Sürgün Değil, Tayin Üzerinden Okumak
Son günlerde Gümüşhane’de yaşanan bir tayin meselesi, olması gerekenden fazla bir gerilimle tartışılmaya başlandı. Müftülükle yaşanan görüş ayrılığı, disiplin süreci ve ardından gelen görev yeri değişikliği; bazı çevrelerce “sürgün” kavramı üzerinden okunmak istendi. Oysa meseleyi doğru kavramlarla ele almak, hem adalet hem de sağduyu açısından büyük önem taşır. Çok iyi bir hizmet ehlinin başarısı ona ait olduğu sınırları aşma şansı tanımadığını kaydederek devam edelim.
Tarihte ve edebiyatta “sürgün”, çoğu zaman cezalandırma, dışlama ve itibarsızlaştırma anlamı taşır. Refik Halit Karay’dan Yakup Kadri Karaosmanoğlu’na kadar pek çok yazarın kaleminde sürgün; kişinin iradesi dışında, çoğu zaman haksız ve siyasi gerekçelerle toplumdan koparılmasıdır. Bugün konuşulan olay ise bu tanımın hiçbirine bire bir uymamaktadır. Burada söz konusu olan, hukuki zeminde yapılmış bir yer değişikliğidir.
Elbette Mürsel Gergin’in çalışma tarzı, yaklaşımı ve icraatları üzerine farklı kanaatler olabilir. Kimileri “şöyle çalıştı”, kimileri “böyle hizmet etti” diyebilir. Bu, toplumun doğal refleksidir. Ancak şahıslar üzerinden yürütülen aşırı sahiplenme ya da sert karşıtlık dili, farkında olmadan devlet otoritesini tartışılır hâle getirme riskini de beraberinde getirir.
Devlet; kişilerle değil, kurumlarla, mevzuatla ve usullerle ayakta durur. Bir atama ya da görev değişikliği yapılırken asıl bakılması gereken husus; işlemin fenne, hukuka ve usule uygun olup olmadığıdır. Eğer süreç yasal çerçevede yürütülmüşse, bunu “sürgün” olarak nitelemek hem kavramları zedeler hem de toplumsal tansiyonu gereksiz yere yükseltir.
Bu noktada bir duruşu da açıkça ifade etmek isterim. Bendeniz, yazar Yusuf Sadık olarak, imam Mürsel Gergin’i tanıyan, yakınlığını bilen bir kişi olmama rağmen; devlet adına yapılan yasal uygulamaların yanında durmayı bir tercih değil, bir sorumluluk olarak görürüm. Etkin bir yönetici olmanın ve kalem tutan bir yurttaş olmanın gereği de budur.
Kişisel yakınlıklar, insani bağlar elbette kıymetlidir. Ancak devletin hukuki işleyişi, bu bağların önünde tutulmadığı takdirde toplumsal düzen zarar görür. Yapılan atama işlemi fenne, hukuka ve usule uygun şekilde gerçekleştirilmişse; buna doğru adını koymak gerekir. Bu bir sürgün değil, bir tayindir. Zaman içinde her şey yoluna gireceğini bilmek gerekir.
Sonuç olarak; yaşanan hadise tarihteki sürgünlerle benzeştirilecek bir durum değildir. Tartışılabilir, eleştirilebilir; ancak bu eleştiriler kavramları yerinden oynatmadan, devlet ciddiyeti ve sağduyu zemininde yapılmalıdır. 07.02.2026
Yusuf Sadık, Eğitimci, Yazar, Gazeteci, Emekli Milli Eğitim Müdürü