İKİSU VADİSİNE ATILMAK İSTENEN DİNAMİT
Aşkale Çimento Fabrikası…
Bahçeli Beldesinde yıllardır halka zehir solutması yetmemiş gibi, şimdi de Gümüşhane’nin başka bir cennet köşesini yok etmeyi planlıyor. Gümüşhane Merkez Hasköy ve Boyluca köyleri arasında Soğuksu mevkiinde, kalker ocağı ve kırma-eleme tesisi kurmak istiyor.
Aynı alana ilişkin daha önce yapılan başvurular; yerleşim yerlerine yakınlık, su kaynaklarına etkisi ve tarımsal üretime vereceği zarar gerekçeleriyle reddedilmişti. Şirketin; daha önce reddedilen projeyi, yeniden gündeme nasıl getirdiği kadar, kamu kurumlarının bu projeye nasıl onay verdiği de düşünülmesi gereken önemli bir konu.
Bu mesele artık sadece bir sanayi faaliyeti olmaktan çıkmış olup; doğa, tarım, su ve kırsal yaşamın geleceği üzerine verilmesi gereken bir karar olarak karşımızda duruyor.
Bölgeye gidip sahayı gören herkesin dikkatini çeken ilk şey, coğrafyanın hassasiyeti. Hasköy, Boyluca ve çevre köyler, yalnızca yerleşim alanları değil, aynı zamanda üretim alanları. Tarım ve hayvancılık bu vadinin temel geçim kaynağı. Açılması planlanan taş ocağı ise, bu yaşam alanlarının tam ortasında ve adeta bu yaşam alanını tehdit eden bir bomba.
Taş ocaklarının doğası gereği oluşturduğu etkiler biliniyor: yoğun toz, gürültü, titreşim ve patlatmalar. Bunlar sadece çevresel etkiler değil; doğrudan insan yaşamını, tarımsal verimi ve hayvancılığı etkileyen faktörler. Özellikle sulu tarım yapılan bölgelerde tozun ürün üzerindeki etkisi, çoğu zaman geri dönüşü olmayan kayıplara yol açabiliyor.
Daha da önemlisi, su meselesi. Bölgedeki su kaynaklarının hem içme hem de sulama amacıyla kullanıldığı biliniyor. Bu tür projelerde en küçük bir kirlenme riski bile, yalnızca bugünü değil, gelecek nesilleri de etkileyebilecek sonuçlar doğurur. Bu nedenle çevre hukukunda su kaynaklarına yönelik riskler her zaman en kritik başlık olarak değerlendirilir.
Proje ile ilgili olarak, onaya sunulmak üzere 1075 sayfalık bir Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu hazırlandı. Şirket yetkilileri “nasılsa bu kadar sayfayı kimse incelemez” diye düşünmüş olmalı. Ancak hem makale yazarken araştırma yapmayı görev bilen bir yazar, hem de bölge ve memleket sevdalısı birisi olarak, hafta sonu raporu incelediğimizde çok büyük hatalar olduğunu gördük.
Raporun 318. Sayfasına göre Gümüşhane İl Özel İdaresi’nin projeye olumsuz görüş vermesi, en dikkat çekici husus. Yerel idarenin halkı ve toplum sağlığını önemseyen ve taktir gören bu tutumu, projenin sahadaki gerçekliklerle uyuşmadığının en önemli göstergesi. Çünkü bölgedeki yapıyı, tarımı, sulama havzasını en iyi bilen bu kurum.
Raporu hazırlayanlar İl Özel İdaresinin bu görüşünü, masabaşında rapor alarak telafi yoluna gitmişler. KTÜ uzmanlarına göre bölgede tahsisli sulama yok ve en yakın su tahsisini de 3 km uzaktaki Aşağı Havriya mahallesinde bulmuşlar. Oysa bölgedeki içme ve sulama sularının %80 i tahsisli olmayıp, 250 m. mesafedeki Soğuksu, Pazar, Paşalar, 500 m. Mesafedeki Yukarı Havriya ve Serikas mahallelerinin suları bu şekildedir. Bölgeyi görmeden rapor yazanlar bu mahallelerin galiba damacana kullandığını düşünüyorlar.
