Ara
Gümüşhane
Kapalı
2°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,5905 %-0.09
51,5710 %-0.11
7.060,22 % 1,68
Sürgün Değil, Tayin Üzerinden Okumak

Sürgün Değil, Tayin Üzerinden Okumak

YAYINLAMA:

Son günlerde Gümüşhane’de yaşanan bir tayin meselesi, olması gerekenden fazla bir gerilimle tartışılmaya başlandı. Müftülükle yaşanan görüş ayrılığı, disiplin süreci ve ardından gelen görev yeri değişikliği; bazı çevrelerce “sürgün” kavramı üzerinden okunmak istendi. Oysa meseleyi doğru kavramlarla ele almak, hem adalet hem de sağduyu açısından büyük önem taşır. Çok iyi bir hizmet ehlinin başarısı ona ait olduğu sınırları aşma şansı tanımadığını kaydederek devam edelim.

 

Tarihte ve edebiyatta “sürgün”, çoğu zaman cezalandırma, dışlama ve itibarsızlaştırma anlamı taşır. Refik Halit Karay’dan Yakup Kadri Karaosmanoğlu’na kadar pek çok yazarın kaleminde sürgün; kişinin iradesi dışında, çoğu zaman haksız ve siyasi gerekçelerle toplumdan koparılmasıdır. Bugün konuşulan olay ise bu tanımın hiçbirine bire bir uymamaktadır. Burada söz konusu olan, hukuki zeminde yapılmış bir yer değişikliğidir.

 

Elbette Mürsel Gergin’in çalışma tarzı, yaklaşımı ve icraatları üzerine farklı kanaatler olabilir. Kimileri “şöyle çalıştı”, kimileri “böyle hizmet etti” diyebilir. Bu, toplumun doğal refleksidir. Ancak şahıslar üzerinden yürütülen aşırı sahiplenme ya da sert karşıtlık dili, farkında olmadan devlet otoritesini tartışılır hâle getirme riskini de beraberinde getirir.

 

Devlet; kişilerle değil, kurumlarla, mevzuatla ve usullerle ayakta durur. Bir atama ya da görev değişikliği yapılırken asıl bakılması gereken husus; işlemin fenne, hukuka ve usule uygun olup olmadığıdır. Eğer süreç yasal çerçevede yürütülmüşse, bunu “sürgün” olarak nitelemek hem kavramları zedeler hem de toplumsal tansiyonu gereksiz yere yükseltir.

 

Bu noktada bir duruşu da açıkça ifade etmek isterim. Bendeniz, yazar Yusuf Sadık olarak, imam Mürsel Gergin’i tanıyan, yakınlığını bilen bir kişi olmama rağmen; devlet adına yapılan yasal uygulamaların yanında durmayı bir tercih değil, bir sorumluluk olarak görürüm. Etkin bir yönetici olmanın ve kalem tutan bir yurttaş olmanın gereği de budur.

 

Kişisel yakınlıklar, insani bağlar elbette kıymetlidir. Ancak devletin hukuki işleyişi, bu bağların önünde tutulmadığı takdirde toplumsal düzen zarar görür. Yapılan atama işlemi fenne, hukuka ve usule uygun şekilde gerçekleştirilmişse; buna doğru adını koymak gerekir. Bu bir sürgün değil, bir tayindir. Zaman içinde her şey yoluna gireceğini bilmek gerekir.

 

Sonuç olarak; yaşanan hadise tarihteki sürgünlerle benzeştirilecek bir durum değildir. Tartışılabilir, eleştirilebilir; ancak bu eleştiriler kavramları yerinden oynatmadan, devlet ciddiyeti ve sağduyu zemininde yapılmalıdır. 07.02.2026

 

Yusuf Sadık, Eğitimci, Yazar, Gazeteci, Emekli Milli Eğitim Müdürü

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *