Gümüşhane Kurtuluş Bayramının 108.yılını Bir Hatırayla Anmak
Önümüzdeki pazar, yani 15 Şubat Pazar günü şehrimizin düşman istilasından kurtuluşunun 108. yıl coşkusunu yaşayacağız.
Vatan savunması üzerine verilen kavganın bir bölümünü oluşturan bu şehrin kurtuluşunda, hatıralar, ödenen bedeller, direnen gazilerimizin kahramanlığı ve şehitlerimizin akan kanı vardır. Bu günlere güle- oynaya gelinmediği herkes tarafından bilinmelidir.
Birinci Dünya Savaşı sonunda mensubu olduğumuz cephe yenik düşmüştü… Osmanlı Devleti mütareke masasına, “hasta adam” edasıyla oturtuldu. Ordunun terhis edilmesi ve silah bırakması dayatmasıyla karşı karşıya kalmıştık.
Ama vatansever subaylarımız bunu kabul etmedi. Ordumuz, tüm cephelerden savunma yaparak Anadolu’nun içlerine çekilirken önemli yerleşim yerlerinde yerel direnişçileri milis kuvvetleri adı altında toplamayı da ihmal etmemişlerdi.
1916 yılına gelindiğinde işgal haberleri yayılmıştı.
“Gümüşhane ve bazı doğu illeri Ermenistan’a verilecek” söylentisi, sağır sultanın bile kulağına gitmişti.
Dedem Ömer Efendi, o tarihte köyün muhtarıydı. Şöyle demiş: “Neyi verecekler? Osmanlı’nın kılıcından haberleri var mı?”
Evet, kılıç vardı…
Ama kılıcı kından çıkaracak takat kalmamıştı.
Köyümüz Edire’de birlikte yaşadığımız Rum komşular bu haberleri söylüyordu ama inanmak istemiyorduk. Ta ki o güne kadar…
16 Temmuz 1916’da, Rus öncü birlikleri Dörtkonak’tan geçip karşı dağ köyü Halazara’ya uğradı. Şiran’dan Sivas’a ulaşmak üzere hareket eden keşif kolu köyden geçerken estiler, savurdular.
Felaketin geldiği işte o an anlaşıldı.
Birkaç gün sonra düşman birlikleri köyde konuşlandı.
Yurttaş bezgindi. Tavuk, koyun, ekmek ne varsa zorbalıkla alınıyordu.
İşgal kuvvetleri komutanı seyrediyor, Ermeni intikam mangalarının taşkınlıklarına göz yumuyordu.
Durumu değerlendiren köyün iki akil insanı vardı:
Habipoğlu Osman ve köyün imamı-öğretmeni Beşiroğlu Hoca Ahmet.
Çare belliydi: Göç… Muhaceret.
Hedef; “1. Ordu istikameti” diye bilinen Amasya, Tokat, Yozgat, Çorum ve Ankara yönüydü.
Bir sabah vakti, alınabilen eşya, mal-mülk toparlandı. Gülaçar Deresi’nden, Artabel sırtlarından dağ yoluna düşüldü. Amaç bir an önce emniyetli bölgeye ulaşmaktı.
Mola verilen yer, bugünkü Kocadal Köyü sınırlarında Kelli denilen küçük yerleş yeriydi.
İşte orada kaderi değiştiren bir gelişme yaşandı.
Köydeki mütedeyyin Rum kirvelerden biri büyüklerin yanına geldi:
“Kirveler nereye gidersiniz? Biz sizsiz köyde yaşayamayız.
Ağız birliği yaptık, sizi koruyacağız.
Hem Rus’un içinde isyan çıktı, yakında gidecekler.”
İnanılır mıydı?
İnanılmazdı…
Ama o Rum, aklı başında, cesur bir insandı.
Çaresizlik içinde bu öneri kabul edildi ve ceddimiz Kelli’den geri döndü.
Ancak bozuk düzen kolay tutmazdı.
