SAĞDUYU ZAMANI
Son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş merkezli yaşanan olaylar, ne yazık ki karanlık emelleri olan çevrelerin iştahını bir kez daha kabarttı. Toplumu ayrıştırmak, kardeşi kardeşe düşürmek isteyenler ellerini ovuşturmaya başladı bile. Buradan Türk milletine sesleniyorum: Uyanık olma vaktidir! Bizi birbirimize düşürmeye çalışan her türlü provokasyondan ve fitne ateşinden uzak durmalıyız.
Özellikle sendikalara ve sivil toplum kuruluşlarına bir çağrım var: Aldığınız kararları, attığınız adımları tekrar gözden geçirin. Birkaç kendini bilmez, niyeti bozuk öğrencinin çıkardığı olaylar bahane edilerek milyonlarca pırıl pırıl gencin eğitim hakkı gasp edilmemeli. Çocukların okuldan uzaklaştırılması kimin ekmeğine yağ sürüyor? Bu süreçlerin birileri tarafından provoke edilip edilmediğini titizlikle analiz etmeliyiz.
Maalesef görüyoruz ki; bazı siyasi partiler, örgütler ve hatta bazı sendikalar, bu tür toplumsal acıları kendi ajandalarına göre yontmaya çalışıyor. Olaylara adeta bir spor takımı tutar gibi fanatikçe ve ideolojik pencerelerden bakılıyor. Oysa ülkemizde zor şartlar altında yaşayan milyonlarca insanımız var; bu insanların saf ve halisane duygularının kötü emellere alet edilmesi en büyük ihanettir. Bilgi kirliliğinin had safhada olduğu bu dönemde, her duyduğumuza inanmamalı, sosyal medyadaki dezenformasyona karşı zihnimizi korumalıyız.
Asıl sormamız gereken soru şudur: Suça sürüklenen bu çocukları okuldan ve toplumdan dışlayarak yok mu sayacağız, yoksa onları kazanmak için mi uğraşacağız? Eğer bu çocukları sisteme adapte edemiyorsak, onları doğru kanallara yönlendirecek mekanizmalarımız nerede? Okul kapılarına bekçi ya da polis dikmek, ancak geçici bir pansumandır. 10 evladımız gittikten sonra alınan tedbir kalıcı çözüm müdür, yoksa kalıcı çözümler üretebilecek miyiz ,zaman gösterecek !
Bizler müfredatı yetiştirme telaşına düşerken, çocuklarımızın ruhuna "Allah sevgisini", "insan saygısını" ve "hakkaniyeti" nakşedebiliyor muyuz? Sokakta karşılaştığı öğretmeninin hatırını sormak yerine yüzüne sigara dumanı üfleyen bir gençlik yetişiyorsa, öğrenci arkadaşlarına ve öğretmenine silah doğrultuyorsa verdiğimiz eğitim duvara çarpıyor demektir.
Öğretmene Saygı: Çocuğuna yanlışını söyleyen öğretmene cephe alan veli, aslında çocuğunun geleceğine dinamit koymaktadır. Öncelikli olarak da çocukların geleceği için veliler eğitilmelidir.
Anne ya da baba odaya girdiğinde çocuk tabletini/telefonunu apar topar kapatıyorsa, orada bir sorun var demektir. Çocuklarımızın dijital dünyada nelerle beslendiğini takip etmek "özel hayat gizliliği" değil, bir ebeveynlik görevidir.
Sonuç Olarak...
Sevginin ve saygının olmadığı bir yerde hiçbir eğitim metodundan verim alınamaz. Bu çocukları dışlamak yerine, daha modern ve kapsayıcı metotlarla topluma kazandırmalıyız. Unutmayalım ki; biz kendi evladımıza sahip çıkmazsak, dış mihraklar ve kötü niyetli yapılar onları kendi amaçları doğrultusunda kullanmakta tereddüt etmeyecektir.
Gelin, birilerinin ekmeğine yağ sürmeyelim. Sağduyulu olalım. Bataklığı kurutmak için eğitimde sevgi ve disiplini yeniden harmanlayalım. Geleceğimizi kurtaralım inşallah.