Gümüşhane
Açık
22°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,3453 %0.15
53,8923 %-0.06
6.170,44 % 0,25
TOPLUM VİCDANI

TOPLUM VİCDANI

YAYINLAMA:

26 Mart 2026 tarihinde bu köşede "Kaza mı, Cinayet mi?" başlıklı bir makale kaleme almıştım.

O makalede Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümünden önce peş peşe yaşadığı şüpheli trafik kazalarını, helikopterin düşmesinden sonra yaşanan arama-kurtarma skandallarını, kaybolan GPS ve elektronik cihazları, Devlet Denetleme Kurulu raporundaki tespitleri ve yıllardır cevabı verilemeyen soruları tek tek sıralamıştım.
Yazının sonunda ise tek bir soru sormuştum:
"Kaza mı, cinayet mi?"

Yazının bütününe bakıldığında, makale yazarı olarak benim ve gazeteden bir gün sonra sayfamda paylaştığım makaleye yorum yapan herkesin düşüncesi, bu hazin olayın cinayet olduğuydu. Bugün, aradan geçen yılların ardından yürütülen soruşturma, artık devletinde aynı düşüncede  olduğunu gösteriyor.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma kapsamında çok sayıda kişi, "tasarlayarak kasten öldürmeye iştirak" suçlamasıyla tutuklandı.

Daha da önemlisi...
Savcılık, bu kişilerin FETÖ yapılanması kapsamında hareket ettikleri iddiasını da soruşturmanın merkezine koydu.

Bu, dosyada yeni bir kırılma noktasıdır.
Çünkü yıllarca kamuoyunda olay; "kaza", "ihmal", "arama-kurtarmadaki eksiklikler" ve "delil karartma" başlıkları altında tartışıldı.
Bugün ise devletin savcılığı, ilk kez olayın planlanmış bir öldürme olup olmadığını ve bunun örgütsel bir yapı tarafından gerçekleştirilmiş olabileceği iddiasını yargı önüne taşımaktadır.

Elbette bu iddialar, mahkeme kararıyla kesinleşmiş değildir. Ancak soruşturmanın yönü artık eskisi gibi değildir.
Tutuklanan isimlere bakıldığında bunun neden önemli olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.

Aralarında emekli hava pilot albaylar, pilot yarbaylar, pilot yüzbaşılar, kara pilotları, astsubaylar, kaza-kırım ekiplerinde görev almış personel, emniyet mensupları ve olayın teknik süreçlerinde görev yaptığı belirtilen isimler bulunmaktadır.

Yani soruşturmanın odağındaki kişiler, olayın meydana geldiği, arama-kurtarma faaliyetlerinin yürütüldüğü, hava trafiğinin takip edildiği, enkazın incelendiği ve delillerin toplandığı kritik aşamalarda görev almış olduğu iddia edilen kişilerdir.

26 Nisan’daki makalede şu cümleyi kurmuştum:
"Helikopterin yerini gösteren cihazların ve özellikle konum verisi kayıtlarının bir kısmının sökülmüş olması büyük şüphe uyandırıyordu."
Bugün görüyoruz ki, savcılık da tam bu süreçlerde görev yapan kişileri soruşturmanın merkezine almış durumda.

Yine yazımda şu değerlendirmeye yer vermiştim:
"Devlet Denetleme Kurulu raporuna göre arama kurtarma ekiplerinin başındaki Tuğgeneral Ali Lapanta ve ekibi farklı alanları dokuz kez ararken, kaza yerini hiç aramıyordu."
Bugün arama-kurtarma sürecinde ve askerî koordinasyonda görev yaptığı belirtilen kişilerin de soruşturma kapsamında yer alması, yıllardır cevap bekleyen soruların neden hâlâ önemini koruduğunu gösteriyor.

Daha önce de ifade etmiştim...
Muhsin Yazıcıoğlu, hayatı boyunca darbelerin karşısında durmuş, hiçbir vesayet odağına boyun eğmemiş bir siyasetçiydi.
12 Eylül'de cezaevini göze aldı.
28 Şubat'ta tehditlere boyun eğmedi.
Millet iradesinin yanında durdu.

Bugün ise, ölümüne ilişkin soruşturmada FETÖ bağlantısı iddialarının gündeme gelmesi, kamuoyunda yıllardır dile getirilen şüpheleri daha somut olarak ortaya koymuştur.
Şüphesiz ki hukukta hükmü mahkemeler verir.
Tutuklama, mahkûmiyet değildir.
Hiç kimse hakkında kesin hüküm, bağımsız mahkemelerin kararı olmadan kurulamaz.

Mahkemeler ve adalet kamu vicdanını rahatlatmak için vardır.
Bu dosyada ortada teknik bir helikopter kazası olmadığı, uluslararası bağlantılarıyla çok yönlü bir cinayetin olduğu kamuoyu tarafından kabul görmüş bir olayda, yıllar sonra da olsa somut gelişmeler olması kamu vicdanında destek görmüştür.

Ben aylar önce, cevabını okurlara bırakarak kendi görüşlerimi yazmıştım.
Bugün de aynı kanaatteyim.
17 yıl sonra yapılan bu tutuklamalar, "cinayet” şüphesini daha da yoğunlaştırmıştır.

Geciken adalet tam adalet olmasa da,
Aradan yıllar geçsede, 
gerçeklerin bir gün ortaya çıkma huyu vardır.

O yüzden bu dava çok önemli.
Gerçeklerin tam olarak ortaya çıkması, 
Hainlerin cezalarını çekmeleri,
Yazıcıoğlu’nun ruhunun şad olması ve
Toplum vicdanının rahatlaması için…

24.07.2026  Av. Ali Haydar DERELİ

Son Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız