ÖZLEDİĞİMİZ BAYRAMLAR
Bayramlar… Takvim yapraklarında aynı yerde duran ama ruhumuzda her yıl biraz daha yer değiştiren o özel günler. Eskiden bir “gelişi” vardı bayramların; şimdiyse sanki sadece “geçip gidişi” kalmış gibi.
Çocukluğumuzun bayramları, sadece bir gün ya da birkaç tatil dilimi değildi. Bir mevsimdi adeta… Arefe günüyle başlar, kalbimize usul usul yerleşirdi. Evlerde hummalı bir hazırlık olurdu; annelerin telaşı, mutfaktan yükselen o tanıdık kokular, sarmaların dizilişi, tepsilerde soğumaya bırakılan tatlılar… Her şey bir anlam taşırdı. Her detay, bayramın gelişini müjdelerdi.
Temizlik bile başka bir anlam taşırdı o zamanlar. Yorgunluk değil, bir arınmaydı sanki. Evler silindikçe içimiz de hafiflerdi. Perdeler yıkanır, halılar silkelenir, camlardan süzülen ışık bile daha berrak görünürdü. Çünkü bayram, sadece eve değil, kalbe de gelirdi.
Ve o sabahlar… Bayram sabahları… Gün daha yeni ağarırken evde başlayan o sessiz hareketlilik. Çayın kaynama sesi, mutfaktan gelen o sıcaklık, yeni kıyafetlerin verdiği tarifsiz heyecan… Büyüklerin ellerini öpmek için sıraya giren çocuklar, cebine konan harçlıkla dünyayı kazanmış gibi sevinen küçük kalpler…
Sofralar kalabalıktı. Ama asıl kalabalık olan şey, sevgiydi. Kahkahalar, sohbetler, anılar… Herkes birbirine gerçekten “yakın”dı. Sadece mesafe olarak değil, yürek olarak da.
Şimdi ise…
Aynı bayramlar, bambaşka duygularla geliyor kapımıza.
Evler daha sessiz. Sofralar daha küçük. Hazırlıklar daha kısa. Ve belki de en acısı, o eski heyecanın yerini tarif edemediğimiz bir hüzün almış durumda. İnsanlar bayramı bir tatil fırsatı olarak görüyor artık. Dinlenmek, uzaklaşmak, kaçmak… Oysa bir zamanlar bayram, “yaklaşmak” demekti.
Belki de değişen sadece zaman değil. Biziz. Yaş aldıkça eksiliyoruz. Kalabalıklarımız azalıyor. Sofrada bir sandalye boş kalıyor, sonra bir tane daha… Ve biz, o eksilen sandalyelerin sessizliğinde eski bayramları arıyoruz.
“Nerede o eski bayramlar?” diyoruz.
Aslında cevap çok uzağımızda değil.
Eski bayramlar, o kalabalık sofralarda, o içten sarılmalarda, o koşulsuz sevinçte saklıydı. Şimdi ise onları yaşatmak yerine sadece hatırlıyoruz. Oysa belki de yeniden inşa edilebilirler… Daha küçük, daha sade ama daha “gerçek” şekilde.
Çünkü bayram; ne sadece tatlıdır, ne temizliktir, ne de tatildir.
Bayram, bir araya gelmektir. Hatırlamaktır. Hatırlanmaktır.
Belki eskisi gibi olmayacak, evet. Ama belki de mesele eskisi gibi olması değildir. Mesele, bugünün içinde o duyguyu yeniden bulabilmektir.
Ve kim bilir…
Belki bir gün, bugünün bayramlarını da özleyeceğiz.
Bütün dostlarımın bayramını en içten dileklerimle kutluyorum.