AFYON BİZE BİR ŞEY GÖSTERDİ: GÜMÜŞHANE NEYİ BEKLİYOR?
Afyonkarahisar’dan Gümüşhane’ye dönerken kafamda tek bir soru vardı: Biz bunu neden Gümüşhane’de yapamıyoruz?
Öyle durup dururken gelmedi bu soru aklıma. Küresel Gazeteciler Konseyi’nin (KGK) Yerel Medya Meclisi toplantısı için birkaç gün Afyonkarahisar’daydım. Türkiye’nin yaklaşık 50 şehrinden gazetecilerle bir araya geldik. Yerel medyayı konuştuk, gazeteciliğin bugününü ve yarınını tartıştık. Ben de Küresel Gazeteciler Konseyi (KGK) Gümüşhane İl Temsilcisi olarak hazırladığım 14 sayfalık raporu Genel Başkan Mehmet Ali Dim’e sundum.
Bunlar işin toplantı tarafıydı. Ama toplantılar bitti, dönüş yolu başladı. İşte o zaman benim kafam başka bir yere takıldı: Gümüşhane’yi biz nasıl anlatıyoruz? Daha doğrusu... Gümüşhane’yi bizden başka kim anlatıyor?
Çünkü Afyon’da gördüğüm şey bana tam olarak bunu düşündürdü.
Afyon Bizi Götürdü, Biz de Afyon’u Götürdük
Afyonkarahisar bizi sadece toplantıya çağırmadı; şehrini de gösterdi. İstiklal Tanıtım Merkezi’ne gittik. Rehber Recep Cenik’in anlatımıyla Milli Mücadele’nin hikâyesini dinledik. Sadece bir tarihi mekânı gezmedik, anlatılanları dinlerken o günleri biraz olsun hissettik. Frigya’nın izlerini gördük, Milli Mücadele’nin önemli noktalarını gezdik. Afyonkarahisar’ın tarihini, kültürünü ve geçmişini yerinde gördük.
Yani Afyonkarahisar bize sadece “Ben buradayım” demedi; “Benim anlatacaklarım var, gelin görün” dedi. Biz de gördük.
Sonra memleketlerimize döndük. Peki ne oldu? Gazetelerimizde Afyon’u yazdık, köşelerimizde anlattık. Fotoğraflar paylaşıldı, videolar yayınlandı, sosyal medyada Afyon konuşuldu. Kısacası... Biz Afyon’dan ayrıldık ama Afyon bizimle birlikte memleketlerimize gitti. Bence işin en güzel tarafı da buydu.
Afyonkarahisar bizi şehre getirdi, gezdirdi, anlattı ve memleketlerimize gönderdi. Biz de gördüğümüzü yazdık. Afyon’un tanıtımı biz şehirden ayrıldıktan sonra da devam etti. Bundan daha doğal bir tanıtım olur mu?
Sonra Düşündüm: Ya Gümüşhane?
İşte tam burada insanın aklına kendi şehri geliyor. Biz yıllardır ne diyoruz?
- “Gümüşhane’nin turizm potansiyeli çok yüksek.” (Doğru.)
- “Gümüşhane turizm şehri olacak.” (İnşallah.)
- “Gümüşhane’nin tarihi ve doğal güzellikleri çok fazla.” (O da doğru.)
Ama bir de şu soruyu soralım: Bizi kim dinliyor?
Kendi kendimize anlatıyoruz. Kendi gazetelerimizde yazıyoruz, kendi toplantılarımızda konuşuyoruz. Peki Gümüşhane’nin dışındaki insan ne biliyor? İstanbul’daki gazeteci Gümüşhane’yi ne kadar tanıyor? İzmir’deki vatandaş Santa’yı biliyor mu? Bursa’daki insan Karaca Mağarası’nı duymuş mu? Ankara’daki vatandaş Tomara Şelalesi’ni ne kadar biliyor? Süleymaniye’nin hikâyesini kaç kişi biliyor?
Mesele biraz da burada. Bir yere sahip olmak başka şey, o yeri anlatabilmek başka şey. Turizm dediğimiz şey de biraz burada başlıyor zaten. İnsan önce merak edecek, sonra araştıracak, sonra da “Bir gün de Gümüşhane’ye gidelim” diyecek.
Gümüşhane’nin Elinde Malzeme Var
Şimdi kimse çıkıp da “Gümüşhane’de ne var?” demesin. Var kardeşim, hem de çok var!
Karaca Mağarası var, Santa var, Süleymaniye var, Tomara var, Limni var, Artabel var, Satala var, Zigana var, Torul Kalesi var... Kelkit’in, Şiran’ın, Kürtün’ün, Köse’nin, Torul’un ayrı ayrı anlatılacak hikâyeleri var. Pestilimiz, kömemiz, yöresel yemeklerimiz, tarihimiz, kültürümüz ve insanımız var.
Daha ne olsun? Mesele bunları bir araya getirip dışarıya anlatmak. Çünkü bizim anlat anlat bitmeyecek bir hikâyemiz var. Ama evin içinde birbirimize anlatırsak, yine sadece kendimiz dinleriz.
