BİR ULU ÇINARI SONSUZLUĞA UĞURLADIK: İLBER ORTAYLI
LİYAKATİN SÜKÛTU, HASEDİN GÜRÜLTÜSÜ VARDIR
Dünya sahnesi, her asırda nadiren yetişen "Ulu Çınarların" gölgesinde serinler. Bu şahsiyetler, sadece bilgi yığınlarını zihinlerinde taşıyan birer hamal değil; hakikati damıtıp topluma usulünce sunan, bir devrin hafızasını ve vakarını temsil eden münevverlerdir. Türk tarihçiliğinin ve entelektüel dünyasının zirve isimlerinden Prof. Dr. İlber ORTAYLI gibi bir değerin fiziksel varlığının aramızdan ayrılışı, sadece bir boşluk değil, aynı zamanda bir sınavı da beraberinde getirir: “Asil olanın gidişiyle, saklı kalan çiğliklerin gün yüzüne çıkma sınavı”dır bu…
İnsanlık tarihi kadar eski bir marazdır kıskançlık. Kendi iç dünyasındaki noksanlığı, bir başkasının fazlalığına saldırarak kapatmaya çalışmak, "eziklik" diye tabir edilen ruhsal bir çukurun tezahürüdür. Büyük ağaçlar devrildiğinde, onların gölgesinden bile nasiplenememiş olanların ellerinde baltalarla "odun kesmeye koşması", aslında o ulu ağacın yüksekliğine duyulan gizli hayranlığın, nefrete dönüşmüş hâlidir. İspanyol atasözünün işaret ettiği bu durum, liyakatsizliğin en hazin fotoğrafıdır.
Şark’tan Garp’a, kuzeyden güneye kadar tüm kadim kültürler, bir "ustanın" veya "aslanın" yokluğunda meydanın kimlere kaldığını benzer teşbihlerle anlatır. Ruslar devlerin gidişiyle cücelerin kendilerini dev sandığını söylerken; Çinliler kaplanın yokluğunda maymunun krallık davasına dikkat çeker. Bu evrensel mutabakat bizlere şunu fısıldar: Bir alanda rüştünü ispat etmiş, "ehl-i hüner" vasfına erişmiş kişilerin sessizliği, sadece kargaların şarkı söylemesine veya farelerin bayram etmesine yarar. Ancak unutulmamalıdır ki; karganın sesi ne kadar yüksek çıkarsa çıksın, bir bülbülün zarafetine asla erişemez.
Bizim irfan geleneğimizde ise bu durum, "At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır" vecizesiyle en asil ifadesini bulur. Yiğidin bıraktığı şan, geride kalan "uyanıkların" fitne ve fesat dolu gürültüsünü bastıracak kadar güçlüdür. "Güneş batınca küçük yıldızların kendilerini dev sanması" sadece karanlığın yarattığı bir illüzyondur. Şafak vakti geldiğinde ve hakikatin ışığı tekrar vurduğunda, o küçük parıltıların hiçbir hükmü kalmayacaktır.
İlber Ortaylı gibi bir "Tarih Dehâsı"nın, bir tarih mualliminin ardından dökülen liyakatsiz sözler, aslında sahibinin kimliğini ve kalibresini ele verir. Usta ölse de örsü pazarın ortasında kalsa da o örse vurulan her darbenin tınısı, hakiki kulaklar için hâlâ oradadır. Aslanın ardından uluyan çakallar, sadece ormanın artık sahipsiz olduğunu sanan bedbahtlardır. Oysa asıl miras, çakalların gürültüsünde değil, arslanın bıraktığı vakarlı izdedir.
Alanında en iyi, en yetkin, en gözde olan kişiler vefat edince (Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK gibi… Prof. Dr. İlber ORTAYLI üstat gibi…) birilerine gün doğar adeta. Ve başlarlar kalplerindeki fitne, fesat ve kıskançlıkla hareket edip içlerindeki kini, nefreti ağızlarından akıtmaya… Bu tür liyakatten nasibini almamış bedbahtlar; böylesi öncü, aydın, seçkin kişilerin manevi âleme göçüyle kendilerinde hastalıklı bir cesaret bulurlar ve fırsat bu fırsat deyip içlerindeki kini ulu orta bir yerlere kusarlar. Mantıkları ise “Çamur at, tutmazsa izi kalır.” türündendir. Bu güzide şahsiyetlerin ardından mesnetsiz iddialarda bulunanlar ağızlarından akıttıkları öz sularını yer yer geriye yutsalar da yine de amaçlarına ulaştıklarını zannederler. Bu tür tavır sergileyen zihniyetin ruh hâllerini özetleyen Türk Atasözlerinden derlediğim veciz ifadeleri içeren bir demet Atasözümüzü sizlere sunmak istiyorum.
Türk Atasözlerinde denir ki:
"Köy boşalınca tilki vali olur."
“Kedi gidince fareler bayram eder."
"At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır."
"Arslan ölürse saçı sakalı bitmedik tilki şah olur."
"Güneş batınca küçük yıldızlar kendilerini dev sanır."
"Meydan boş kalınca teke kendisini Abdurrahman Çelebi sanır."
"Usta çekici eline alınca bin altın, usta ölünce örsü pazarın ortasında kalır."
"Ehl-i hünerin kadrini (kıymetini) yine ehl-i hüner bilir; usta ölürse iş çırağın insafına kalır."
Kıskançlık, çekememezlik, fesatlık, fitnecilik evrensel bir hastalıktır. Her millette bu tür hasta ruhlu kişiler vardır. Bu kişiler alanında rüştünü ispat etmiş aydın, münevver ve yol gösterici kişileri çekemezler. Bu ruhları onları adeta bir canavara çevirir. Örneğin Türk bilim adamı, tarih alanında dünya çapında bilinen bir kişi olan Prof. Dr. İlber ORTAYLI üstadımın vefatıyla kendini bir şey zanneden birkaç sosyal medya fırsatçısı, meşhur olma tutkunu veya para ile yönlendirilen troll, onun ardından boş, mesnetsiz, düzeysiz laflar ettiler. Bu zavallı kişilerin psikolojik anlamda düştükleri çukuru ifade etmek için Dünya edebiyatından derlediğim bir kaç Atasözünü dikkatinize sunuyorum.
Rus Atasözünde denir ki:
"Devler gittiğinde, cüceler kendilerini dev sanmaya başlar."
Fransız Atasözünde denir ki:
"Aslanın yokluğunda, çakallar kendilerini ormanın kralı ilan ederler."
Çin Atasözünde denir ki:
"Dağda kaplan yoksa, maymun kendini kral ilan eder."
İtalyan Atasözünde denir ki:
"Kaptan ölünce, gemiyi fareler yönetmeye kalkar."
İran Atasözünde denir ki:
"Bülbülün sustuğu yerde, kargalar şarkı söyler."
Arap Atasözünde denir ki:
"Atlar ölünce eşeklere gün doğar."
Afrika Atasözünde denir ki:
"Filler kavga ederken çimenler ezilir; filler ölünce de meydan böceklere kalır."
İspanyol Atasözünde denir ki:
"Büyük ağaç devrilince, herkes odun kesmeye koşar."
Gazi M. Kemal Atatürk’ün deyimiyle “Ne Mutlu Türk’üm Diyene!” Yazıklar olsun Türk milletine hakaret edip tuzak kuranlara…
Aklınız ve gönlünüzle yolunuz açık; alnınız ak olsun.
Muzaffer ARSLAN
Şair-Yazar