Bir Gümüşhane Büyüğü: Hicabi Ataç
Adıyla, Duruşuyla, Vicdanıyla Yer Eden Bir İnsan
Gümüşhane’nin dar sokaklarında, bir insanın yürüyüşü bile çevresine huzur verebiliyorsa; o kişi şehir için sıradan biri değildir. Hicabi Ataç, işte bu huzurun, bu vakar ve beyefendiliğin şekiilleşmiş hâliydi. Fötr şapkası başında,boyu posu yerinde; konuşması, tebessümü ve insanı sarıp sarmalayan sevecen tavırlarıyla herkese güven aşılayan bir gönül adamıydı.… Şehrin eşrafından olması sadece soyunun değil, karakterinin de zarafetle yoğrulmuş sanki ete kemiğe bürünmüş haliydi.
Gümüşhane’nin Hasanbey Mahallesi’nde 1910 yılında doğan Hicabi Ataç, Şehrin hafızasında yalnızca bir siyasetçi olarak değil; adaleti önceleyen, hemşerisine sahip çıkan, vakur duruşundan hiç ödün vermeyen gerçek bir Gümüşhane beyefendisi olarak belleklerde yer etmiştir. Atatürk’ün Muhafız Alayı’nda görev yapmış Kuvayı Milliyeci bir babanın oğlu olarak büyümesi, onun karakterine hem disiplin hem de memleket sevgisi olarak yansımıştır. Onu tanıyan herkesin hafızasında bıraktığı iz, makamların değil insanlığın büyüklüğüyle ölçülür.
Çocukluk yılları zorluklarla başlamış, Rus işgali ve aile göçü gibi hatıralarla yoğrulmuştur. Ancak Ataç, bu zorlukların hiçbirini şikâyete dönüştürmeden, çalışarak, hemşerilerine tutunarak aşmış; Gümüşhane Ortaokulu’ndaki eğitimi sonrası genç yaşta belediye meclisinde görev alarak memleket hizmetine adım atmıştır.
İl Başkanlığı ve 27 Mayıs.1960 ’taki Onurlu Tavır
Hicabi Ataç’ın adı, özellikle uzun yıllar yürüttüğü CHP İl Başkanlığı dönemindeki adaletli duruşuyla hatırlanır. Gümüşhane’nin İl olma sürecinde aktif roller üstlenmiş; halkın güvenini, devlet görevlilerinin saygısını kazanmıştır.
27 Mayıs 1960 askerî darbesi sırasında Türkiye’nin birçok İlinde siyasi kamplaşmalar ağır yöntemlere başvururken, Hicabi Ataç bu sert rüzgârın Gümüşhane’de insanları incitmesine asla izin vermemiştir.
Kendisine gelen tezyif ve ihbar kampanyalarına karşı dönemin Asker Valisinin kapısını çalmış, o meşhur sözleriyle tarihe bir not düşmüştür:
“Vali Bey, yapılan yanlışların Partimle anılmasını istemem. Hemşerim yanlış yaparsa sahip çıkmam ama bir hemşerimin de haksızlığa uğramasına izin vermem. Sizler geçicisiniz, bizler kalıcıyız. Şikayet edilen, (DP)Liler komşularımız birçoğu arkadaşımızdır. Yarın yüz-yüze nasıl bakarız. Bu şehirde kimseye partimizin adı üzerinden iftira edilmesini kabul etmiyoruz.”
Bu sözler, askerî yönetimin sert tutumunu yumuşatmış; Valinin emir verip tüm şikâyet dilekçelerini Hicabi Bey’in gözleri önünde yırtmasıyla Gümüşhane, o dönemi en az kayıpla atlatan Şehir olmuştur.
Hicabi Ataç’ın hayatındaki, (Belediye Meclis üyeliği , Halk Evi Başkanlığı, Müteahhitlik, Parti Başkanlığı) gibi unvanlar onu tanımlamaya yetmez. Gümüşhane onu en çok şu yönleriyle hatırlar:
• Fötr şapkalı,Uzun boylu, yakışıklı, düzgün giyimli bir beyefendi oluşu,
• Herkese “insan” kimliğiyle yaklaşması,
• Siyasi ayrım yapmadan herkesle iletişim kurabilmesi,
• Şakacı, samimi, sakin ve yumuşak huylu mizacı,
• Öfkelense bile ölçüsünü kaybetmeyen tavrı.
Bendeniz Gümüşhane Lisesi’nde,(1965-1971) Müdür Başyardımcısı iken, oğlu Zülfikar Ataç’a öğretmenlik yapma bahtiyarlığını yaşadım. Zülfikar’ın eğitimli, saygılı, efendi oluşu da Hicabi Ataç’ın aile terbiyesinin en güzel yansımasıydı. Babacanlığı, sevecenliğini yalnızca evinde değil, tüm şehre sirayet ettirmiş bir kişilikti.
Şehrin Hafızasında Bir Zarafet
Hicabi Ataç, hayatının sonuna kadar Gümüşhane’den kopmamış; şehri yalnızca yaşadığı yer değil, sorumluluk duyduğu bir emanet bilmiştir. Hemşerisine sahip çıkan, iktidara karşı adaletin yanında duran, halkının onurunu her makamın üzerinde gören bir büyüğümüzdü.
Geldiği her ortamda hissedilen bir dinginlik olurdu. İnsanlar onun yanında sanki yüksek sesle konuşmaktan bile çekinirdi; bu çekinme saygıdan doğan bir zarafetti. Gümüşhane’nin sosyal yapısında “büyük” sıfatını hak eden isimler azdır; ama Hicabi Ataç, kendine biçilen bu payeyi fazlasıyla dolduran bir hayat yaşamıştır. Bu nedenle de “Asra Sığmayanlar”da kendisine yer verilmiştir.
Kavgayı bilmezdi, kırmayı sevmezdi, hatta incitmekten Allah’a sığınırdı. Bu yönüyle, şehrin asude karakterini üzerinde taşıyan yaşayan bir kültürdü. Onu tanıyan herkes, esnafından memuruna kadar, “adamlık böyle bir şey” diyerek anardı.
Geride Kalan Asalet
Hicabi Ataç’ın ardından söylenen güzel sözler, aslında onun yaşamı boyunca sessizce kurduğu gönül köprülerinin eseridir. Ardında bıraktığı mal-mülk bir tarafa bundan daha önemlisi dostlarının dilinde dolaşan vefa, şehrin hafızasında yer eden bir asalet mirasıdır. Çünkü bazı insanlar öldükten sonra bile şehirdeki nezaket ortalamasını düşürür; Hicabi Bey’in yokluğu da tam olarak böyle bir eksikliktir.
Gümüşhane, onun gibi insanlarla daha güzeldi.
Onun gibi insanların ardından Şehir biraz sessizleşiyor, biraz yetimleşiyor; fakat bıraktığı iz, tamamlanmış bir ömrün huzurlu ve onurlu kapanışı oluyor.
Böylesine zarafet ve cesaret sahibi bir insan için söylenecek en kısa ama en doğru cümle şudur:
Gümüşhane, Hicabi Ataç gibi bir beyefendiyi asla unutmaz.
Allah Rahmet eylesin.
Yusuf SADIK, Eğitimci, Yazar, Gazeteci, Emekli Milli Eğitim Müdürü.