Bayrağa Aşığız, Hainlere Karşıyız
Türk bayrağının hikâyesi, sıradan bir kumaşın hikâyesi değildir. O hikâye; gecenin en karanlık anında göğe bakıp umut bulanların, toprağa düşerken bile başını eğmeyenlerin hikâyesidir.
Göğü yırtarcasına dalgalanan ay yıldızlı şanlı bayrağımız, bir milletin kaderini, inancını ve direncini taşır üzerinde.
Kırmızısı; sıradan bir renk değil, bu topraklar için canını veren şehitlerin kanıdır. Ayı; karanlık gecelerde yol gösteren umuttur. Yıldızı ise istikbalimizin sönmeyen ışığıdır.
Bu bayrak, tarih boyunca nice badireler atlatmış; savaş meydanlarında yere düşmemek için canlarla tutulmuştur.
Direğe çekildiğinde yalnızca yükselmez, aynı zamanda bir milletin başını dik tutar. Bu yüzden bayrağa uzanan her el, aslında doğrudan milletin onuruna uzanmıştır.
Son zamanlarda özellikle Mardin’in Nusaybin sınırında yaşananlar, sıradan birer “olay” olarak geçiştirilemeyecek kadar ağır ve yaralayıcıdır. Bayrağımıza uzanan hain eller, yalnızca bir kumaşa değil, bir milletin onuruna, tarihine ve ortak vicdanına dokunmaktadır. Bu çirkin girişimler, toplumun en hassas sinir uçlarıyla oynayan karanlık bir provokasyondur.
Bilgisayarımın başına oturup bu satırları yazarken bile, yurdun dört bir yanından menfur saldırıya karşı yükselen öfke ve tepki dalgaları gelmeye devam ediyor. Her bir itiraz, her bir haykırış, milletimizin bu ihaneti asla kabullenmeyeceğinin sessiz ama güçlü bir ilanı gibi… İçimde kabaran öfke, parmaklarıma kadar iniyor; kelimeler adeta isyan ederek dökülüyor.
Hatırlayın…
Kıbrıs’ta, ay-yıldızlı bayrağımızı indirmeye yeltenen o aşağılık Rum askeri, milletimizin namusuna uzanan elin ne anlama geldiğini öğrenmişti. O tek kurşun, sadece bir askeri değil; bir millete meydan okuma küstahlığını da yere sermişti. Çünkü bu bayrak, sıradan bir bez parçası değil; şehit kanlarıyla yoğrulmuş bir onurun adıdır.
Türk bayrağını indirmeye çalışıyordu. Bayrak değil kurşunla kendi indi aşağıya. O an, sadece bir bayrak yere düşürülmek istenmedi; Türk milletinin iradesi sınandı. Ancak tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Ay yıldız, kurşunla değil; imanla yükselir.
Bayrak, bir milletin onurudur, namusudur, şerefidir. Bu bayrağın altına kendini ait hissetmeyen, onu hazmedemeyen, ona kin duyan eşkiyalar varsa; kendilerine başka bir ülke, başka bir gök kubbe arasınlar. Çünkü bu bayrak, sahipsiz değildir. Ve hiçbir zaman da olmamıştır.
Burada şunu özellikle vurgulamak gerekir: Adı her ne olursa olsun, hiçbir terör örgütü Kürt halkının temsilcisi değildir. Aksine, bu yapılar yıllardır kendilerini besleyen küresel güçlerin çıkarları uğruna kullanılan, ipi başkasının elinde olan taşeronlardan ibarettir. Silahları başkalarının verdiği, yönü başkalarının çizdiği bu örgütlerin, halk adına söz söyleme yetkisi olamaz.
Kürt kardeşlerimizin artık bu gerçeği açıkça görmüş olması gerekir. Zira ABD’nin kayığına binenlerin, dalga çekildiğinde nasıl ortada kaldıkları, tarihin defalarca tekerrür eden hazin sahnelerinden biridir.
Dolayısıyla toplum olarak bu alçak girişimleri büyük bir öfke ve kararlılıkla kınıyoruz. Öyle ki, adeta yüce Türk milletinin sabrı test edilmektedir. Ancak bu millet sabırlıdır; zayıf değildir. Unutulmamalıdır ki sabır taşarsa, tarih yeniden yazılır.
Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi, bu hainlere gereken ders verilecek ve yaptıklarının hesabı mutlaka sorulacaktır. Bunu bekliyoruz.
Öyle bir ceza olmalıdır ki, bir daha hiç kimse bu bayrağa yan gözle bakma cesaretini bile kendinde bulamasın. Çünkü bayraksızlığın adı özgürlük değil, köksüzlüktür.
Böyle zamanlarda usta şairimiz Arif Nihat Asya’nın “Bayrak” şiiri dilime pelesenk olur.
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,
Işık ışık, dalga dalga bayrağım!
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.
Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selâmlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım…
Bu sözler, bir tehdit değil; bir milletin bayrağına olan sadakatinin şiirle ifadesidir dostlar.
Bu tür saldırıların bir daha yaşanmaması için yalnızca cezalar değil, bilinç de gereklidir.
Bayrak sevgisi; çocuklara ezberle değil, anlayarak öğretilmelidir. Eğitimden medyaya, sanattan kamu diline kadar her alanda bayrağın anlamı ve değeri güçlü şekilde vurgulanmalıdır.
Ayrıca bu tür provokasyonlara karşı hukuki yaptırımlar net, caydırıcı ve tavizsiz olmalıdır.
Çünkü bayrak, indirildiği an değil; unutulduğu an düşer.
Ve Türk Milleti, bayrağını ne unutur ne de yere düşürür.