“OKULLAR OLMASAYDI…”
Ülkemizde 1938–1946 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in,
“Okullar olmasaydı Millî Eğitimi ne güzel idare ederdim” sözünü söylediğine dair yaygın bir inanış vardır. Köy Enstitülerinin mimarı olan bir bakanın , böyle bir cümle kurup kurmadığı ise resmî olarak ispatlanamamıştır. Dönemin sınırlı ve denetimli basın ortamı düşünüldüğünde, bu ispat bugün için zordur. Zaten meselemiz bu değildir.
Tarihi kişilikleri tartışmayı tarihçilere bırakalım ve bu aforizmanın bugüne düşen gölgesine bakalım.
Millî Eğitimin varlık sebebi okullar olduğu gibi, yönetimlerin varlık sebebi de sorunlardır; talep eden, itiraz eden, çözüm bekleyen insanlardır. Ne var ki yöneticilik uğruna her yolu mubah görenlerin önemli bir kısmı, koltuğa oturduktan sonra, tam da bu varlık sebebinden kaçmak ister. Çünkü insan zordur. Sorar, karşı çıkar, kıyaslar, hatırlatır. Sorun çözülmedikçe de yönetim zorlaşır.
Yoksa kâğıt üzerinde herkes mükemmel yöneticidir.
Devlet yönetimi de kâğıt üzerinde kusursuzdur. Kanunlar yerli yerindedir, bütçeler dengelidir, strateji belgeleri parlaktır, beş yıllık planlar iddialıdır. Sorun, bu kusursuz düzenin hayatın içine temas ettiği anda başlar. Çünkü vatandaş susmaz. Hesap sorar. Eleştirir. İtiraz eder. Devleti zorlayan şey tam da bu sestir.
Sessiz toplum, yöneten için büyük bir konfordur. Kimse sormaz, kimse talep etmez. Ama vatandaşın devletinden hesap soramadığı yerde, devlet olsada meşruiyet yoktur.
Belediyecilik, yönetimin en çıplak hâlidir. Asfalt, çöp, su, park ve ulaşım; doğrudan hayatın içindedir. Bir çukur, bir gecikme, bir kesinti anında görünür olur. Belediye başkanları için en zor olan, makamdan sahaya inmektir. Çünkü saha, bahaneyi kabul etmez.
Bu yüzden aforizma belediyelerde şöyle yankılanır:
“Kar yağmasaydı, mahallelerde sorun olmasaydı, belediyeyi ne güzel yönetirdik.”
Oysa mahalle yoksa şehir yoktur; şehir yoksa belediye, yalnızca bir binadan ibarettir.
Siyasi partiler demokrasi iddiasıyla yola çıkar. Parti yönetimleri için en rahat alan, alkışın bol, sorunun az olduğu alanlardır. Oysa gerçek demokrasi; sonucu hoşuna gitmese bile, insanların sürece katıldığı, sözünü söylediği zemindir. Bu zemin daraltıldığında, üyeler muhatap alınmadığında, yönetim zayıfladığında sorunlar katlanarak büyür. Çünkü sesi duyulmayan üye, çözümü önce içerde arar; bulamazsa dışarda aramaya başlar.
Akılcı siyaset; tabanı susturdukça değil, tabanı dinledikçe ve muhatap aldıkça olgunlaşır.
“Üyeler olmasaydı partiyi ne güzel yönetirdik” diye düşünenler şunu bilmelidir: Üyelerin kalmadığı yerde parti değil, sadece tabela kalır. Tarihin tozlu rafları bu tabelalarla doludur.
Yönetmek; insanla, sorunla ve karmaşayla yüzleşme cesareti ister. Yönetimi anlamlı kılan şey, sorunların varlığı değil; o sorunları çözmek için gösterilen samimi gayrettir.
Sonuç olarak; devlet, belediye, parti…
Hiçbiri muhatabı olmadan var olamaz.
Yönetimin yükü, aynı zamanda meşruiyetinin kaynağıdır.
Okullar… İyi ki varsınız…
19.01.2025 Av. Ali Haydar Dereli