Gümüşhane
Kapalı
12°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
45,2057 %0
53,0405 %-0.11
6.703,28 % -0,19

3 MAYIS 1948 TÜRK’ÜN ÇELİK İRADESİ: ATSIZ BEY

YAYINLAMA:

Gümüşhane’nin onuru, gözbebeği Atsız Ata’ya ilişkin söz etmek elbette benim haddim değil. Ancak dilim döndüğünce duygularımı ifade etmek istiyorum. Gönül heybemizi millî bir şuurla dolduran, kalemini bir kılıç gibi hakikatin emrine veren şahsiyetler, milletlerin sönmeyen meşaleleridir. Türk tarihinin sisli koridorlarında, unutulmaya yüz tutmuş gerçekleri gün yüzüne çıkaran; sadece bir yazar değil, bir "tarih inşaatçısı" olan H. Nihal Atsız, işte bu meşalelerin en gür yananlarındandır. Onun mirası, sadece kütüphane raflarında tozlanan ciltler değil; bugün Türk askerinin göğsündeki gururda, şairin mezarındaki fatihada ve Bozkurt’un yeniden dirilişinde atan kalptir.

Bugün eğer biz, Türk ordusunun kuruluşunu binlerce yıl öncesine, Mete Han’ın disiplinli saflarına dayandırıyorsak; bu bir tesadüf değil, Atsız’ın ilmî ve fikrî mücadelesinin meyvesidir. Yeniçeri Ocağı'nın dar kalıplarına hapsedilmek istenen bir ordu tarihini, Bozkır’ın derinliklerinden çıkarıp asıl mecrasına kavuşturan odur. O, Türk’ün askerlik ruhunun sadece birkaç asırlık bir "ocak" değil, milattan önce başlayan ve ebediyete uzanan bir "gelenek" olduğunu bizlere yeniden hatırlatmıştır. Bu, bir milletin öz güvenini köklerinden yeniden yeşertmektir.

Vefa ise, bu meşakkatli yolun en zarif durağıdır. İstiklal Şairimiz Mehmet Akif’in o sessiz, kimsesiz görünen cenazesinde yükselen omuzlar; Atsız’ın yetiştirdiği, Fethi Tevetoğlu gibi "inanmışlar" ordusunun omuzlarıydı. Bir milletin vicdanı olan şairi, sahipsiz bırakmayan o irade; sadece bir mezar inşa etmemiş, aynı zamanda millî hafızanın yıkılmak istenen köprülerini yeniden kurmuştur. Akif’e gösterilen bu hürmet, Atsız ve çevresinin bu topraklara olan sarsılmaz sadakatinin bir nişanesidir.

Atsız’ın ilim dünyasındaki yeri, bir deryadır. Âşıkpaşaoğlu’ndan Oruç Bey’e, Ahmedî’den 2. Murat devri takvimlerine kadar Osmanlı’nın kuruluş ruhunu fısıldayan eserleri gün yüzüne çıkarması, bir neslin kendi atasıyla tanışma hikâyesidir. O, tozlu rafların ardında kalmış hakikatleri ayıklarken, aynı zamanda Şeyhülislam Ebûssuûd Efendi üzerine yaptığı çalışmalarla da Osmanlı hukuk ve ilim hayatına ışık tutmuştur. Onun kalemi, hem bir müverrih titizliğiyle çalışmış hem de bir mütefekkir derinliğiyle tahlil etmiştir.

Ancak Atsız’ın Türk milletine bıraktığı en büyük miras, şüphesiz ki 1300 yıllık derin bir uykudan uyandırdığı Kür Şad ve Kırk çerisinin destanıdır. Karanlık bir çağın içinde hürriyet ateşiyle yanan o ruhu, edebiyatın ve tarihin süzgecinden geçirerek modern Türk gencinin sinesine bir kor gibi düşürmüştür. Kür Şad, artık sadece bir tarihî figür değil; esarete boyun eğmeyen, istiklal uğruna ölümü vuslat sayan Türk ruhunun ebedî remzidir.

Türk tarihinin derinliklerinden süzülüp gelen o soylu haykırışı günümüze taşıyan Hüseyin Nihal Atsız, Türkçülüğü yalnızca bir siyasi görüş değil, Türk milletinin her alanda mutlak üstünlüğünü hedefleyen bir iman manifestosu olarak görmüştür. Onun düşünce dünyasında Türkçülük; yabancı hayranlığından, kozmopolit rüzgârlardan ve ne idüğü belirsiz ideolojik sapmalardan arındırılmış, saf bir milli cevherdir.

Atsız’a göre bir Türkçü, her şeyden önce karakter abidesi olmalıdır. O, eyyamcılığın sığ sularında yüzenlere ya da dalkavukluğun gölgesine sığınanlara asla prim vermemiştir. Onun ideali; nefsiyle hesaplaşan, sert yaşamayı bir hayat düsturu edinen, Kül Tegin’in cesaretini, Bilge Kağan’ın erdemini, Tonyukuk’un tecrübesini damarlarında hisseden ve Umay asaletini ruhunda taşıyan bir gençliktir. Bu gençlik, "Tanrı Türk’ü Korusun" duasını bir slogandan öte, bir varoluş andı olarak kalbine kazımıştır.

Milli şuurun uyanışını engelleyen en büyük tehlikeyi "Türkümsü" yabancılarda gören Atsız, bu konuda kalemini bir kılıç gibi kullanmıştır. Türk evladı toprağa düşerken suskun kalanların, yabancıların acısına yas tutmalarını millâ bir ihanet ve derin bir samimiyetsizlik olarak nitelemiştir. Ona göre Türk’ün tek efendisi töre, tek bağlılığı ise yasadır.

Vatanı ve milleti için "Bin cihana değişmem şu öksüz Türklüğümü" diyerek aidiyetini en asil şekilde haykıran Atsız; Turan ülküsünü tarihsel bir zorunluluk olarak savunmuştur. Arap ya da Moskof etkisinden uzak, tamamen öz kaynaklarından beslenen bu dik duruş, Türk milliyetçiliğinin pusulası olmaya devam etmektedir. Türk olmak, Türk kalmak, Türk gibi düşünmek ve Türkçe yaşamaktır Atsız.

Kısacası Atsız; Türk'e boyun eğdirecek tek gücün kendi töresi olduğunu hatırlatan, tavizsiz ve çelikten bir iradenin adıdır. Onun bıraktığı miras, Türk milletinin kendi kökleri üzerinde yükselme davasıdır.

Netice itibarıyla Atsız; tarihimizi sadece kâğıt üzerinde değil, ruhlarda ve zihinlerde de "düzeltmiş" bir yol başçıdır. Onun açtığı bu çığırda yürümek; tarihimize sadakat, geleceğimize ise şuurla bakmak demektir.

Ruhun şâd, mekânın uçmağ olsun ey koca Türkçü! Milletin sana olan borcu, senin o tertemiz ülkünü yarınlara taşımakla ancak ödenebilir. Türk milletinin 3 Mayıs Türkçülük Günü kutlu olsun. Atsız Ata’nın kutlu tini (ruhu) şad olsun. Tanrı Türk'e yâr olsun. Atsız Ata’nın yoldaşı Kür Şad olsun.

Aklınız ve gönlünüzle yolunuz açık; alınız ak olsun.

Muzaffer ARSLAN
Şair-Yazar

Son Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız