UĞURLAMAK MI, ABARTMAK MI ?
A Millî Futbol Takımımız Dünya Kupası yolculuğuna çıktı. Hepimiz başarılarını ve ülkemizi en iyi şekilde temsil etmelerini istiyoruz. Ancak son günlerde ortaya çıkan bir görüntü, başarı arzusundan çok başka bir gerçeği yeniden hatırlattı: Biz, bir türlü ölçüyü tutturamayan bir toplum haline geliyoruz.
Yüzlerce araçtan oluşan konvoylar, kilometrelerce uzayan kortejler, saatler süren gösteriler… Sanki turnuvaya gitmek üzere yola çıkan bir kafileyi uğurlamıyoruz da, dünya şampiyonu olmuş bir takımı karşılıyoruz. Oysa sporun doğasında sonuç vardır. Henüz oynanmamış maçların, kazanılmamış kupaların ve elde edilmemiş başarıların kutlaması yapılmaz.
Neden biz her şeyi büyütmek zorundayız?
Sevincimizi de, öfkemizi de, beklentilerimizi de, hayal kırıklıklarımızı da…
Sanki hayatı normal ölçülerde yaşamak bize yetmiyor. Her olay ya destan olmak zorunda ya da felaket. Aradaki sakin limanları sevmiyoruz. Coşkumuzun da freni yok, öfkemizin de.
Henüz turnuva başlamadan yapılan bu görkemli uğurlama aslında yalnızca bir futbol hikâyesi değildir. Bu görüntü, toplum olarak kendimizle ilgili bir aynadır. Çünkü biz çoğu zaman sonucu değil, duyguyu kutluyoruz.
Daha yolun başındayken varış noktasına ulaşmış gibi davranıyoruz. Daha mücadele başlamadan zafer havasına giriyoruz. Sonra da aynı hızla hayal kırıklığının en derinine düşüyoruz.
Oysa hayatın da, başarının da, devlet ciddiyetinin de temelinde ölçü vardır.
Dikkat çekici olan yalnızca törenin büyüklüğü değil, bu büyüklüğün bizde artık sıradanlaşmış olmasıdır. Bir konuda destek göstereceksek en uç noktaya gideriz. Tepki vereceksek en sert şekilde veririz. Seveceksek ölçüsüz sever, eleştireceksek acımasızca eleştiririz. Aradaki dengeyi bulmakta zorlanırız.
Oysa gelişmiş toplumların en önemli özelliklerinden biri, heyecanlarını da akılla yönetebilmeleridir. Dünyanın en başarılı futbol ülkelerinden biri olan Almanya, dört Dünya Kupası şampiyonluğuna rağmen millî takımını sessiz sedasız ve tarifeli uçakla turnuvaya gönderiyor. Enerjisini gösterilere değil; altyapıya, eğitime ve kurumsal başarıya harcıyor. Çünkü onlar bilir ki başarı, konvoyların uzunluğuyla değil, sahadaki performansla ölçülür.
Millî takıma destek vermek elbette güzeldir. Bayraklarla onları uğurlamak da kimseyi rahatsız etmemelidir. Ancak destek ile gösteriş arasındaki çizgiyi koruyabilmek gerekir. Çünkü milletlerin büyüklüğü coşkularının yüksekliğinde değil, coşkularını yönetebilme olgunluğundadır.
Belki de kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Biz gerçekten başarıyı mı seviyoruz, yoksa başarıya giden yolda oluşturduğumuz gösterileri mi?
Dünya Kupası yolculuğuna çıkan millî takımımıza yürekten başarılar diliyorum. Ancak bir yandan da düşünüyorum:
Yüzlerce aracın oluşturduğu konvoylar, saatler süren gösteriler ve büyük organizasyonlar için harcanan enerji; gençlerin spor yapacağı sahalara, amatör kulüplere, altyapıya ve eğitime yönlendirilseydi, Türk futboluna daha büyük bir katkı sağlamaz mıydı?
Buradaki asıl sorun futbol olmayıp, hayatın her alanında ölçüyü kaybetmeye başlamamızdır.
Çünkü toplumları ileri götüren şey, heyecanı akıl ve ölçüyle yönetebilme iradesidir.
05.06.2026 Av. Ali Haydar DERELİ