ANA VAR
Bir dünya saklıydı gözün içinde,
Merhametin vardı özün içinde.
Söz verirdin bize sözün içinde,
Bir tatlı kelâmın başında idin.
İsmail HAYAL
“Ana var it doğurur, ana var yiğit doğurur” diye bir özlü atasözümüz var ya hani ne de güzel sözdür bu. Manasını derinlere inerek bilmek, bilmek de yetmez anlamak, anlamak da yetmez iyice idrak etmek gerekir.
Ana var Eren Bülbül’ü doğurur vatanıma, huzuruma, saadetime, geleceğime, bayrağıma, dinime imanıma göz koyanların gözünü oymak, saklandıkları yeri göstermek için. Ki o ana en değerlimiz olmasının yanında o kahraman evladı ise sadece teröristin yerini gösterdiği için Türk Tarihinin unutulmazları arasına girer.
Ve yine bir başka ana da var ki üstelik öğretmen olduğu, evladının fiziksel, ruhsal yapısını çok iyi bildiği halde, tedavisini hiçe sayan, okul rehber öğretmeninin davetine aldırış etmeyen, evladının problem teşkil ettiğini biliyor ve;
“Benim evladım üstün yetenekli” diyerek kendisini kandıran, evladına toz kondurmayan ve neticesinde bir masum öğretmen ve henüz hayatlarının bahar aşamasındaki on kıymetli yavrumuzun katilini yetiştirir.
Ve yine başka çeşit analar da var ki devletimin polisine, askerine, devletimin en büyük nişanesi olan şanlı bayrağıma hakaret eden, yakan, polis aracımızı deviren, suçu sabit olduğu için evladı yakalandığında polislerin arasında giderken iğrenç sesinin bütün hıncı ve körelmiş kalbinin bütün pisliğiyle;
“Dik yavruuuuum, sakın eğilme…!”
Neden dik duracak ana denilen mahlûkat? Oğlun gurur verecek ne yaptı da dik duracak, devletimin kolluk güçleri arasında adaletin kucağına giderek suçunun karşılığını çekecek ya hani. Suç işledi ya hani.
Öte yandan ülkemizin gurur tablosu olması gerekirken dünya üniversitelerini bırak ülkemizde dahi akademik ve bilim alanında sıfır çeken ama nerede devletime, bayrağıma, dinime, Kuran’ıma ve ezanıma, İslam’ın sembolü başörtüme bira şişeleriyle ve kuduz köpek gibi höykürenlere sen nasıl bir anasın ki sahip çıkıyorsun?
Evet, ana Efendimiz’in (SAV) de buyurduğu üzere;
“Ayaklarının altına Cennet’in serildiği” yüce varlık. Bakın Efendimiz (SAV) “Cennet kadınların ayakları altındadır” dememiş; “Cennet anaların ayakları altındadır” diyerek altını çizmiş.
Ama sakın burayı yanlış anlamayın haaaaa! Oğlunu yanlış yetiştiren, devletine karşı getiren, dinine söven, Allah’ını, kitabını ve peygamberini inkâr eden evlatları (!) yetiştiren anaları değil kursağına haramı sokmayan, dinini, milletini ve kültürünü ilk yaşından son yaşına kadar evlatlarına anlatan, yol gösteren, rolmodel olan o elleri öpülesi anaları işaret etmiş.
Her ne kadar sembolleşmiş olan anneler gününe itibar etmesem de en azından Anadolu’da bir köyün harabe ocağında unutulan, sözüm ona huzurevlerine (!) bırakılan, dokuz ay seni karnında gezdirip, doğuran, yediren, içiren, hastalandığında başucunda ağlayan, “benim canımı al evlat acısını bana gösterme” dediği halde sokağa, bir başkasının yanına bırakılan, terk edilen o anaların ellerinden öpüyorum hasretle.
Evladını terörist gibi değil saçını kınalayarak peygamber ocağına uğurlayan her annenin büyük küçük fark etmez ellerinden öpüyorum. Bir günü değil tüm günlerini önemsiyor ve kutluyorum.
Anneliğine ve babaanneliğine doymayan sevgili eşim Ayşe Hayal’in aziz hatırasına saygıyla;
İDİN
İki evladınla öyle oturup
Saadetle dolu bir hayal kurup
O hasta halinle ayakta durup,
Bir lokma huzurun peşinde idin.
Sevdin ta yürekten delicesine,
Yuvanı korurdun ölürcesine.
Hayalinde ne var bilircesine,
Bir mutlu yarının düşünde idin.
Bir dünya saklıydı gözün içinde,
Merhametin vardı özün içinde.
Söz verirdin bize sözün içinde,
Bir tatlı kelâmın başında idin.
Hayatı gergefe nakış ördüğün,
Güzelleşirdi hep güzel gördüğün.
Menzile dosdoğru yolu sürdüğün,
Bir dolu kervanın içinde idin
Kul Hayalî der ki hep yarım kaldı,
Bilemedim bana ne kârım kaldı.
Sen gittin geride efkârım kaldı,
Bir zemheri ayın kışında idin.
