Devlet Terbiyesi ile Yoğrulan Bir Ömür: Emekli Vali Hüsnü TUĞLU
“Vefa – Kitap – Adalet”
Bazı insanlar vardır; ömürleri görevle başlar, emeklilikle bitmez…
Çünkü onların mesleği makam değil, karakterdir.
Hüsnü Tuğlu işte o isimlerden biridir.
Sorduğumuz bir soru üzerine söze her zamanki nezaketiyle başladı:
“Değerli Müdür!.. Valilik yaptığım şehirler, Artvin hariç hepsi büyük şehirlerdi: Artvin, Afyonkarahisar, Çanakkale, Antalya, Gaziantep… Her biri ayrı sorumluluk isteyen memleketlerdi.
Ama bilin ki devlet idaresi, okumadan yapılmaz. Okumayan yönetici, pusulasız kaptan gibidir.
Ben okumaya zaman ayırmadım… Zamanı okumaya göre ayarladım.”
Sonra derin bir tecrübenin içinden süzülen cümleler döküldü dudaklarından:
“Sabah erken kalktım, gece geç yattım. Yolculuklarımda kitaplarım hep yanımdaydı. Resmî dosyaların arasında bile bir kitabın sayfasını açacak vakit buldum. Çünkü kitap benim için bir meşgale değil, bir rehberdi.
6500 kitap dediğin sayı değil; bir ömürdür. Her kitap bana bir vilayet daha kazandırdı. İnsanı, toplumu, tarihi anlamayı öğretti. Eğer bir mülki idare amiri insanı tanımıyorsa; ne şehri yönetebilir ne de devleti temsil edebilir.
Ben kitapları sadece okumadım… Onlarla istişare ettim.”
İşte mesele tam da burada düğümleniyor…
Bazıları zamanı tüketir.Bazıları ise zamanın içinde zaman üretir ve iz bırakır.
89 yaşında bir çınar…
Hâlâ okuyan, hâlâ düşünen, hâlâ milletle bağını koparmayan bir devlet adamı…
Emekli Valilik bürosu sıradan bir oda değil; adeta kitap kokusuyla yoğrulmuş bir ilim otağıdır. Raflarda duran 6500’ü aşkın kitap yalnızca okunmuş sayfalar değildir; bir devlet terbiyesinin, bir idare ahlakının sessiz şahitleridir.
Bir ara kendisine takılarak sorduk:
-“Sayın Valim, bu kitapları bir kuruma bağışlamayı düşündünüz mü?”
Yüzünde hafif bir tebessüm belirdi:
“Ha!.. İşte bunu düşünmem lazım… Bilmem nasıl ederim. Çünkü onlar benim arkadaşım…”
Bu cevap bile başlı başına bir kültür tarifidir.
Görev yaptığı Artvin, Afyonkarahisar, Çanakkale, Antalya ve Gaziantep gibi büyük şehirlerde geçen uzun yıllar…Ama o yılların arasında kaybolmayan bir alışkanlık: Okumak…
Kendi ifadesiyle; kahvehane yok, oyun yok, zaman israfı yok…
Devlet işleri tamamlanır, ikametgâha çekinilir ve kitaplarla baş başa kalınırdı. Rahmetli eşi Fikriye Tuğlu’nun getirdiği bir fincan kahve ise çoğu zaman yeni bir kitabın kapısını aralardı.
Bu, bir tercih değil; bir terbiyeydi.
Ancak bu hayatı anlamlı kılan yalnızca okuma disiplini değildir.
Asıl mesele, okunanın hayata nasıl yansıdığıdır.
Antalya Valiliği döneminde yaşanan bir hadise bunun en açık örneğidir.
Yurt dışı eğitim kampına gönderilecek öğrencilerin listesi önüne gelir. İnce bir dikkatle isimleri inceler… Bazı tercihler dikkatini çeker. Soru sorar. Gelen cevaplar vicdanını rahatsız eder. Çünkü liyakat yerine yakınlık tercih edilmiştir.
İşte o anda makam değil, vicdan konuşur. Listeyi geri çevirir. Yeni talimat nettir:
“Yetiştirme yurdundan çalışkan ve imkânı kısıtlı öğrenciler seçilecek.”
Seçilen çocuklar huzuruna getirilir. Her birine harçlık verir. Ama verilen yalnızca para değildir; güvendir, sorumluluktur, milletin duasıdır.
Sonra şu cümleyi kurar:
“Arkanızda Türk milleti var…”Bu söz bir uğurlama değil; devlet anlayışının özetidir.Bu örnek davranış devlet katında da karşılığını bulur ve Hüsnü Tuğlu “Altın Madalya” ile taltif edilir.
Fakat onun için asıl mükâfat, o çocukların hayatına dokunabilmiş olmaktır.
Yıllar geçer… Görevler biter…Ama insanın özü değişmez.
2025 yılının Mart ayında hayat arkadaşı Fikrîye Tuğlu’yu kaybeder. Bu kayıp, insanı içine kapatabilecek kadar ağırdır. Fakat o, acıyı hayra dönüştüren bir yol seçer.
Kelkit’te Küçük Camii bünyesinde bir “Hatır Evi” hayat bulur. Oğlu Taner Tuğlu ve Tansu Tuğlu tarafından büyük emek ve ciddi fedakârlıklarla düzenlenen bu mekân; yalnızca bir bina değil, vefanın taşlaşmış hâlidir.
Üniversite tahsili görmüş, babalarına omuz veren bu hayırlı evlatlar, annelerinin yokluğunu hissettirmemek için adeta bir gönül nöbeti tutmaktadırlar.
İşte gerçek evlatlık budur…
Bununla da kalınmaz… Ramazan boyunca yurt öğrencileri iftar sofralarında buluşturulur. Kurulan sofralarda yalnız yemek paylaşılmaz; merhamet paylaşılır, aidiyet paylaşılır, insanlık paylaşılır.
Çünkü bazı insanlar sevdiklerini kaybettiklerinde susar…
Bazıları ise onları yaşatmanın yollarını arar.
Kelkit eşrafının bu mümtaz ismi bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor:
Devlet adamlığı yalnız görev süresiyle ölçülmez.
Asıl ölçü; görev bittikten sonra da devam eden duruştur
Okumakla beslenen bir zihin… Adaletle şekillenen bir vicdan…Vefa ile derinleşen bir hayat…
İşte bir valiye yakışan tablo budur.
Ayrıca bu kültür ve hizmet ikliminin aile içinde de sürdüğünü görmek ayrı bir kıymettir. Sayın Valimizin küçük kardeşi İlyas Tuğlu da yıllarca İl ve ilçe Millî Eğitim Müdürlüğü görevlerinde bulunmuş, eğitime hizmet etmiş kıymetli bir eğitim neferidir.
Ve biz, bu satırlarda Hüsnü Tuğlu’nun hatıralarını aktarmaya devam edeceğiz.
Çünkü bazı hayatlar anlatıldıkça çoğalır…
Örnek olundukça değer kazanır. Değerlerimizin tanınması bir anı ile elbette sınırlı değildir. Sayın Tuğlu için dahası da var. Kaleme aldığım ve yakında okuyucularımla buluşturacağım “ASRA SIĞMAYANLAR” adlı kitabımda kendisine yer vererek geleceğe taşıdığım bilgisini de bu vesile ile paylaşmış olalım.
Gelecek yazımızın konusu: “Vali Bey, hiç torpil yaptınız mı?”
Cevap: “Evet… Yaptım!” (!)
Yusuf Sadık, Eğitimci, Yazar, Gazeteci, Emekli Millî Eğitim Müdürü


