GURBET OLDU AZIĞIM
Niyet ettik besbelli kuşluk vaktinden erken,
Denkleri bir eyledik çil horozu öterken.
Ardımızda bıraktık Trabzon'a giderken,
Heybemizde lor ekmek gurbet oldu azığım.
İsmail HAYAL
Gurbet kavramının belki de en çok yaşandığı, gurbetin en çok beklenildiği ve konuşulduğu tek ildir Gümüşhane. Zira mağdur ve mahrum bir şehirdir Gümüşhane. Tabiri caizse kaderi göç diye alnına kazılmıştır her bir Gümüşhanelinin. Ve her Gümüşhaneli çocuk zemheri çocuğudur bu yüzden.
Sırtımıza şeleği düğüm edip bağladık,
Ardımızda anılar hüzünlendik ağladık.
Ve durulduk bir zaman Harşit gibi çağladık
Heybemizde lor ekmek gurbet oldu azığım.
Gitmek gerekti. Zira dar coğrafya ve bereketsiz topraklar artık beslemiyordu bu şehri. Muhacirlik yıllarında savaşlardan çıkan ve muzdarip Gümüşhane halkı Muş’a, Tokat’a ve İç Anadolu’nun değişik illerine öküz arabaları ve yayan olarak vurdular yola. Kimi bir dağ başında vefat etti, bir çukur kazıldı ve yıkanmadan kefensiz bir şekilde kondular bilinmeyen bir yerin bilinmeyen bir dağ başında mezara. Gözyaşları ile dualar dökülerek titrek dudaklardan canlarının bir parçasını emanet ettiler bu bilmedikleri coğrafyanın kara bağrına.
Sarıçiçek, Akhisar, Arduç ve Tanere'den,
Göçler yola dizildi Sobran, Yayladere'den.
Demirören Köyü'nden Kale, Yağmurdere'den,
Heybemizde lor ekmek gurbet oldu azığım.
Altmışlı yıllar ile Almanya başta olmak üzere en yakın gurbeti Trabzon’a, Erzincan’a, Samsun’a, Ankara, Kocaeli, İstanbul ve Bursa’ya göç seferi başladı. Sobran dere köyleri, Yağmurdere ve Kovans köylerinden umuda doğru Kaleli Cemal Alemdar’ın yanık sesinden gurbet türkülerini dinleyerek yelken açtılar. Gidenler ellerinde tek sanatları inşaatçılık başta olmak üzere hizmet sektörüne talip oldular.
Dürüstlükleri, çalışkanlıkları ile hemen diğerlerinden farklı tutundular gittikleri yerlerde. Çaresizliklerinin verdiği itici güçle evlatlarını okutmak için adeta birbirleriyle yarış ettiler. Kiminin şansı epey yardım etti, kimi çaresizce döndü tekrar doğdukları yere.
Zigana eteğine vurduk İpek Yolu'ndan,
Kandaz Ahmet'e vardık Köstere'nin solundan
Ve tutunduk bir zaman o çamların kolundan
Heybemizde lor ekmek gurbet oldu azığım.
Bu yazıyı okurken inanın her birinizin;
“Aynen bizim hikâyemizi kaleme almışsın hocam” dediğinizi duyar gibiyim. Zira yazımın içinde ki şiirim benim ve dahi sizlerin hayat hikâyesinin bir özeti gibidir.
Evet, gurbet. Az mı bekledik gidenlerin yolunu. Babanız şu dağın arkasında çalışıyor diyerek bizleri avutan annelerimizin geceleri yorgan altından duyulan hıçkırıklarını dinledik o yıllarda. Çaresizliğin verdiği güçle ayakta durmaya çalıştık. Koyun, kuzu bekledik. Rahmetli Kor Fayık Emmi’nin çift kabin kamyonunu hemen her akşam üzeri yolunu az mı bekledik.
Rahmetli Kor Fayık’ın arabası tekliyor,
Gurbet ağzını açmış ve bizleri bekliyor.
Sol yanımda keşkeler dert üstüne ekliyor,
Heybemizde lor ekmek gurbet oldu azığım.
Her seferinde boynumuz bükük, salya sümük ağlayarak sığındık anılara. Tandır başlarında analarımızın al karılı hikâyeleri ve pilli radyolardan Yıldıray Çınar’ın yanık sesinden perişan olduk her birimiz. Duvardaki takvimin yapraklarını koparmak için ayrı bir gayret içindeydik. Biliyorduk ki o yapraklar tükendiğinde babamız gurbet elden gelecek, bizlere sarılacak, saçımızı okşayıp tandır isi vurmuş yanaklarımızdan doya doya öpecek.
Kaf Dağından öteye sapa düştü yolumuz.
Bağlandı kaderimiz hem kırıldı kolumuz.
Ayağımda cızlavut sırtımızda çulumuz,
Heybemizde lor ekmek gurbet oldu azığım.
Gurbet yolunu beklemeyen, babasının yüzünü sadece gurbet dönüşlerinde görebilenlerin yaşadığı şehirdir Gümüşhane. O yüzden bu şehrin çocukları hep hüzünlü büyümüşlerdir. Bir yanları hep eksik kalmıştır ben gibi, sen gibi, hepimiz gibi.
Kul Hayalî kopar mı bilinmez ki yerinden,
Bir hasret ki kocaman yakar beni derinden
İnsanoğlu kaçamaz yazılı kaderinden,
Heybemizde lor ekmek gurbet oldu azığım.