Raporun 305. Sayfasında “halkı bilgilendirme amaçlı” toplantı yapıldığı ancak bölgedeki 22 köyün toplantıya katılmayacağına ilişkin dilekçe sunduğu ve halktan kimsenin katılmadığı belirtilmesine rağmen, toplantıya katılanlara sunum yapıldığı ve soru sorulmadığı belirtilerek sanki toplantının amacına ulaştığı şeklinde bir aldatmaca verilmeye çalışılmıştır.
Raporun 315. Sayfasında Orman Genel Müdürlüğü görüşüne göre “Ocak sahası II (iki) alanı içerisinde 1,3 hektarlık alan 3 kapalı devlet ormanına isabet ettiğinden izin verilemeyeceği” belirtilmiş olmasına rağmen, raporda “ocak sahası I (bir) içerisindeki 1,2 hektarlık orman alanı ocak alanından çıkarılarak revize edilmiştir.”denilerek yanıltma yapılmaktadır.
Rapor ile ilgili dikkat çeken bir diğer unsur ise yerel tepkinin büyüklüğü. Aralarında 22 köyün bulunduğu geniş bir yerleşim ağı, projeye açıkça karşı çıkıyor. Muhtarlar ve vatandaşlar, vadilerinin “yaşanmaz olacağı” endişesini dile getiriyor. Bu durum yalnızca sosyolojik bir refleks değil; aynı zamanda hukuki bir veri. Çünkü ÇED sürecinde “halkın katılımı” sadece bir formalite değil, kararın meşruiyetini doğrudan etkileyen bir unsur.
Rapordaki Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Envanterine göre “sahada respit edilen canlı grubu bulunmamaktadır, proje sahasında herhangi bir tür envanterine rastlanmamıştır.” denilirken, altına da “bu raporun ulusal verilere göre hazırlandığı ve saha da çalışılmamış olabilir” denilerek raporun masa başında hazırlandığı itiraf edilmektedir. Çünkü alanda çok yoğun bir yabani hayat olup, raporu yapanlar bu canlıları, fotoğraf çekimi yaptıkları gündüz öğle saatlerinde görmeyi düşünüyor olmalılar. Ayrıca bu beyanları, alanı gezmeyen “Elif Gezen” raporladığı halde, raporun 1052. sayfasında biyolog olarak özgeçmişi yazılan ise Sinan Uzundemir.
Rapora göre işletme safhasında taş ocağında yıllık 100 patlatma işleminin öngörüldüğü ve bir patlatmada kullanılacak patlayıcı miktarının 2646 kg olacağı belirtildi. 10 yıllık süre boyunca 1000 patlatma ile, adeta bölgedeki hayata dinamit konulacaktır. Bölgedeki Paşalar, Soğuksu ve Serikas sakinlerinin evlerinin 250 m. Kadar yakın olduğu dikkate alındığında, hayati tehlikelerinin bile olduğu görülecektir.
Tarım alanlarını ve su kaynaklarını yok edecek bu projeye DSİ ve Tarım Müdürlüğünün şartlı evet demesi hayal kırıklığı. Rapordaki diğer kamu kurumları; alanda yapılacak çalışmalarda insan sağlığı, tarım, su ve çevre ile ilgili konularda azami dikkatli olunması şartıyla raporu onayladılar. Şirketin bu konularda dikkatli olmayacağı ise, Bahçeli Beldesi’ndeki kural tanımayan ve bölgeye zehir saçan eylemlerinden belli.
Tüm bu veriler bir araya getirildiğinde ortaya net bir tablo çıkıyor: Bu proje, klasik bir yatırım projesinden ziyade, ciddi çevresel ve hukuki riskler barındıran bir girişim niteliğinde.
Bir taş ocağı ile; bu coğrafyanın sunduğu yaşam, üretim ve doğal denge geri dönüşü olmayacak şekilde değiştirmek istenilmektedir. Ön raporun bu nedenlerle asla geçmemesi gerekiyor.
Başta iktidar partileri olmak üzere, tüm siyasi partiler ve STK’lar, kısaca tüm Gümüşhane olarak bu yıkıma hep birlikte engel olmalıyız.
Yarın çok geç olmadan…
27.04.2026 Av. Ali Haydar DERELİ