Terörsüz Türkiye Raporu’na Bakış
TBMM bünyesinde hazırlanan “Terörsüz Türkiye” komisyon raporu, ana hatlarıyla kamuoyuna açıklandı. Meclis için bir tavsiye niteliğinde olan raporun, soru işaretlerini kaldırarak daha şeffaf olabilmesi için, görüşme metinlerinin de topluma açıklanması beklenmektedir.
Rapor sıradan bir bürokratik metnin ötesinde, siyasal hafızaya bırakılmış stratejik bir not niteliği taşıyor. Çünkü bu tür belgeler mevcut tabloyu anlatmanın yanında, devlet aklının hangi istikamete yöneldiğini de ima eder. Asıl mesele çoğu zaman satırlarda değil, satır aralarındadır.
Raporun temel iddiası, güvenlik politikaları ile demokratik adımların aynı anda yürüyebileceği yönünde. Bu yaklaşım Türkiye için tamamen yeni sayılmaz. Ancak ilk kez bu kadar açık ve kurumsal bir dil içinde formüle edilmiş görünüyor. Şartlı ilerleme modeli olarak tanımlanabilecek bu anlayış, hem güvenlik hassasiyetlerini, hem siyasi çözüm beklentilerini, aynı denklemde tutmayı hedefliyor. Kağıt üzerindeki bu dengeyi koruyacak olan sahadaki gelişmelerdir.
Raporda; Anayasanın ilk 4 maddesinin ve devletin üniter yapısının tartışılmaz olduğunun kabülü, genel af önerisinin bulunmaması, devletin kırmızı çizgilerini koruduğunu gösteriyor. Bu tercih, sürecin tamamen yumuşama ekseninde değil, kontrollü dönüşüm çizgisinde ilerleyeceğinin işareti sayılabilir.
Raporda dikkat çeken başlıklardan biri de toplumsal entegrasyon meselesi. Şiddete bulaşmamış örgüt mensuplarının topluma kazandırılması fikri, salt güvenlik eksenli politikalardan sosyolojik çözümlere yönelme arayışını yansıtıyor. Ancak burada belirleyici olan yalnızca hukuki düzenlemeler değil, toplum psikolojisi olacaktır.
Raporda bulunan, tutukluların durumunun iyileştirilmesi, Anayasa mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uyulması tavsiyesi zaten kanunlarımızda mevcuttur. Bunun raporda tekrar belirtilmesi bazı çevrelerce, “teröristbaşına umut hakkı ve Demirtaş’a özgürlük” çalışmalarının örtülü hali olarak nitelendirilmiştir. Ancak bu yöndeki açıklamaların kamuoyunda tepki çektiğini gören komisyonun; mevcut mahkeme kararlarının korunacağını, hukuki çerçevede kalınacağını ve sürecin işleyişine göre hareket edileceğini belirtmesi isabetli olmuştur.
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın süreci “adım adım ilerleyecek bir hedef” olarak tanımlaması da, zaten bu ihtiyatlı zeminin siyasi ifadesi niteliğinde. Bu söz, süreçte alelacele ve hızlı sonuç beklentisinden ziyade, uzun vadeli stratejiye işaret ediyor. Kırk yılı aşan bir güvenlik sorununun kısa vadeli düzenlemelerle çözülemeyeceği gerçeği düşünüldüğünde, bu yaklaşım gerçekçi bir çerçeve sunuyor.
Siyasi cephede ise farklı tonlar dikkat çekiyor. DEM Parti rapora genel çerçevede destek verirken, üniter devlet yapısı, genel af olmaması ve silahlı mücadele katılmış teröristlere yeşil ışık çıkmaması gibi bazı maddelere itiraz ediyor. Çünkü gazi mecliste atılan hain sloganlar, bayrağımıza yapılan saygısızlık ve “DEM’in Densiz Raporu” dikkate alındığında; istedikleri olmasa da, söylem ile siyasi pratik arasında çelişki izlenimi oluşturmamak ve süreci bozan olmamak için, DEM’liler rapora çekinceli evet demek zorunda kalmıştır.
Hain terör örgütü PKK, devletimizin kararlılığı ve güvenlik güçlerimizin etkili mücadeleleri sonucunda köşeye sıkışmış, ABD bile bu piyonu Suriye’de terketmiştir. Türk Devleti, bugün her zamankinden daha güçlü olup, terör örgütü ve onun siyasi uzantıları bunu görmektedirler. Bu nedenle kendilerine göre itirazları olsa da, rapora kerhen evet demek zorunda kalmışlardır. Devletimiz, terör belasını ülkemizden tamamen yoketmek için, eli güçlü olduğu bir dönemde süreci başlatarak, terörle sonuç alınamayacağı gerçeğini, muhataplarına da kabul ettirmiştir.
Biliyoruz ki; hain hainliğinden vazgeçmez, bizi zayıf görünce, fırsat bulunca yine harekete geçecektir. Hainleri, Devlet ve millet olarak, bir ve güçlü olmamız engelleyecektir.
Türk Devleti ve Türk Milleti ilelebet var olsun.
Ramazan ayımız mübarek olsun…
20.02.2026 Av. Ali Haydar Dereli