Gemiyi Buzdağına Çarptırmamak
Hikayeye göre kurdun biri dereden su içerken, daha aşağıda su içen bir kuzu görür ve onu yiyeceğini söyler. Kuzu “niçin” diye sorunca, “suyumu bulandırıyosun” der. Kuzu “iyi de ben derenin aşağısındayım, senin suyunu bulandıramam” deyince, kurt “olsun, yine de yiyeceğim” cevabını verir.
Dünyanın en büyük nükleer silah üreticisi ABD ve ortadoğuda nükleer silaha sahip tek ülke olan İsrail, nükleer silahı olacağı gerekçesiyle İran’a haksız ve hukuksuz bir terör saldırısı başlattılar. Bizim var ama sende olamaz mantığının sakatlığı yanında, saldıranların dünyada atom bombasını kullanan tek ülke olan ABD ve onun saldırgan çocuğu İsrail oluşu, kurtla kuzuyu andırıyor.
İlk gün İran’da Hamaney dahil birçok üst düzey devlet görevlisini ve küçük kız çocukların olduğu bir okulda, 167 minicik bedeni şehit ettiler. İran’da karşılık olarak İsrail’e ve bölge ülkelerindeki ABD üslerine saldırınca, Arap–Fars hattında da bir kırılma riski ortaya çıktı. Bu kırılmanın İsrail tarafından tetiklendiği de söylenmekte. Öte yandan küresel güçlerin büyük güç rekabeti, enerji koridorları ve bölgesel etki siyasetleride bölgeyi karıştırmakta. Tüm bunlar bir araya geldiğinde, Ortadoğu’daki yangının kontrolsüz bir bölgesel savaşa dönüşme riski artıyor.
Ateş çemberine dönmüş Ortadoğuda, akıllı politikalarıyla savaşın dışında kalabilen tek ülke ise Türkiye. Ankara izlediği sulh politikası ile, hamasi reflekslerle taraf olmadığı gibi, edilgen bir sessizlik içinde de kalmıyor. Aktif ama temkinli. Masada ama çatışmanın içinde değil. Güçlü ama provoke edilebilir değil.
Türkiye’nin, hem bu savaşın hem de Rusya Ukrayna savaşının dışında kalması elbette rastlantı olmayıp, ince ayarlı bir devlet politikasının sonucudur. Kimi zaman arabuluculuk, kimi zaman kolaylaştırıcılık, kimi zaman diplomatik temasları açık tutma. Türkiye, taraf olmadan masada kalmayı tercih ediyor.
Ankara uzun süredir, bölgesel fırtınayı erken okuyan bir perspektifle hareket ediyor. Sadece bugünü değil, yarını da hesap eden bir denge siyaseti izleniyor. Hem bölgenin hem de küresel sistemin tehlikeli bir kırılma sürecine girdiği çok önceden görülmüş; buna göre çatışmalardan uzak durmayı önceleyen bir tutum belirlenmişti.
Denge politikası ince bir ip üzerinde yürümek gibidir. Fazla yaklaşırsanız taraf olursunuz, fazla uzaklaşırsanız da etkisiz. Üstelik İsrail ve Yunanistan tarafı, sürekli olarak Türkiye’yi İsrail’e ve dolayısıyla ABD’ye karşı bir savaşa sokmak isterken, denge daha da zorlaşır. İçimizde de duygusal ama mantıksız reflekslerle “İsrail’e vuralım, İran’ı kurtaralım”diyenler az değil. Sanki karşımızda dünyanın süper gücü yokmuş gibi.
Bir devlet için en akıllı yönetim, ülkesini mecbur olmadıkça yıkıcı bir savaştan uzak tutan ve caydırıcılık için savunmasını güçlendiren yönetimdir. Türkiye şu anda bunu çok başarılı yapmaktadır. Bütün bir bölge yanarken, korunaklı bir pozisyonda kalması, bu stratejinin işe yaradığının göstergesidir.
Devlet aklı bazen yüksek sesle konuşmayıp, ülke gemisine sessizce doğru yönü verir.
Kan deryasına dönmüş Ortadoğu coğrafyasında, en zor ama en gerekli politika da budur.
Gemiyi, buzdağına çarptırmadan yürütmek…
05.03.2026 Av. Ali Haydar Dereli