Bugün bir farkındalık günü
Takvimlerde adı yazıyor, sosyal medyada etiketler dolaşıyor, turuncu kalpler çoğalıyor. Ama bazı aileler için bugün, diğer günlerden hiç farklı değil. Çünkü onların hayatında farkındalık bir gün değil; her sabah yeniden başlayan bir mücadele.
Bir hastane koridorunu düşünün. Sessizliğin içinde yankılanan ayak sesleri… Duvarlarda çocuk resimleri, kapıların ardında yarım kalmış oyunlar, ertelenmiş doğum günleri, saklanmış gözyaşları… O kapılardan birinin arkasında küçücük bir beden, kocaman bir savaş veriyor. Saçlarını değil, çocukluğunu kaybetmemek için direniyor.
Çocukluk çağı kanseri…
İnsanın cümle kurarken bile zorlandığı iki kelime.
Oysa o odalarda umut da var. Serum askısına asılı cesaret, minik ellerde kocaman bir güç var. Kemoterapi sonrası yorgun düşmüş bir çocuğun, annesine bakıp gülümsemeye çalışması var. O gülümseme, dünyadaki bütün karanlığa meydan okuyan bir ışıktır.
Bir anne düşünün. Geceleri sandalyede uyuklayan, alarm kurmadan uyanan, doktorun dudaklarından dökülecek her kelimeye tutunan…
Bir baba düşünün. “Ben buradayım” diyebilmek için ayakta kalmaya çalışan, korkusunu cebine koyup cesaret giyinen…
Ve bir çocuk… En çok da bir çocuk düşünün. O, hastalığın adını bilmez belki. Ama iğnenin acısını, saçının dökülüşünü, arkadaşlarını özlemeyi bilir. Yine de oyun oynamak ister. Yine de hayal kurar. Yine de yaşamak ister.
İşte tam bu yüzden zaman çok kıymetli.
Çocukluk çağı kanserlerinde erken tanı hayat kurtarır.
Geçmeyen ateş, açıklanamayan morluklar, uzun süren halsizlik… Bazen küçücük bir belirti, büyük bir gerçeğin habercisi olabilir. “Geçer” dememek, “Bir bakalım” diyebilmek, bir kontrolü ertelememek… Bunlar sadece tedbir değil; bir çocuğun yarınlarına açılan kapıdır.
Farkındalık sadece bir paylaşım değildir.
Farkındalık; görmek, duymak, anlamak ve harekete geçmektir.
Bir cümle kurmak, bir kapıyı çalmak, bir aileye “yalnız değilsiniz” demek… Bazen en büyük ilaç, insanın insana verdiği umuttur.
Bizim için mesele istatistik değil.
Yüzde değil.
Rakam değil.
Bizim için mesele, yeniden kahkaha atabilen bir çocuk.
Okul çantasını sırtına takıp koşabilen bir çocuk.
Saçlarını rüzgâra bırakabilen bir çocuk.
“İyileştim” diyebilen bir çocuk.
Bugün bir farkındalık günü olabilir.
Ama unutmayalım; bir çocuğun hayata tutunma mücadelesi 24 saat sürer. Tatili yoktur, ertelemesi yoktur. Bu yüzden duyarlılığımız da bir güne sığmamalı.
Turuncu bir kalp koymak güzel.
Ama asıl mesele o kalbi büyütmek.
Çünkü umut var.
Çünkü iyileşme var.
Çünkü birlikte olursak, erken tanıyı yayarsak, destek olursak, bu hikâyelerin sonu değişebilir.
Bir gün bir hastane odasının kapısı açılır. Doktor gülümser. Anne ağlar ama bu kez sevinçten. Baba derin bir nefes alır. Ve o çocuk… O çocuk yeniden kahkaha atar.
İşte bütün mücadele, o kahkaha içindir.
Bugün sesi büyütelim.
Yarınlara umut olalım.
Bir çocuğun gülümsemesi için, hep birlikte. 🧡