çevremiz bize atalarımızın mirası değil, çocuklarımızın emanetidir.
Emanete sahip çıkalım.
25 Ağustos Salı 13.00’te Gümüşhane Üniversitesi’nde buluşalım.
Vahşi madenciliğe izin vermeyelim.
Gümüşhane’yi yok etmeyelim...
25.08.2026 Av. Ali Haydar DERELİ