Afyon’da Yapılan Gümüşhane’de Neden Olmasın?
Ben Afyon’da yaklaşık 50 şehirden gazeteciyi gördüm. Aynı salonda oturduk, aynı toplantıya katıldık, sonra şehri gezdik. Dönüş yolunda aklıma şu geldi: Bunun bir benzerini Gümüşhane’de neden yapmayalım?
Türkiye’nin dört bir yanından gazetecileri Gümüşhane’ye davet edelim. Yerel medyanın sorunlarını burada konuşalım. Bir gün toplantımızı yapalım, ertesi gün de gazetecileri alıp şehri gezdirelim:
- Karaca Mağarası’nı gösterelim, Santa’yı anlatalım, Süleymaniye’yi gezdirelim.
- Tomara’ya, Limni’ye götürelim, Artabel’i anlatalım, Satala’nın tarihini yerinde dinletelim.
- Zigana’yı, Torul’u, Kelkit’i, Şiran’ı, Kürtün’ü, Köse’yi gösterelim.
- Pestilimizi, kömemizi tattıralım, yöresel yemeklerimizi yedirelim.
- Esnafımızla buluşturalım, insanımızla tanıştıralım.
Gümüşhane’yi sadece fotoğraflarda değil, yerinde yaşatalım. Sonra da “Güle güle, yine bekleriz” deyip memleketlerine gönderelim. Sonrası zaten onların işi. Bırakalım yazsınlar, haber yapsınlar, köşe yazsınlar, fotoğraf çeksinler, video hazırlasınlar. Gümüşhane birkaç gün Türkiye’nin farklı şehirlerinde konuşulsun. Bence turizm tanıtımı biraz da böyle yapılır.
Bir Gazeteci Gelir, Birçok Kişi Görür
Bir gazeteci Gümüşhane’ye geldiğinde sadece kendisi görmüyor ki... Kaldığı otelde birileri kazanıyor, yemek yediği lokantada esnaf kazanıyor, alışveriş yapıyor yine esnaf kazanıyor. Şehri geziyor, fotoğraf çekiyor, insanlarla konuşuyor. Sonra memleketine dönüp yazıyor, paylaşıyor, anlatıyor. Onu da kendi şehrindeki insanlar görüyor.
Bir haber başka bir habere, bir fotoğraf başka bir meraka dönüşüyor. Yani mesele sadece “50 gazeteci geldi” meselesi değil. O gazeteciler memleketlerine döndüğünde Gümüşhane’yi de beraberlerinde götürmüş oluyor. Afyon’da benim gördüğüm tam olarak buydu.
Bunu Kim Yapacak?
Şimdi diyeceksiniz ki: “İyi güzel de bunu kim yapacak?”
Haklısınız; tek başına bir kurumun altından kalkacağı iş değil. Valilik olur, Belediyeler olur, Ticaret ve Sanayi Odasıları olur, kalkınma kuruluşları olur, Üniversite olur, turizmciler ve yerel medya olur... Bir araya gelinir, masaya oturulur, “Bu şehri nasıl daha iyi anlatırız?” diye konuşulur.
Kimsenin “Bu benim organizasyonum” derdine düşmesine de gerek yok. Çünkü mesele kurumların reklamı değil, Gümüşhane’nin reklamı. Mesele Gümüşhane’nin adının duyulması, insanların Gümüşhane’yi merak etmesi ve yıllardır söylediğimiz o turizm meselesinde gerçek bir adım atılması.
Artık “Turizm” Demek Yetmiyor
Yıllardır turizm diyoruz, turizm potansiyelimiz var diyoruz. Tamam, ama artık biraz da harekete geçelim.
Çünkü Afyon’da gördüm: Birkaç günlük bir program, şehir için günlerce süren bir tanıtıma dönüşebiliyor. Gazeteci geliyor, görüyor, dönüyor, yazıyor. Bir başkası okuyor, o da merak ediyor, belki bir gün Gümüşhane’ye geliyor. İşin özü bu kadar basit aslında.
Bizim de yapmamız gereken, Gümüşhane’yi sadece kendimizin bildiği bir şehir olmaktan çıkarmak. Türkiye Gümüşhane’yi konuşsun; Karaca’yı, Santa’yı, Tomara’yı, Süleymaniye’yi, Artabel’i, Satala’yı, pestilimizi, kömemizi, yöresel yemeklerimizi ve insanımızı konuşsun. Gümüşhane’nin adı başka şehirlerin gazetelerinde, internet sitelerinde ve sosyal medya hesaplarında daha çok görünsün.
Ben Afyonkarahisar’dan dönerken bunları düşündüm. Şimdi de bu soruyu ortaya bırakıyorum:
Hani hep diyoruz ya; “Gümüşhane turizm şehri olacak” diye... Peki nasıl olacak?
Afyon yaptıysa, Gümüşhane neyi bekliyor?
Ebuzer YAPAR