ŞAH MI PİYON MU?
Gümüşhane Belediyesi Nihal Atsız Konağı, son üç yıldır şehrin yaşayan kültür merkezi haline gelmiş durumda. Salı akşamları “Şehir Sohbetleri”, çarşamba kitap okuma ve sinema etkinlikleri, perşembe “Üniversite–Şehir Buluşmaları”, cuma akşamları ise “Kültür Sohbetleri” düzenli olarak yapılıyor. Arada başka programlar da oluyor.
Belediyeye ait bir mekan olduğundan, kapısı herkese açık. Günün yorgunluğunun, bilgi denizinin serin sularında tatlı ikramlarla atıldığı programlara; Salı, Perşembe ve Cuma akşamları katılmayı adeta iple çekmekteyim. Çünkü alanında uzman kişilerden öğrendiğimiz her yeni bilgi, zihnimizin karanlık köşelerinde adeta bir ampul yakmaktadır. Dinlediğimiz konuyla ilgili bir kitap okuduğumuzda ise, ampul projektöre dönüşmektedir.
Salı ve cuma akşamlarının artık kendine ait bir takipçi kitlesi varken, perşembe akşamları düzenlenen üniversite programlarına katılımın düşük olması gerçekten düşündürücü. Hatta aynı gün üniversite tarafından bayanlara yönelik Gençlik Merkezi’nde düzenlenen programlar, yeterli katılım olmadığı için iptal edilmiş. Üniversite, Rektör Oktay Hoca’yla birlikte halka açılmışken, bu çabanın halkta karşılık bulmaması ciddi bir sorgulamayı hak ediyor.
Bilgi ayaklarına kadar gelmişken, insanların yine de uzak durmasının nedeni, zaman yada mekân eksikliği ya da davet değil. Sorun tamamen ilgisizlik. En fazla 1 saatlik bir ilim sohbetini dinlemek malesef zor gelebiliyor.
Günümüzde insanların bilgiye ulaşaması artık bir tık kadar yakınken, genelde bilgiyi araştırmak yerine, TV’den duyulan ya da sosyal medyada görülen kulaktan dolma eksik bilgilerle yetinilmekte. Okumadan, araştırmadan, sorgulamadan gerçeğe ulaşmak mümkün olmadığı halde; insanların yandaşlarından duyduğu bir cümle, gördüğü bir başlık maalesef gerçek yerine geçebilmekte. Sonra da o yanlışlar, doğrular kadar hararetle savunulabilmektedir.
Araştırma kültürü olmayan toplumlarda kanaat, bilginin önüne geçer. “Bence” demek, “gerçek nedir” sorusunun yerini alır. Oysa bilgi emek ister. Zaman ister. Sabır ister. Araştırmak daha da zahmetlidir; var olanla yetinmez, bilginin deteyına girer, ezberi sorgulatır. Bu yüzden araştırmamak çoğu zaman bilinçli bir tembelliktir.
Bu eksiklik yalnızca bireyi değil, toplumu da çürütür. Araştırmayan toplumlar yanlış kişileri yüceltir, yanlış kararları alkışlar, yanlış eylemleri normalleştirir. Sonra işler ters gittiğinde kimse sorumluluk almaz. Çünkü araştırma yoksa hesap da yoktur. Sorgulama yoksa denetim de olmaz.
En tehlikelisi ise bilgiye dayanmayan özgüvendir. Bu, cehaletin en gürültülü hâlidir. En çok konuşanlar genellikle en az araştıranlardır. En kesin hükümler, en zayıf bilginin içinden çıkar. Ses yükseldikçe akıl geri çekilir.
Araştırma eksikliği yöneticiler için de konforlu bir zemindir. Soru sormayan toplum rahatça istenilen tarafa yönlendirilir. Ne söylenirse kabul edilir, ne sunulursa alkışlanır. Bu da hataların yıllarca tekrar edilmesine yol açar.
Gerçeği araştırmaktan vazgeçmek, başkalarının yazdığı hikâyelerde figüran olmayı kabullenmektir.
Satranç tahtasında şah olmak; düşünmek, çalışmak, araştırmak ve cesaret isterken, piyon olmak ise sadece sessizce itaat ister.
Siz hangisi olmak istersiniz?
Şah mı, piyon mu..?