ADAM OL(A)MADIKTAN SONRA
ADAM OL(A)MADIKTAN SONRA
Günümüz eğitim sistemimizin en büyük sorunu, akademik başarıyla karakter gelişimini bir türlü dengeleyememesidir. Öğrenciler bilgiyle donatılır ama erdemli davranışları içselleştiremezler. Bu durum, toplum için riskli bireyler yetişmesine zemin hazırlar. Eğitimde asıl vurgu, LGS ve YKS gibi sınavlara yapıldıkça, iyi üniversiteler kazanan ama iletişim kuramayan, tartışmalı davranışlar sergileyen, kariyerinde ilerlemiş olsa bile "insan" olmayı unutmuş doktorlar, öğretmenler, hemşireler ve yöneticiler toplumda giderek daha fazla görünmeye başlar
Bu manzarayı en çarpıcı şekilde anlatan olaylardan biri, sert görünümlü bir hocanın sınıfında geçer. Tebeşirle tahtaya kocaman bir "1" rakamı çizer ve şöyle der: "Bu, karakterdir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey... " Ardından 1'in yanına bir sıfır koyar: "Bu, başarıdır. Başarılı bir karakter 1'i 10 yapar. " Sonra bir sıfır daha ekler: "Bu, tecrübedir. 10 iken 100 olursunuz. " Sıfırlar uzayıp gider: Yetenek, disiplin, sevgi... Eklenen her yeni sıfırın kişiliği 10 kat zenginleştirdiğini anlatır hoca. Derken eline silgiyi alır ve en baştaki 1'i siler. Geriye bir sürü sıfır kalır. Hocanın son yorumu şudur: "Karakteriniz yoksa öbürleri bir hiçtir."
Gerçekten de karakter, insanın hayat maratonunda kendini sabırla ayakta tutan, en zorlu olaylar karşısında sarsılmamasını sağlayan manevi omurgadır. Peki ya bu "1" çürükse ya da zamanla aşınıp silinirse? İşte o zaman ne başarı ne tecrübe ne de unvan kişiyi kurtarabilir.
Bu metaforun acı gerçekliğini geçtiğimiz günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta yaşanan üzücü hadiselerle bir kez daha derinden hissettik. Bu olayların aktörlerinin ortak paydası, akademik olarak belki belli bir yere gelmiş ancak karakter ve ahlak eğitimi bakımından ciddi zafiyetler taşıyan bireyler olmalarıydı. Bu elim vakalar, okullarda adeta bir yarışa dönüşen akademik başarının peşine düşülürken en baştaki 1'e, yani karaktere yeterince yatırım yapılmadığını acıyla gözler önüne sermiştir.
Üstelik bu eksikliklerin sonuçları yalnızca şiddet olaylarıyla sınırlı kalmayıp toplumun her katmanına sinsice nüfuz etmekte. Hastasına karşı merhametsiz bir hekim, amirine karşı saygısız bir müdür, vatandaşına tepeden bakan bir memur, sanatçıyı istismar eden bir menajer, işçisinin can güvenliğini hiçe sayan bir patron ya da davasını satan bir avukat... Bu manzaralar, sadece sınavlarla ve notla ölçülen başarının topluma kestiği ağır faturalardır. Çünkü sıfırlar çoğaldıkça o birin değeri unutulmakta; hırs, başarıyla; saygısızlık, özgüvenle; bencillik ise kararlılıkla karıştırılmaktadır.
İşte tam da bu noktada, ülkemizde son dönemlerde uygulanmaya başlanan Maarif Modeli, "karakter ve ahlak eğitimi"ni yeniden gündeme taşıma çabasıyla önemli bir fırsat sunuyor. Modelin "Erdemli, üretken, huzurlu birey" hedefi, Abraham Lincoln'ün oğlunun öğretmenine yazdığı mektuptaki evrensel mesajlarla ne kadar örtüştüğü hemen fark ediliyor: "Zaman alacak biliyorum... Ama ona şunları öğretebilirsen: Kazanılan bir liranın, bulunan beş liradan daha değerli olduğunu; kaybetmenin de bir öğrenme yolu olduğunu; hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret..."
Ezcümle, bir öğretmenin tahtaya yazdığı o "1", çocuğun yüreğine işlenmez ve hayatta denenmezse, sonradan eklenen bütün sıfırlar bir anlam taşımaz. Bu yüzden anne, baba, öğretmen, kısacası eğitimle ilgili herkesin ortak amacı; sadece dersleri iyi olan değil, aynı zamanda saygılı, sorumluluk sahibi, iyi kalpli ve dürüst bireyler yetiştirmek olmalıdır. Şanlıurfa’da, Kahramanmaraş’ta ve ülkemizin her yerinde yetişecek çocuklarımızın diplomalarındaki sıfırlar kadar, yüreklerindeki ve vicdanlarındaki o ilk "1"e de sahip olmalarını diliyorum.