Bir akşamüstü, Rum kemençeci Yango eşliğinde bir grup yaşlı-genç, işgali “kutlamak ve sevdirmek” adı altında köyün üst başında bir konvoy düzenledi. Asıl hedefleri, köyde çıban başı diye gördükleri Beşiroğlu Molla Ahmet’i sözde onurlandırmaktı.
Ama işin içinde kale içi vardı.
Sabah erkenden bunun bir katliam planı olduğu el altından duyuruldu.
Özel bir ulakla haber, Coloşana (Bahçeli) Köyü’nde Mazhar Başçavuş komutasındaki milis kuvvetlerimize ulaştırıldı.
Plan şuydu:
Çıkacak suni bir arbedede önce Molla Ahmet, ardından Habipoğlu Osman Ağa “kim vurduya” gidecekti.
Tam bu sırada haber yayıldı:
“Milisler köyü bastı, Ermenileri perişan ediyor.” Saldırısı hızla yayıldı.
Plan çöktü.
Coloşana’dan vaktinde yetişen milislerimizin başı Mazhar Çavuş, Çakırlı Mahallesi’ndeki sokakta ilerlerken, 15 yaşındaki bir Rum çocuğu, kapı aralığından uzattığı tüfekle ateş etti.
Mazhar Çavuş bacağından ağır yaralandı.
Gümüşhane (Süleymaniye) Hastanesi’ne yetiştirilmek üzere yola çıkarıldı.
Ama güzergâhtaki Moksufa (Yaydemir) Köyü’nde şehit düştü.
Bu hadise bir dönüm noktası oldu.
Türklerin teslim olduğunu sanan Ermeniler yanıldıklarını anladı. Bir kısmı köyü terk etti.
İşgal kuvvetleri karakol komutanı şu ilanı yaptı:
“Bundan sonra her kim mala, cana, namusa tasallut ederse kurşuna dizilecektir.”
Bu emir, köyde ilk kez rahat bir nefes aldırdı.
Ve çok geçmeden… Bolşevik isyanı sebebiyle Rus ve işgal kuvvetleri 15 Şubat 1918’de bölgeyi terk edip çekilip gittiler.
Giden Ermeniler; Bayburt, Erzurum ve Horasan köylerinde akıl almaz zulüm ve katliamlar yaptı.
Ancak Gümüşhane’de, işgal kuvvetleri komutanının Azeri ve askerlerin SALTAT diye nitelenen, (yarı Rus yarı Azeri kökenli) olması işe yaradı en azından büyük acıların yaşanmamasının nedeni oldu diyebiliriz.
“Bu ayrıntı, birçok yazarın notlarında yoktur.”
Bu anlattıklarım Babam İstiklal Gazisi Ahmet Sadık’tan bizzat dinlediğim,
annem Ayşe Hatun’un teyit ettiği yaşanmış gerçeklerdir.
Annem anlatırdı: O katliam gecesi 12 yaşındaymış.
Annesi Seher Hatun, hamile hâlde kaçıp bostandaki fasulyelerin arasına saklanmışlar...
İşte bu hatıralarla, Gümüşhane’nin kurtuluş günlerini aydınlatmaya çalıştık. Her bir karışında şehitlerimizin kanı ve gazilerimizin emeği vardır. Üzerinde özgürce yaşadığımız bu topraklar ve bu şehir, kurtuluşunu Mazhar Çavuş gibi şehitlere, sabreden analara, direnen köylülere borçludur. Bu vesile ile kurtuluşa giden yolu açan ve Zaferle sonuçlandıran Baş Komutan Mustafa Kemal ATATÜRK’ü, şehitlerimizi ve gazilerimize bir kez daha rahmetle anıyoruz.
15 Şubat Gümüşhane’nin kurtuluş günü kutlu olsun.
Unutursak, bir daha anlatamayız. 14.02.2026
Yusuf SADIK, eğitimci, yazar, gazeteci, Emekli Milli Eğitim Müdürü.